En hayırlı ilaç, Kur'ân-ı Kerim'dir [H.Ş-Musned-i Ahmed]


Silsile-i Saadat (Silsile-i Zeheb * Altın Silsile)

1. Ebu Bekri’s-Sıddiyk (r.a.)
2. Selman-ı Farisi (r.a.)
3. Kasım bin Muhammed (k.s.)
4. Cafer-i Sadık (k.s.)
5. Bayezid-i Bestami (k.s.)
6. Ebu’l-Hasan Harkani (k.s.)
7. Ebu Ali Farimidi (k.s.)
8. Yusuf Hemedani (k.s.)
9. Abdu’l-Halık Gucdüvani (k.s.)
10.
Hace Arif Rivgiri (k.s.)
11. Mahmud İncir Fag’nevi (k.s.)
12. Hace Arif Ramitini (k.s.)
13. Muhammed Baba Semasi (k.s.)
14. Seyyid Emir Kilal (k.s.)
15. Muhammed Bahaüddin Nakşibend (k.s.)
16. Hace Alaaddin-i Attar (k.s.)
17. Yakub Çerhi (k.s.)
18. Hace Ubeydullah Ahrar (k.s.)
19. Hace Muhammed Zahid (k.s.)
20. Derviş Mehmed (k.s.)
21. Muhammed Hacegi Emkengi (k.s.)
22. Hace Muhammed Bakibillah (k.s.)
23. İmam-ı Rabbani Ahmed-i Faruk-i Serhendi (k.s.)
24. Hace Muhammed Masum (k.s.)
25. Şeyh Seyfüddin Arif (k.s.)
26. Muhammed Nurü’l-Bedvani (k.s.)
27. Şemsüddin Habibullah İbn-i Mirza Can (k.s.)
28. Abdullah-ı Dehlevi (k.s.)
29. Hafız Ebu Said Sahib (k.s.)
30. Habibullah Can-ı Canan (k.s.)
31. Muhammed Mazhar İş’an Can-ı Canan (k.s.)
32. Selahüddin İbn-i Mevlana Siracüddin (k.s.)
33. Ebu’l Faruk Süleyman Hilmi Silistrevi (k.s.)

Toplam Okunma 1759 Bugün Okunma 1

Kuş Evleri

Atlı kültürün kılıçlı çocukları” atalarımız, derin bir doğa sevgisi ile doluymuş. İşte otağının üzerine yuva yapan güvercinler için çadırını bırakıp savaşa giden atalarımızın doğa sevgisi:

Atlı kültürün kılıçlı çocukları doğa ile iç içeydi Kuşlara bile ev yapan millet

Rıza Zelyut

“Atlı kültürün kılıçlı çocukları” atalarımız, derin bir doğa sevgisi ile doluymuş. Otağının üzerine yuva yapan güvercinler için çadırını bırakıp savaşa giden, miraslarından bir bölümünü sokaktaki hayvanlara bırakan, sadaka niyetine kuş azat edenler de onlar. Bugünkü halimizse, geçmişimizle kıyaslanamaz…


İnsan olarak bundan 150 sene öncesine göre ne durumdayız? Cevap çok acı: Maalesef bugün millet olarak atalarımızın çok gerisindeyiz. Çünkü doğanın sade bir üyesi olmaktan çıkıp, yırtıcı birer canavara dönüştük. Bu halimizle de atalarımızdan çok geriye düştük. Bizim atalarımız öyle bir doğa sevgisi ile doluydu ki ağaçta, kuşta, suda, kayalarda bile kutsallık görür; onları kutsar; onlarla bir arada yaşamaktan derin mutluluk duyardı. Bu yüzden kuşlar için bile evler yaparlardı. “Serçe saray, kuş köşkü, kuş evi” gibi adlar verilen bu evler; özenle ve kutsal bir hizmet yerine getiriliyormuşçasına yapılırdı. Camilerde, mezar yapılarında, köşklerde özenle yapılmış; havalandırması bile düşünülmüş bu minyatür yapılar bulunuyordu. Hayvanlara bakmak, ihtiyaç sahibi olanın ihtiyacını gidermek, çaresizlere el uzatmak Türk milletinin en asli ibadeti olarak öne çıkmıştı. Öbür dünyada iyi bir yer edinmek için namaz kılmak, oruç tutmak gibi ibadetlerden çok, eli cebe atarak hayır kurumu oluşturmak daha önemli görünüyordu. Bugünkü ibadet anlayışımız bile 500 sene öncekinden çok daha geriye gitmiş bulunmaktadır.


YILANA BİLE DOKUNMA

 

Sanat tarihçisi Malik Aksel bakın daha yakın zamanlara kadar atalarımızın yaşadığı evleri nasıl anlatıyor: “Eskiden hayvanlarla insanlar akrabalar gibi bir arada yaşarlardı. Kediler davetsiz misafirlerdi. Köpekler hakkında hadis olduğu için eve sokulmazdı. Fakat sokakta bunlara ekmek doğranır, hatta adaklar dahi adanırdı. Yarasa, sansar, gelincik ise evin en kuytu köşelerini doldururlardı. Temel yılanına dokunulmaz, görüldüğü zaman “Şahmelek veya Şahmaran başı için bana dokunma” denir. İyi, kötü her türlü hayvanlara dostluk ve misafirperverlik gösterilir, ayrı ayrı konuklanırdı. Ağaçların tepelerinde, bacalarda, leylekler yer tutardı. Çatı aralarında kırlangıçlar, boş tavanlarda örümcekler! Şayet örümcekler alınacak olursa öğleden evvel alınmalarına dikkat edilir, öğleden sonra başka yerlerde yuva yapabilsinler diye. Hele kuş yuvalarına el değdirilmez, tedirgin edilmezdi. Yuva bozanın günahı büyüktü. Leylek uğurludur. Sıcak memleketlerden geldiği için kendisine hacılık kondurulmuştur. Kumru ve güvercinler kafeste beslenemezler yahut bunları kafeste beslemek günah sayılırdı. Fakat kanarya, saka, ispinoz, flurya, iskete gibi ötücü kuşlar böyle değil. Papağan, dudu kuşu, muhabbet kuşu ise kibar ev ve konakların kuşlarıydı.”

 

İŞTE ECDADIN TÜM DÜNYAYI KENDİSİNE HAYRAN BIRAKAN DOĞA SEVGİSİNE EN GÜZEL ÖRNEKLERDEN BİRİ. TARİHİ KUŞ EVLERİ…

 

YABANCILAR ÖVGÜYLE ANLATIYOR

 

Atalarımızın hayvanlara karşı gösterdiği sevgi ve ilgiyi Avrupalı gezginler hayret ve hayranlıkla anlatmışlardır. İşte onlardan bir demet:

 

Önce 1555′te İstanbul’a gelen Avusturya Elçisi Ogier Ghiselin de Busbecg’in mektubundan bir bölüm: “Bizim mahallenin civarında bir yerde gür yapraklı dallarını etrafa yaymış büyük bir çınar ağacı var. Bazen, kuşçular, yanlarında birçok küçük kuş olduğu halde bu çınarın alına gelip oturuyorlar. Gelip geçenler de onlara para vererek kuşları alıyor ve azat ediyorlar. Serbest kalan kuşlar çoğunlukla çınarın yaprakları arasına konarak kanatlarını çırpıyor, sevinçle cıvıldaşıyorlar, adeta esaretten kurtulmalarının heyecanını yaşıyorlar. Onları serbest bırakmış olan Türkler de bu manzarayı görerek aralarında şöyle konuşuyorlar: “Bak nasıl seviniyor, minnetlerini nasıl dile getiriyorlar”. Cıvıltıları kırları dolduran küçük kuşları öldürmek şöyle dursun, onları hürriyetlerinden mahrum edip kafeste beslemeye bile bir kısım Türkler asla razı olmazlar.


Diyebilirim ki Türk atları kadar insana yakın bir hayvan daha yoktur. Bunlar binicilerini ve bakıcılarını hemen tanırlar. Türkler atları terbiye ederken onlara çok şefkatli davranırlar. Köylüler tayları incitmemek için ellerinden geleni yapıyorlar, evlerinin içine kadar sokuyorlar, yemek sofralarına bile alıyorlar, seviyorlar, okşuyorlardı. Tayları adeta çocuklarıyla bir tutuyorlardı. Kötü nazarlardan onları korumak düşüncesiyle boyunlarına gerdanlık gibi bir muska takarlar. Zira Türkler nazardan pek korkarlar. Hayvanlara bakanlar onları hep okşayarak, iyi davranarak sevgilerini kazanırlar. Mecbur olmadıkça sopa veya kırbaçla vurmazlar.”

 

SOKAK HAYVANLARINA MİRAS BIRAKANLAR

 

1655-1656′da Türkiye’ye gelen Fransız Jean Thevenot da aynı görüşleri dile getirmektedir: “Türklerin iyilikseverliği hayvanlara ve bu arada kuşlara kadar ulaşır; her gün birçok kimse pazarlara kuş satın almaya gider ve bunları serbest bırakırlar. Söylediklerine göre bu kuşların ruhları, kıyamet gününde Tanrı huzurunda olanların iyiliklerine şahitlik edecekledir. Bir hayvanın acı çekmesinden ıstırap duyarlar, tavuklarını kesmek istedikleri zaman onlara fazla ıstırap vermemek için başlarını bir darbede keserler; eğer onların, Fransızların yaptıkları şekilde öldürüldüklerini görselerdi yapana birkaç sopa atmaktan kendilerini alamazlardı.


…Ölen bazı kimseler mallarını haftada birkaç defa köpek ve kedileri beslemek üzere bırakırlar. Bu vasiyetlerini yerine getirmek için sadakatle ve dindar bir şekilde bunu yapan fırıncı ya da kasaplara paralarını bırakırlar ve her gün yanında et taşıyan insanların köpek ya da kedileri çağırarak bu hayvanları çevresine toplayıp onlara parçalar halinde bunları atması hoş bir şeydir.”

 

MÜBAREK GÜVERCİN HACI LEYLEK

 

18. yüzyıl Türkiye’sini ayrıntılarla veren Leydi Montague güvercinlerle leylekleri anlatırken diyor ki: “Burada masumiyetlerinden dolayı güvercinlere dindarca bir hürmet besliyorlar. Bu yüzden adetleri gün geçtikçe artıyor. Leyleklere de aynı saygı gösteriliyor. Çünkü bunların her kış Mekke’yi ziyarete gittiklerine inanıyorlar. Velhasıl bunlar Türk İmparatorluğu’nun en bahtiyar tebaası. Zaten onlar da imtiyazlarını fark ettikler için sokakta rahatça dolaşıyor, evlerin üst katlarına yuva yapıyorlar. Evlerine yuva yapılan halk kendilerini şanslı sayıyorlar. Bütün sene ne yangına ne de vebaya uğramayacaklarına inanıyorlar. Odamın penceresinde bu uğurlu yuvalardan bir tane bulunduğu için ben de bahtiyarım.”


TAHTA KUŞ EVCİKLERİ

 

19. Yüzyıl yazarlarından Gerard de Nerval’den şu not da ilginç: “Tekkenin bahçesine girdiğimizde iş gören dervişlerin akşam yemeğini verdikleri bu hayvanlardan pek çoğunu gördük. Bunun için çok eski ve çok sayıda vakıflar var. Akasya ve çınar ağaçları dikilmiş olan bahçenin duvarında, konsollar gibi belli bir yüksekliğe asılmış, boyalı, oymalı küçük tahta evcikler vardı. Bunlar, kuşlar için yapılmış evciklerdi ve serbestçe uçuşan kuşlar gelip bu barınaklara sahip çıkıyorlardı.”


İstanbul kanatlar altında

 

19. yüzyılın yazar ve gezgini Edmondo de Amicis İstanbul’un kuşlarını şöyle anlatıyor: “Türklerin çok sevip korudukları her cinsten sayısız kuş yüzünden İstanbul’un kendine mahsus bir neşesi ve zarafeti vardır. Camiler, korular, eski surlar, bahçeler, saraylar, her şey şarkı söyler, dem çeker, cıvıldar, öter, şakır; her tarafta kanatların teması hissedilir, her tarafta hayat ve ahenk vardır. Serçeler evlere cesaretle girip çocuklarla kadınların ellerinden yem yer; kırlangıçlar yuvalarını kahve kapılarının üstüne, çarşı kubbelerinin altına yapar, sultanların veya şahısların hayratlarıyla beslenen sayılamayacak kadar çok güvercin sürüsü kubbelerin saçakları boyunca ve şerefelerin etrafında beyazlı siyahlı halkalar meydana getirir; martılar sevinçle uçuşur, binlerce kumru mezarlık servilerinin arasında sevişir; Yedikule’de kargalar öter, akbabalar daire çizerek uçar; deniz kırlangıçları uzun diziler halinde Karadeniz’le Marmara arasında gidip gelir ve leylekler ıssız türbelerin üzerinde lak lak eder. Türkler için bu kuşların her birinin güzel bir manası veya hayırlı bir tesisi vardır. Kumrular sevdaları korur, kırlangıçlar yuva yaptıkları evleri yangından muhafaza eder, leylekler her kış Mekke’ye hacca gider, deniz kırlangıçları müminlerin ruhlarını cennete götürür. Böylece minnet hissiyle ve dindarlıkla Türkler kuşları himaye edip beslerler, kuşlar da onların evlerinin etrafında, denizin üstünde ve mezarların arasında şenlik eder. İstanbul’da, her yerde insanın başının üzerinde, dört bir tarafta kuşlar vardır, şehre köy neşesi dağıtan ve ruhunuzdaki tabiat duygusunu durmadan yenileyerek içinizi serinleten cıvıl cıvıl sürüler size şöyle bir dokunup geçer.”


Doğayla uyum

 

Velâyetname’de anlatıldığı üzere; 1140′larda bir savaşa giderken Selçuklu Sultanı Sencer’in otağının üzerine güvercin yuva yapar. Sultan bunu görünce otağını orada bırakır ve başına da gözcüler diker. Ta ki yavrular çıkar, uçarlar; otağ öyle sökülüp götürülür. İşte bizim atalarımız bunlardı… Atlı kültürün kılıçlı temsilcileri; binlerce yıl Avrasya’ya egemen olmuşlarsa bunu kılıç gücünden değil doğa ile olan bu uyumlarından sağlamışlardır. Bugün onların torunu olan bizler ise hayvanları, böcekleri, bitkileri yok etmek için müthiş bir yarış içindeyiz. Atalarımızın çok çok gerisine düştüğümüzü acaba anlayabiliyormuyuz?


Üsküdar’da kedi hastanesi

 

Prusya’da genelkurmay başkanlığı da yapmış olan General Von Moltke ‘Türkiye Mektupları’nda şunları yazıyor: “Türkler hayırseverliklerini hayvanlara karşı bile gösterirler. Üsküdar’da bir kedi hastanesi bulursun, Beyazıt Camisi’nin avlusunda da güvercinler için bir bakım yeri vardır. Yoksul Müslümanlar bile ölenlerin mezarını, canlılar için hayra vasıta etmeye çalışırlar; birçok mezar taşlarının altı bir yalak şeklinde oyulmuştur, buraya yağmur suları toplanır ve sıcak yaz günlerinde köpekler ve kuşların susuzluklarını giderebilecekleri, küçük mikyasta bir fukara mutfağı vazifesini görür, Müslümanlar hayvanların şükranının da insanlara hayır getirebileceğine inanırlar.”

 

Toplam Okunma 2550 Bugün Okunma 0

Muharremin biri ile onu arasında kılınacak namaz

muharrem-i şerif ayının biri ile onu arasında bir defa olmak üzere 2 rekatte bir selamla 6 rekat namaz kılınır.bu namaz akşamla yatsı arasında kılınabileceği gibi, yatsıdan sonra da kılınabilir. niyeti şöyledir” niyet eyledim ya rabbi,senin rıza i şerifin için namaza.herhangi bir komşumun ve din kardeşimin veya herhangi bir kimsenin bana hakkı geçmiş ise ,bu hakkın ödenmesi için allahu ekber…”

1. rekatte; fatiha, 1 ayetel kürsi,11 ihlas
2.rekatte; fatiha,10 ihlas
3.rekatte; fatiha,1 el hakümüttekasür,11 ihlas
4.rekatte;fatiha,10 ihlas
5.rekatte;1 fatiha,3 kafirun,11 ihlas
6.rekatte; fatiha,10 ihlas
namazdan sonra dua edilir.

muharremin 9. ve 10. geceleri bir tesbih namazı kılmalı,ve yine bu gecelerde teheccüd vaktinde,4 rekat namaz kılınır.her rekatte fatiha ve 50 ihlas okunur.

Toplam Okunma 1334 Bugün Okunma 0

Oruç Meselesi

Oruç, ibâdet niyetiyle imsaktan güneş batıncaya kadar, yemekten, içmekten ve cinsî münâsebetten kendini men etmektir.


Orucun Farzları

  1. Niyet etmek
  2. Niyetin ilk ve son vaktini bilmek,
  3. İkinci fecirden itibaren güneş batıncaya kadar, orucu bozan şeylerden kendini tutmaktır. Oruca başlama zamanına “imsak”, orucu açmaya da “iftar” denir.

Orucun Kısımları

Oruç altı kısımdır:

  1. Farz,
  2. Vâcip,
  3. Sünnet,
  4. Mendûp,
  5. Nâfile,
  6. Mekruh.

Farz Oruç: Ramazan orucunun edâ ve kazâsı ve keffâret orucu.

Vâcip Oruç: Bozulan nâfile orucun kazâsı ve adak orucu.

Sünnet Oruç: Muharrem ayının 9′uncu günüyle beraber Âşûre günü yâni 10′ncu günü tutulan oruçtur.

Mendûp Oruç: Her aydan tutulan 3 gün oruç. O üç günün “eyyâm-ı biyz” yani Arabî ayın 13,14,15 inci günleri olması da mendûptur.

Nâfile Oruç: Şu zikrettiğimiz oruçlardan başka mekruh olmayan oruçlar nâfiledir.

Mekruh Oruç: Yalnız âşûre gününde (dokuzuncu veya onbirinci günü ile beraber olmadan) tutulan oruçtur. Ramazan bayramının birinci, kurban bayramının 1, 2, 3 ve 4′üncü günleri oruç tutmak tahrîmen mekruhtur.


Oruç Ayrıca İki Kısımdır

  1. Geceden niyet icap eden oruçlar: Ramazanın kazâsı, nâfileden bozulan ve gününe gün tutulan oruç, keffâret oruçları, zamanı belli olmayan nezir oruçları. Bunlarda mutlaka geceden niyet şarttır.
  2. Geceden niyet icap etmeyen oruçlar: Ramazan ayında tutulan oruç, zamanı muayyen olan nezir ve nâfile oruçlar. Bunlara geceden niyet şart değildir. Gece niyet yapılabildiği gibi, gündüzün kaba kuşluğa kadar da niyet yapılabilir. Ramazan günlerinde ister mutlak oruca niyet edilsin, isterse nâfileye veya başka bir vâcipe niyet edilsin, oruç ramazan orucu olur.

Orucu Bozup Sadece Kazâ İcap Ettiren Şeyler

  1. Oruç hatırında iken boğazına birşey kaçmak,
  2. Ağzına aldığı veya burnuna çektiği su boğazına kaçmak,
  3. Niyetin vakti geçip öğleden sonra niyet etmek,
  4. Unutarak yedikten sonra, orucu bozulmadığı halde herhangi birşeyi kasden yemek,
  5. Ağzına giren kar veya yağmur suyunu yutmak,
  6. İğne vurdurmak,
  7. Burnuna ilâç çekmek,
  8. Kulağına yağ akıtmak,
  9. Fecr-i sâdık doğmadığı zannı ile sahur yemek,
  10. Güneş battığı zannı ile iftar etmek,
  11. Kusmuğunu ağzından çıkarmayıp yutmak,
  12. Arkadaşının veya zevcesinden başkasının tükrüğünü yutmak,
  13. Kendi tükrüğünü dışarı çıkarıp sonra yutmak,
  14. Su veya yağ ile ıslanmış parmağını ayıp yerlerine sokmak,
  15. Dişi kanayıp kanı, tükrüğünden fazla veya tükrüğü ile müsâvi olduğu halde yutmak,
  16. Buhur yakıp, dumanını boğazına kaçırmak.

Orucu Bozup Kazâ ve Keffâret İcâbettiren Şeyler

  1. Bilerek yemek-içmek
  2. Bilerek cinsî münâsebette bulunmak,
  3. Bilerek sigara içmek,
  4. Ermeni kili denilen toprağı veya çamurunu yahut yemeyi adet edindiği bir çamuru yemek,
  5. Gıybet ettikten sonra (orucu bozuldu diye) bilerek orucu bozmak,
  6. Hanımının veya sevdiği bir kimsenin tükrüğünü yutmak,

Yukarıda sayılanlardan birini yapan kimse bozduğu orucu kazâ eder ve keffâret olarak da ara vermeden iki ay oruç tutar.


Oruçluya Mekruh Olan Şeyler

  1. Zaruretsiz bir şey tatmak,
  2. Zaruretsiz bir şey çiğnemek,
  3. Önceden çiğnenmiş ve tadı kalmamış bir sakızı çiğnemek,
  4. Öpmek,
  5. Kişinin eşiyle sarılması ve kucaklaşması,
  6. Tükrüğünü ağzında biriktirip yutmak,
  7. Kan aldırmak.

Orucu Bozmayan Şeyler

  1. Unutarak yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmak,
  2. Dokunmak ve oynaşmak veya öpmek ile değil de sırf bakmak veya düşünmekle meni gelmesi,
  3. Uyurken ihtilam olmak,
  4. Meni gelmeksizin öpmek,
  5. Delirmiş olarak sabahlamak,
  6. Ağza gelen balgamı yutmak,
  7. Burnuna inen akıntıyı yutmak,
  8. Kulağına su kaçmak,
  9. Dişleri arasında kalan nohuttan küçük bir şeyi yemek,
  10. Elinde olmayarak çok dahi olsa kusmak.
  11. Sürme çekmek,
  12. Gıybet etmek,
  13. Göze ilaç damlatmak

Toplam Okunma 616 Bugün Okunma 0

Gusül Meselesi

Gusül

Gusül, cünüplük, hayız ve nifastan çıkmak için ağzın ve burnun içini bütün vücutla birlikte yıkamaktır.
Gusül, cinsi münâsebet, ihtilâm sebebiyle, hayız ve nifasın bitmesiyle icap eder.

ihtilâm, uyku halinde meninin tenasül uzvundan şehvetle dışarı çıkmasıdır.


Guslün Farzları

Guslün farzları üçtür:

  1. Ağıza su vermek,
  2. Burna su vermek,
  3. Bütün bedeni yıkamak,

Guslün Sünnetleri
  1. Niyet etmek
  2. Besmele çekmek,
  3. Önce avret mahallini yıkamak,
  4. Önce başına, sonra sağ, daha sonra sol omuzuna üçer defa su dökmek ve her defasında vücudu ovmak,
  5. Avret mahallini örtülü tutmak.

Gusül Abdesti Nasıl Alınır?

Sünnet üzere gusül abdesti şöyle alınır:

  1. Gusle niyet edilir. Eller yıkanır. Temiz olsalar dahi ön ve arka avret yerleri yıkanır.
  2. Besmele çekilip tam bir namaz abdesti alınır. Yalnız, ayakları altında su toplanıyorsa ayaklar en sonunda yıkanır.
  3. Bu abdesti alırken ağız ve burna su bolca çekilir. Çünkü bu yıkama ile, gusüldeki farz olan ağız ve burna su vermek de yerine gelmiş olur.
  4. Başa üç defa su dökülür. Ve her döküşte ovulur. Bu esnada, sakal, bıyık ve saç altına suyu ulaştırmak lâzımdır.
  5. Sağ omuza üç defa su dökülür ve her döküşte vücut ovulur.
  6. Sol omuza üç defa su dökülür ve her döküşte vücut ovulur. Vücut, göbek çukuru dâhil hiç kuru yer kalmayacak şekilde ovularak yıkanır.

Gusül Abdesti ve Kaplama Diş Mes’elesi

Bazı kimselerin, kaplama veya dolgu dişi olanların gusüllerinin câiz olmadığını ve böylelerinin cünüplükten kurtulamayacaklarını söylediklerine şâhit oluyoruz.

Hanefî mezhebine göre, gusülde ağız ve burun, bedenin dış kısmı kabul edildiğinden yıkanması farzdır. Şâfiî mezhebine göre ise sünnettir.

Gusledecek kimsenin ağzındaki dişler kaplatılmış veya doldurtulmuşsa kaplanan ve doldurulan dişin, kaplama ve dolgunun dışının yıkanmasıyla gusül tamam olur. Ancak dişler sâbit değil de çıkarılabilecek şekilde ise, çıkarılması icap eder.

Bu husus; yara ve sargı üzerine meshin câiz olduğu gibidir. Yaranın üzerindeki sargıyı söküp, altını yıkamak mecburiyeti olmadığı gibi, diş için de hüküm aynıdır.

Kezâ abdestte yüzü yıkamak farz olduğu halde, sakalı sık olan kimsenin sâdece sakalının üzerini yıkamasının kâfi geldiği ve sakalının diplerini yıkamak mecburiyeti olmadığı gibi, kaplanmış dişi söküp veya söktürüp altını yıkamak icap etmez. Kaldı ki, dişte zarûret de vardır.


Diş Doldurtma Mes’elesi

Dişinin birazı çürümüş veya kırılmış olan kimsenin dişini doldurtması veya kaplatması câizdir. Ancak, zarûretsiz, süs olsun diye keyfî şekilde yapmak câiz değildir.

Hanefî mezhebi müctehidlerinden İmam Muhammed Rahimehullah’a göre sallanan dişleri altın tel ile bağlatmak, düşen ve çıkarılan diş yerine altın diş takmak câizdir.İmâm-ı Âzam Ebû Hanife’ye göre ise altın ile kaplatmak câiz değil, gümüş ile caizdir. İmam Ebû Yusuf da (bir rivâyette) İmam Muhammed gibi buyurmuştur. Altın ile kaplamada İmam Muhammed’in ictihadiyle amel edilebilir. Âlimler imameyn’in (İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammed’in) ictihadı üzerine fetvâ vermişlerdir.

Ayrıca Osmanlı ulemasından, Şeyhulislam Uryanizâde, diş doldurmak için ve Şeyhulislam Mûsâ Kâzım Efendi de, altın diş takmak için fetva vermişlerdir.

İslâm dininde, kolaylık yapacağız diye, şerîatin cevâz vermediği bir hususa, elbette caizdir denilemez. Fakat caiz olan bir mesele için de, câiz değildir denilerek zorluk çıkarılamaz.

Toplam Okunma 641 Bugün Okunma 0

HASENAT 2.1 Ücretsiz indirin

 

 

 

 

Hasenat Programı Hakkında

 

Hasenat yeni sürümü neler içeriyor ?

 

Kur’an-ı Kerim, sıradan bir Kitap olmadığı için, onu üslup ve muhteva olarak başka bir dile tam olarak aktarmak, Yüce Allah’ın dilemesi müstesna imkânsızdır. İşte bu sebeple meallerde, meal yazarına bağlı olarak anlam ve kelime seçimi farklılıkları ortaya çıkmaktadır. Ancak Kur’an’ı anlamak, dini kaynağından öğrenmek, bir ihtiyaç olması hasebiyle, meal de kaçınılmaz bir gerekliliktir.

İşte Hasenat programı, Kur’an’a gönül vermiş ve Kur’an’ı kendi dilinde anlamak isteyen insanlara, Yüce Allah’ın muradını daha açık kavrama imkanı sunabilmek gayesiyle ortaya çıkmıştır. Farklı yazarlara ait geniş Türkçe Kuran meali içeriğiyle, mealleri alt alta sırala****** Kuran-ı Kerim’i birçok mealden takip etme imkanı vermektedir. Gelişmiş arama seçenekleri sayesinde, Arapça Kuran-ı Kerim metninde ve Türkçe mealler içinde detaylı aramalar yapmak mümkündür.

Hasenat, Kur’an-ı Kerim’in daha net anlaşılması ve vahyin daha güçlü kavranması amacıyla, geniş imkanları ve gelişmeye olan elverişliliğiyle bilgi işlem teknolojisini Kur’an’ın hizmetine sunmuştur. İnşaallah bu hizmet zaman içerisinde gelişerek devam edecektir.

 

2.1 sürümüyle programın adı Furkan-1′den Hasenat olarak değiştirildi ve geliştirme süreci hızlandırıldı.
Aralık 2006 itibariyle 60.000′in üzerinde kullanıcıya ve tüm sürümlerde 100.000′in üzerinde download’a erişti. 2.1 (güncelleme) sürümünde şu özellikler eklendi: Yeni fonta geçilerek daha güzel Arapça metin görünümü sağlandı. Arapça metindeki şedde altındaki kesre, alışılmış Türk sistemine göre harfin altına alındı. Bazı mealler çıkarıldı. Muhammed Esed meali ve Yeni Diyanet meali programa eklendi.

Hasenat Programında Yer alan mealler: Diyanet (yeni), Diyanet Vakfı, Elmalılı Orjinal, Elmalılı Sadeleştirilmiş1, Elmalılı Sadeleştirilmiş2, Ömer Nasuhi Bilmen, Süleyman Ateş, Ali Bulaç, Muhammed Esed, Yaşar Nuri Öztürk, Suat Yıldırım, Tefhimul Kuran, Fizilalil Kuran, Abdulbaki Gölpınarlı, Hasan Serhat Yeter, Adem Uğur, Gültekin Onan, Şaban Piriş, Abdullah Yusuf Ali (İngilizce), Muhammed Marmaduke Pickthall (İngilizce

 

Programın genel görünümü, Türkçe arama penceresi, Arapça arama penceresi

 

 

 

Metin Editörü, Derleme Penceresi

 

Hasenat 2.1 tamamen ücretsizdir ve özgürce kopyalanabilir, dağıtılabilir.

 

Hasenat, bilgisayar kullanan herkesin Kuran-ı Kerim’i en güzel şekilde okumasını, aramasını, araştırma yapmasını, notlar almasını ve istediği kısımları yazıcıdan bastırmasını sağlamak amacıyla geliştirildi. Hasenat sürekli geliştirilerek yeni özellikler kazanmaya devam etmektedir.

 

 

 

Programın önceki sürümleriyle ilgili bilgiler ve İnşaallah sonraki sürümler için düşünülenler …

 

Programa sonraki sürümlerde eklenmesi düşünülenler

 

  • Ayettteki (Arapça metin üzerinde) bir kelimenin üzerine gelindiğinde Mu’cem ul-Mufehres fihristine göre kelimenin geçtiği diğer ayetlerin Arapça ve Türkçe mealleri ile birlikte yeni bir pencerede görüntülenmesi,
  • Ayettteki (Arapça metin üzerinde) bir kelimenin üzerine çift tıklandığında açılacak pencerede kelime anlamlarını görebilme,
  • İngilizce, Almanca ve Fransızca vb. dillerde program arayüzü ve bu dillerde mealler.

3.0 sürümüne eklenecekler. (İnşaaallah mayıs 2007 de çıkacak.)

 

  • Hasenat artık sesli Kur’an okuyabilecek. Şimdilik ilk etapta Hafız Abdussamed’in kıraatından, ileride başka hafızların kıraatından olmak üzere, programın seçenekler penceresinden istediğiniz hafızı seçerek ayetin üzerindeki çalma butonuna tıkladığınızda üzerinde bulunduğunuz ayeti okutturabileceksiniz.
  • Hasenat programı ile hatim indirebileceksiniz . Altta Arapça ve Türkçe metni olmak üzere, slide show şeklinde manzara fotoğrafları eşliğinde, istediğiniz sureyi seçerek Kur’an dinleyebileceksiniz.
  • Hasenat’ın Arapça orjinal metni tümüyle elden geçecek ve Türk sistemine göre yeniden harekelendirilecek.
  • Hasenat’ın Arama sistemi çok daha geliştiriliyor. Artık sağ tıklama ile Arapça veya Türkçe kelimeleri direk arama modülüne aktarabileceksiniz. Arama ekranında tek metinde veya istenilen metinler içerisinde arama yapılabilecek. Ayrıca arama içerisinde tekrar tekrar arama yapılabilecek ve bu yöntemle arama işlemini daha derinleştirebileceksiniz.
  • Program içerisindeki metin editörü geliştiriliyor. Artık bir sağ tıklama ile seçtiğiniz metni editöre aktarabileceksiniz.
  • Yine sağ tıklama menüsüne konulan kopyalama komutu ile seçtiğiniz metni sorunsuz olarak WORD e aktarabileceksiniz.
  • Programın arayüzü de güncelleniyor. Daha modern XP tarzı bir görünüm kazanıyor.
  • En önemli özelliklerden biri de programa Explorer’ın “sık kullanılanlara ekle” özelliğine benzer, bir not alma özelliği ekleniyor. Sağ tıklama menüsüne eklenen bir komutla, üzerinde çalıştığınız ayeti not alabileceksiniz. Alt alta klasörler oluşturarak, bu klasörlere üzerinde çalıştığınız konularla ilgili isimler verebilecek ve bu klasörlerin altına not almak istediğiniz ayetleri yerleştirebileceksiniz. Daha sonra istediğiniz klasörü seçerek, “derle komutu” verebilecek ve açılan pencereden görüntülenmesini istediğiniz meal metinlerini seçerek ekranda görüntülüyebilecek veya yazıcıdan çıktı alabileceksiniz. Veya seçtiğiniz klasörü metin olarak kaydedebilecek veya bir başka hasenat kullanıcısına mailliyebileceksiniz.

2.1 sürümünde eklenenler (Bu sürümde eklenenler)

 

  • 2.1 sürümüyle programın adı Furkan-1′den Hasenat olarak değiştirildi ve geliştirme süreci hızlandırıldı. Temmuz 2006 itibariyle 40.000′in üzerinde kullanıcıya ve tüm sürümlerde 80.000′in üzerinde download’a erişti.
  • 2.1 (güncelleme) sürümünde şu özellikler eklendi: Yeni fonta geçilerek daha güzel Arapça metin görünümü sağlandı. Arapça metindeki şedde altındaki kesre, alışılmış Türk sistemine göre harfin altına alındı. Bazı mealler çıkarıldı. Muhammed Esed meali ve Yeni Diyanet meali programa eklendi.

2.0 sürümünde eklenenler

 

  • Arapça orijinal Kuran metni, Arapça metinde ve çevirilerde geliştirilmiş arama fonksiyonu, Kuran okuma amaçlı sıralı okuma ve derleme oluşturma, sadeleştirilmiş ve geliştirilmiş kullanıcı ara yüzü, çok sayıda yeni metin ve yeni fihrist (22 metin, 4 fihrist), alfabetik sıralama, kullanıcı tarafından belirlenebilir renklendirme, geliştirilmiş program özellikleri, çok güçlü arama alt yapısı (ve/veya, hareke gözardı etme, harf yumuşamalarını gözardı etme) ve tamamen ücretsiz olma…

1.0 sürümü

 

  • Surelerin içinde ağaç yapısı ile dolaşabilme, iniş sırasına ve resmi sıraya göre listeleyebilme, atlamalı dolaşma (bir kelimeyi sağ tıklayıp o kelime geçen tüm ayetleri görebilme), çok sayıda metni alt alta görüp mealleri kıyaslayabilme, meal ekleyip çıkartabilme, programı yenilemeye gerek kalmadan yeni

Toplam Okunma 1672 Bugün Okunma 0

Sayfa 6 / 17« İlk...45678...Son »