Kim iyi bir iş yaparsa artık kendi lehinedir ve kim kötülükte bulunursa artık kendi aleyhinedir ve senin Rabb'in kullarına zulmedici değildir.[Fussilet:46]


Vahdettin Han’ın Kuva-yı Milliye’yi destekleyen hatt-ı hümayunu

İşte Vahdettin’in Kuva-yı Milliye’yi destekleyen hatt-ı hümayunu

2006 yılında bir çağrıda bulunmuştum bu köşeden. Gelin, demiştim, Milli Mücadele’nin Sivas’ta çıkan ilk yayın organı “İrâde-i Milliye” gazetesinin tamamını yeni harflere çevirip yayımlayalım. Doğrusu gösterdiğiniz alaka, heyecan aşılıyor meyus kalbime. Hâlâ cevap verenler, hazır olduklarını söyleyenler oluyor.

Şimdi size ve o gönüllülere buradan duyurmak boynumun borcu oldu: Çağrımız Sivas’ta yankılandı ve bir grup öğretim üyesi elbirliği etmek suretiyle 40 kadar “İrade-i Milliye” nüshasını Latin harflerine çevirdiler, Sivas Belediye Başkanı Sami Aydın Bey’in destekleriyle Buruciye Yayınları tarafından Osmanlıca orijinaliyle birlikte 2007 yılında yayınlandı. Yani eksik de olsa bu ilk resmi yayın organının bir koleksiyonuna sahibiz. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Keşke diğer gazete koleksiyonları da aynı bahtiyarlığı yaşayabilse.

Yine de bir iki noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Birincisi, kronik problemimiz olan ciddi okuma hataları. En basiti, kapı, eşik anlamına gelen ‘südde’ kelimesinin ısrarla ‘sedde’ yazılması (msl. s. 19) ya da “istiksâratımızın” (s. 159) kelimesinin doğrusunun “istiksar etmezler” olması gibi. Bunlar ufak tefek kusurlar gibi görünüyor ama yapılan işin önemi karşısında daha ciddi olunması gerekirdi.

Toplam Okunma 1485 Bugün Okunma 3

Müslüman olan japon kızı

Müslüman olduktan sonra kendimi yeniden doğmuş gibi hissetmeye başlamıştım. Bu his Müslüman olduktan sonra beni hiçbir zaman terk etmedi.”

Dünyada İslam’a olan ilgi her geçen gün daha da artıyor. Bu ilginin merkezlerinden biri de Uzakdoğu dinlerinin yıllardır revaçta olduğu Japonya… Son 5 yıldır İslam’a büyük ilgi gösteren Japon Gençliği tıpkı Leyko Hanım gibi huzur ve mutluluğu İslam’da buluyor. Bir zamanlar Budizme inanan Leyko Hanım; Ürdün, Suriye ve Türkiye’ye yaptığı ziyaretler sonucu Müslüman olmaya karar vererek ismini Leyla olarak değiştirmiş. “Müslüman olduktan sonra kendimi yeniden doğmuş gibi hissetmeye başladım. Bu his beni hiçbir zaman terk etmedi.” diyen Leyla Hanım’ın hem Müslüman oluş serüveni, hem de İslam ve Müslümanlarla ilgili tespitleri oldukça ilginç.

ADEM ÖZKÖSE-ŞAM

(daha fazla…)

Toplam Okunma 3683 Bugün Okunma 3

Hoş geldin Ey “onbir ayın” sultânı…

Ramazanı Şerifin Fazileti

İbn-i Huzaeyme, Selman-ı Pâk (R.a)’dan naklediyor:  Resulullah (s.a.v.) Şâban ayının son gününde bize hitap etti  ve şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Büyük mübarek bir ay size geliyor. Öyle bir ay ki onda bin aydan hayırlı bir gece vardır. Allah o ayın orucunu farz kılmıştır. Kim o ayda iyilikten bir hasletle (Allâh’a) yaklaşırsa onun dışında farzı yerine getiren kimse gibi olur. Kim onda farz edâ eders, onun dışında yetmiş farz edâ eden gibi olur.  O, sabır ayıdır. Sabrın sonu cennettir. Yardımlaşma ayıdır onda mü’minlerin rızkı artar. Kim bir oruçluya iftar ettirirse, günahlarını affettirir, boynunu ateşten kurtarır. onun sevabından birşey eksilmezken kendisi de aynı sevabı alır.”

Dediler ki : ” Yâ Resulullâh! Hepimiz oruçluya iftar ettirecek birşey bulamıyoruz.” Bunun üzerine Resulullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: ”

Hz. Allah bu bu sevabı, bir hurma veya su içirmekle veya su karıştırılmış sütle oruçluya iftar ettirene de verir. O öyle bir aydır ki; başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden azat olmaktır. Kim bu ayda köye veya cariyesinin işini hafifletirse, Allâhü teâlâ onu affeder ve cehennemden azat eder.”

Şu dört hasleti mümkün olduğunca çoklaştırın. Bunlardan iki hasletle rabbinizi hoşnut edersiniz, ik ihaslete de siz muhtaçsınız. Rabbinizi hoşnut kıldığınız iki haslet: Allah’tan başka ilah olmadığına  şehadet etmeniz ve ondan bağışlanma dilenmenizdir.  Muhtaç olduğunuz iki haslet de;Allah’tan cenneti istemek ve cehennemden ona sığınmanızdır. Kim oruçlu birine su içirirse; Allah’ta ona benim havzımdan içirir ki, o cennete girinceye kadar susamaz.”

Enes (r.a) : Ramazân yaklaştığında Resulullâh (s.a.v) bize akşam namazında kısa bir konuşma yaptı ve.

Size Ramazân geliyor. Siz de onu karşılayınız. Dikkat edin! Ramazânın ilk gecesinde ehl-i kıbleden hiç kimse kalmaksızın hepsi bağışlanır.” buyurdu..

Toplam Okunma 817 Bugün Okunma 4

Mirac Gecesi – Mirâc Kandili


Mirac Gecesi,

Recep ayının 27. gecesidir. Mirac mucizesi, hicretten bir buçuk yıl önce, 621 yılı başlarında vuku bulmuştur.  Mirac’ın iki aşaması vardır. Birinci aşamada Hz. Peygamber efendimiz (s.a.v) Mescidül-Haram’dan Beytü’l-Makdis’e (Kudüs) götürüldü. Kur’an’ı kerimde anlatılan andığı bu kısım, gece yürüyüşü anlamında isra adını alır. İkinci aşamayı ise Hz. Peygamber efendimiz (s.a.v)’in Beytü’l-Makdis’ten Allah’a yükselişi oluşturur. Mirac olarak anılan bu yükselme olayı Kur’an’da anılmaz, ama çok sayıdaki hadis-i şerifde ayrıntılı biçimde anlatılır.

Hz. Peygamberimiz (s.a.v) Burak ile Beytü’l Makdis’e vardıktan sonra oradaki büyük ve sert kaya ile göğe çıkarıldı. Her bir gökte peygamberlerden biriyle görüştü, nice nice melekler gördü. Cennet ve cehennemin durumlarını gördü, Sidre-i Müntehâ’ya geçti,  Allah’ın melekût âleminden bir çok acaib şeyler gördü. Nihayet beş vakit namazın farz kılınması emri ile aynı gecede geri döndü.

(daha fazla…)

Toplam Okunma 3557 Bugün Okunma 4

Berât Kandili

Hakk Celle ve Âlâ Hazretleri bu gecenin, içinde Kur’ân-ı Azîmüş-şan’m nazil olduğu ve emr-i ilâhi ile, olacak şeylerin tayin olunup hükme bağlandığı mübarek bir gece olduğunu beyan buyurmaktadır. (Du-han: 3-4)

Şaban-ı Şerifin onbeşinci Berat gecesinde, o sene cereyan edecek bütün hâdiseler Levh-i mahfuz’dan dünyâ semâsına indirilip, vazifeli meleklere teslim ediliyor.

Şöyle ki; kâtip melekler bu geceden gelecek senenin aynı gecesine kadar olacak hâdiseleri birer birer defterlere yazarlar. Kimlerin zengin veya fakir, aziz veya zelil olacakları, başa gelecek ibtilâlar, rızık-lar, ölümler, doğumlar, hülâsa bütün işler ilm-i ilâhiden topluca meleklere yazdırılır ve hükme bağlanır. Kadir gecesinde ise vazifeli meleklere teslim edilir. Rızıkların dağıtımı ile ilgili defter Mikâil -aleyhisselâm- a, amellerle ilgili defter İsrafil -aleyhisselâm-a, zelzelelerle harplere ait olan nüsha Cebrail -aleyhisselâm-a, .musibetlere ve ecellere ait olan ise Azrail -aleyhisselâm-a tevdi olunur. Böylece her müvekkil melek vazifesini bilmiş oluyor. Bu mevzuda Ibn-i Abbas -radıyallahü anh- Hazretlerinden bir rivayette Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyorlar:

«Hazret-i Allah Şaban ayının yarısı gecesinde, olacak şeylerin hükümlerini verir. Kadir gecesinde ise onları vazifeli meleklere teslim eder.» Kur’ân-ı Kerim de bu gecede Levh-i mahfuz’dan topluca dünyâ semâsına nazil olmuş, Kadir gecesinde ise âyet âyet yeryüzüne indirilmeye başlamıştır.

Bu kadar faziletleri topladığı için çok mübarek ve çok kıymetli bir gecedir. Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz bu gecenin ulviyetini bize şöyle haber veriyorlar:

«Şaban ayının onüçüncü gecesi idi. Cebrail -aleyhisselâm- bana gelerek ‘Ya Muhammed* dedi ‘kalk teheccüd vaktidir, ümmetin hakkında muradının hâsıl olması için Allah’a dua etmenin zamanı geldi.

Peygamber Efendimiz kalktı ve o geceyi ibâdetle geçirdi. Tanyeri ağarırken Cebrail -aleyhisselâm- geldi ve dedi ki ‘Ya Muhammd! Haz-ret-i Allah ümmetinin üçte birini sana bağışlamıştır.’ Seyyid-i Kâinat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz ağladı ve ‘Yâ Cebrail! Kalan üçte ikisinin durumu ne oldu?’ diye sordu. O da ‘Bilmiyorum’ diye cevap verdi.
Şabanın ondördüncü gecesi yine geldi ve aynı şeyi söyledi. ‘Ya Muhammed kalk ve leheccüd namazı ile meşgul ol!’ Peygamber Efendimiz de sabaha kadar ibadetle meşgul oldu. Fecir vaktinde Cebrail -aleyhisselâm- yine geldi. ‘Hazret-i Allah ümmetinin üçte ikisini sana bağışlamıştır/ buyurdu. Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz yine ağlayarak ‘Kalan üçte birinin durumunu’ sordu. O da ‘Bilmediğini’ söyledi. Nihayet Şaban-ı şerifin onbeşinci Berat gecesi Cebrail -aleyhisselâm- gelerek ‘Müjdeler olsun Yâ Muhammed! Şirk koşanların dışında Hazret-i Allah bütün ümmetini sana bağışlamıştır. Başını göğe kaldır, bak ne göreceksin.’ buyurdu.

Resûl-i Ekrem -sallailahü aleyhi ve sellem- Efendimiz başını kaldırınca gördü ki semâvâtın bütün kapıları açılmıştır. Dünya semasından arşa kadar sıralanan bütün melekler secdeye kapanmışlar, üm-met-i Muhammed’in,-sallallahü aleyhi ve sellem- günahlarının affedilmesi için dua ediyorlar. Gökyüzünün her kapısında bir melek durmaktadır. Birinci kapıda duran melek ‘Bu gece rükûya varanlara müjdeler olsun!’ diye sesleniyor. İkinci kapıda duran melek ‘Bu gece secde edenlere müjdeler olsun!’ diye sesleniyor. Üçüncü kapıda duran melek ‘Müjdeler olsun bu gece Hazret-i Allah’ı zikredenlere.’ diye sesleniyor. Dördüncü kapıda duran melek ‘Bu gece Rabb’isine dua ve niyazda bulunanlara müjdeler olsun!’ diye sesleniyor.

Beşinci kapıda duran melek ‘Bu gece haşyetullahtan ağlayanlara müjdeler olsun!’ diye sesleniyor.

Altıncı kapıda duran melek ‘Müjdeler olsun bu gece hayırlı amel işleyenlere!’ diye sesleniyor. Yedinci kapıda duran melek ‘Müjdeler olsun bu gece Kur’ân-ı Kerîm okuyanlara!’ diye sesleniyor ve nidasına devam ediyor: ‘Bir şey istiyen yok mu, dilediği verilsin? Dua eden yok mu, duası kabul edilsin? Tevbe eden yok mu, tevbesi kabul edilsin? Günahlarının affını dileyen yok mu, günahları bağışlansın?’

Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -saUaUahü aleyhi ve sellem- Efendimiz sözlerine devamla buyuruyorlar ki: «Bu gece havanın kararmasından fecrin tuluûna kadar rahmet kapıları ümmetim üzerine açık kalır ve Hazret-i Allah ‘Kelp kabilesi’nin koyunlarının tüyleri sayısından daha çok kimseleri cehennemden azad eder.» (îbn-i Mâce)

Cenâb-ı Hakk’ın bütün günahkâr kullarını bu gece affettiği halde; şirk koşanlara, kavgacı kinci olup müslümanlar arasına nifak sokanlara, büyücülere, falcılara, devamlı içki içenlere, faiz yiyenlere, zina edenlere, ana-babasına asî olanlara bu gece rahmet nazan ile bak* mayacağı bir başka Hadîs-i Şerifte rivayet edilmiştir. Bir Hadîs-i Şerifte de şöyle buyruluyor:

«Şaban-ı şerif ayının yarısı gecesi olunca, onu İbadetle geçirin, gününde de oruç tutun. Zira Hakk Celle ve Âlâ Hazretleri o gece güneşin batmasından itibaren dünya semâsına rahmetiyle tecelli edip, buyurur ki:

‘Yok mu benden mağfiret dileyen, onu affedeyim! Yok mu nzık isteyen, onu mıhlandırayım! Bir musibete uğrayan yok mu, onu kederden kurtarayım! Yok mu şunu isteyen, yok mu bunu isteyen!’

Bu ilâhi sesleniş sabaha kadar devam eder.» (Tirmizî)

Rahmet ve mağfiretin yaygın tecellisinden dolayı bu geceye «Ley-let-ül Berat» yani kurtuluş gecesi adi verilmiştir. «Gecesini ibadetle gündüzünüzü oruçla geçirin» buyrulduğuna göre, demek ki uyunacak bir gece olmadığı anlaşılıyor. Hadîs-i Şerifler gösteriyor ki, fazilet derecesi idrâkimizin üstünde olan mübarek gecelerin içinde bulunuyoruz.

Yapılan duaların da reddedilmeyeceğini Abdullah îbn-i Ömer -radıyallahü ânh- Hazretlerinden rivayet edilen bir Hadîs-i Şerifte Seyyid-i Kâinat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyorlar:

«Beş gece vardır ki, o gecelerde yapılan dualar geri dönmez:
1. Receb’in ilk gecesi,
2. Şaban’ın yarısı gecesi,
3. Cuma geceleri,
4. Ramazan Bayramı gecesi,
5. Kurban Bayramı gecesi.»


Rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı, kaldırılan ellerin boş çevrilmeyeceği böyle mübarek bir geceye bizi erdiren Allah’ımıza hamd ü senalar olsun.

Cenâb-ı Hakk bu gecenin ulviyetini Hazret-i Isa -aleyhisselâm- a da haber vermişti.

Hikâye olunur ki Hazret-i İsa -aleyhisselâm- birgün dağlarda gayet güzel yeşilliklerin arasında dolaşırken gözü beyaz bir kayaya ilişir. Kayanın güzelliğine hayran olur. Tam bu sırada Cenâb-ı Allah vahiy yoluyla «Yâ isâ! Sana bundan daha güzelini göstermemi ister misin?» diye sorar. O da «istemez olur muyum!» buyurur. O büyük kaya birden yarılır ve içinde ibâdet etmekte olan ak sakallı bir zât ile bir zeytin ağacı görülür.

Hazret-i îsâ -aleyhisselâm- merak eder, o ağacın neyin nesi olduğunu ve kaç yıldır ibâdet ettiğini sorar. Nur yüzlü ihtiyar da «O zeytinlerle sene boyunca karnını doyurduğunu, tam dörtyüz yıldır o mağarada kaldığını, bütün vakitlerini ibâdetle geçirip, bir kere bile insanların arasına karışmadığını» söyler.

Bu manzaraya çok sevinen, adetâ iftihar edip göğsü kabaran Hazret-i îsâ -aleyhisselâm-a Cenâb-ı Hakk vahiy yoluyla tekrar hitap eder:

«Yâ Isa! Bu kadar senedir durmadan ibâdet eden bu zatla iftihar etmekte haklısın. Fakat senden sonra Muhammed -sallallahü aleyhi ve sellem- adında bir peygamber göndereceğim. (Ona bir berat gecesi vereceğim ki, ümmeti arasında bu geceyi ibâdet ve taatla geçirenler, nezdimde.senin ibâdetine hayran olduğun sofudan daha hayırlı olacak.

Dünyâ meşgalelerini bu günlerde biraz’ azaltalım. Çok çok oruç tutalım, Salat ü selâm getirelim, teşbih namazını da ihmal etmeyelim.

Allah’ımız Habib-i Ekrem’inin -sallallahü aleyhi ve sellem- yüzü suyu hürmetine, sevgililerinin ve bu gecenin yüz suyu hürmetine bizi rızâsı dâiresine aldığı kullarından etsin.
(amin)


Berâet gecesinde 100 rek’atlı hayır namazı vardır ki, kılan kimse o sene ölürse, şehitlik mertebesine nâil olur.

Namaza şöyle niyet edilir:


„Yâ Rabbî, niyet ettim senin rızâ-i şerîfin için namaza. Beni afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne mazhar eyle. Kasvet-i kalbden, dünya ve âhiret sıkıntılarından halâs eyleyip süedâ defterine kaydeyle, Allâhü Ekber“

Her rek’atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 10 İhlâs-ı şerîf okunur. İki rek’atte bir selâm verilerek 100 rek’atte tamamlanır. Her rek’atte 100 İhlâs-ı şerîf okumak sûretiyle 10 rek’at olarak da kılınabilir.

Namazdan sonra, (Hz. Allâh’ın HÛ ism-i şerîfinin ebced hesâbına göre adedi olan) 11 şey, (TÂHÂ’nın ebced hesâbıyla adedi olan) 14 kere okunur. (TÂHÂ Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz’in ismidir.)

Okunacak olanlar:

İstiğfâr-ı şerîf: 14 kere
Salevât-ı şerîfe: 14 kere
Fâtiha-i şerîfe (besmeleyle): 14 kere
Âyetü’l-Kürsî (besmeleyle): 14 kere
„Lekad câeküm…“ (besmeleyle): 14 kere [2]
14 kere „Yâsîn“ dedikten sonra 1 Yâsîn-i şerîf [3]
İhlâs-ı şerîf (besmeleyle): 14 kere
„Kul eûzu birabbil-felak…“ (besmeleyle): 14 kere
„Kul eûzu birabbin-nâs…“ (besmeleyle): 14 kere

14 kere:

سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ

Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym

Salevât-ı şerîfe (Salât-ı Münciye okumak efdaldir): 14 kere

Bunlardan sonra duâ yapılır.

Toplam Okunma 1146 Bugün Okunma 4

Ayasofya’nın İbadete Açılan Bölümü

Ayasofya’nın İbadete Açılan Bölümü

Kulağa hoş geliyor görünse de, bir milletin kendi tarihinde bocalayışını gösteren ve Batı’nın yüzyıllar öncesine dayanan kuyruk acısının, “çağdaşlık”la paketlenip, “medeniyet ve hoşgörü” tabağıyla önümüze servis yapıldığının güzel bir numunesi…

Kendi tarihimizi, yine kendimize kısıtlayışımızın hazin öyküsüdür bir nevi… Başlı başına bir “ibadethane” olan mekânın, bir “bölümle” sınırlandırılıp toplumsal manifestonun sesini kesme çabası… Açlıktan ağlayan çocuğun, susması için birkaç kırıntıyla yetindirilmeye çalışılması… Tabi tüm bunlara karşılık milletimizin, âfâki ve enfüsî tefekkürden uzak, imanından bîhaber ve yaşantısı da hasbelkader olunca, sonucun da bu şekilde olması kaçınılmaz oluyor.

(daha fazla…)

Toplam Okunma 1979 Bugün Okunma 5

Sayfa 4 / 18« İlk...23456...Son »