Ümmetimin bana en yakın olanları, bana en çok salavat getirenleridir.[H.Ş]


Dua Mutluluk Kaynağıdır…!

Yaratıcıdan isteme alışkanlığı, bizi streslerden ve gerginlikten kurtarır.
Duasızlık, huzursuzluk kaynağıdır.

 

Duanın üzerimizdeki duygusal etkilerinin de hayatımız için son derece önemli olduğunu görüyoruz. Dua stresten arındıracak, huzuru besleyecek ve yetenekleri geliştirecektir. ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü, dua ile sağlık ilişkisine dair araştırmalara finansman sağlamaktadır. Duanın sağlık üzerine etkilerine dair çok sayıda bilimsel araştırma yapılmıştır. Burada kısaca, duanın ruhsal huzura etkileri üzerinde duralım:

 

Stresten arınma: Huzursuzluğun ve stresin en büyük sebebi duasızlık ve huzurun en etkili yolu duadır. New York Psikiyatri Enstitüsü ile Kolombiya Prespyterian Tıp Merkezi, farklı ülkelerden 40 bin kişi üzerinde bir depresyon araştırması yapmıştır, Araştırmaya göre 1950 sonrasında doğan neslin en büyük hastalığı depresyondur ve bu hastalık zaman ilerledikçe katlanarak artıyor. Hürriyet Gazetesi, söz konusu araştırmanın ortaya çıkardığı depresyon sebeplerini şöyle sıralıyor: ‘Tanrıya inanışın zayıflaması, ölümden sonra yaşam inanışının ortadan kalkması, kadınların baskılar nedeniyle kendilerini güzel olmak zorunda hissetmeleri, evlilik ilişkilerinin çatırdaması, zehirli maddelerin gündelik yaşama girmesi…’

 

Belirlenen bu sebepler zincirlerle birbirine bağlıdır. Evrenin Sahibine inanmıyorsanız ya da inansanız bile güvenmiyorsanız, ölümden nraki hayata ya inanmazsınız ya da ölüm sonrasındaki hayat sizi korkutur. Dünyanın sonrası yoksa, dünya değersizlesir.Dünyanın sonrası korkutucu ise, dünya korkunun kapısına döner. 0 zaman insanlar unutmaya çalışırlar; geleceklerini düşünmek istemezler.

Toplam Okunma 803 Bugün Okunma 1

Vahdettin Han’ın Kuva-yı Milliye’yi destekleyen hatt-ı hümayunu

İşte Vahdettin’in Kuva-yı Milliye’yi destekleyen hatt-ı hümayunu

2006 yılında bir çağrıda bulunmuştum bu köşeden. Gelin, demiştim, Milli Mücadele’nin Sivas’ta çıkan ilk yayın organı “İrâde-i Milliye” gazetesinin tamamını yeni harflere çevirip yayımlayalım. Doğrusu gösterdiğiniz alaka, heyecan aşılıyor meyus kalbime. Hâlâ cevap verenler, hazır olduklarını söyleyenler oluyor.

Şimdi size ve o gönüllülere buradan duyurmak boynumun borcu oldu: Çağrımız Sivas’ta yankılandı ve bir grup öğretim üyesi elbirliği etmek suretiyle 40 kadar “İrade-i Milliye” nüshasını Latin harflerine çevirdiler, Sivas Belediye Başkanı Sami Aydın Bey’in destekleriyle Buruciye Yayınları tarafından Osmanlıca orijinaliyle birlikte 2007 yılında yayınlandı. Yani eksik de olsa bu ilk resmi yayın organının bir koleksiyonuna sahibiz. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Keşke diğer gazete koleksiyonları da aynı bahtiyarlığı yaşayabilse.

Yine de bir iki noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Birincisi, kronik problemimiz olan ciddi okuma hataları. En basiti, kapı, eşik anlamına gelen ‘südde’ kelimesinin ısrarla ‘sedde’ yazılması (msl. s. 19) ya da “istiksâratımızın” (s. 159) kelimesinin doğrusunun “istiksar etmezler” olması gibi. Bunlar ufak tefek kusurlar gibi görünüyor ama yapılan işin önemi karşısında daha ciddi olunması gerekirdi.

Toplam Okunma 871 Bugün Okunma 1

Müslüman olan japon kızı

Müslüman olduktan sonra kendimi yeniden doğmuş gibi hissetmeye başlamıştım. Bu his Müslüman olduktan sonra beni hiçbir zaman terk etmedi.”

Dünyada İslam’a olan ilgi her geçen gün daha da artıyor. Bu ilginin merkezlerinden biri de Uzakdoğu dinlerinin yıllardır revaçta olduğu Japonya… Son 5 yıldır İslam’a büyük ilgi gösteren Japon Gençliği tıpkı Leyko Hanım gibi huzur ve mutluluğu İslam’da buluyor. Bir zamanlar Budizme inanan Leyko Hanım; Ürdün, Suriye ve Türkiye’ye yaptığı ziyaretler sonucu Müslüman olmaya karar vererek ismini Leyla olarak değiştirmiş. “Müslüman olduktan sonra kendimi yeniden doğmuş gibi hissetmeye başladım. Bu his beni hiçbir zaman terk etmedi.” diyen Leyla Hanım’ın hem Müslüman oluş serüveni, hem de İslam ve Müslümanlarla ilgili tespitleri oldukça ilginç.

ADEM ÖZKÖSE-ŞAM

(daha fazla…)

Toplam Okunma 2011 Bugün Okunma 1

Hızır Hikâyeleri (a.s)


Her Gördüğünü Hızır, Her Geceyi Kadir Bil

Bir gün annesi tarladan kaldırdığı buğdayları, biriyle Ubeydullah-ı Ahrâr’a gönderdi. Ubeydullah-ı Ahrâr buğdayları ambara koymakla meşgûlken, buğdayları getiren kimse, boş çuvallarını alıp gitti. Nereye gittiği ve hangi yoldan gittiği belli değildi. Ubeydullah-ı Ahrâr o anda neden bu zavallı ve garib kimseden duâ almadığına üzüldü. İçine garib bir ızdırap çöktü.

Buğdayı olduğu gibi bırakıp koşarak o kimsenin peşine düştü. Yanına vararak tevâzu ile kendisine duâ etmesini istedi ve;
-Beni gönlünüze alın. Hâlime biraz inâyet nazarıyla bakın. Belki duânız ve himmetiniz bereketiyle Allahü teâlâ beni bağışlar, merhâmet eder de yolum açılır, dedi.

Onun yüzüne şaşkın ve hayret dolu ifâdelerle bakan zât;
-Zannediyorum ki Türk şeyhlerinin söyledikleri; “Her geleni Hızır bil, her geceyi Kadir bil” sözüne göre hareket ediyorsun. Fakat ben hiçbir özelliği olmayan kendi hâline yaşayan bir kimseyim. Elimi yüzümü bile lâyıkı ile yıkamayı bilmem. Senin istediğin şeyden ben haberdâr değilim. O bende yoktur.” dedi.

Ubeydullah-ıAhrâr duâ etmesi için yalvarmaya devâm etti. O kimse, Ubeydullah-ı Ahrâr’ın yalvarışına dayanamayarak ellerini kaldırdı ve;
-Allahü teâlâ senin kalb gözünü açsın, diye duâ etti. Bu duâ bereketiyle Ubeydullah-ı Ahrâr’ın kalbinde açılmalar oldu.

(daha fazla…)

Toplam Okunma 1688 Bugün Okunma 1

Mirac Gecesi – Mirâc Kandili


Mirac Gecesi,

Recep ayının 27. gecesidir. Mirac mucizesi, hicretten bir buçuk yıl önce, 621 yılı başlarında vuku bulmuştur.  Mirac’ın iki aşaması vardır. Birinci aşamada Hz. Peygamber efendimiz (s.a.v) Mescidül-Haram’dan Beytü’l-Makdis’e (Kudüs) götürüldü. Kur’an’ı kerimde anlatılan andığı bu kısım, gece yürüyüşü anlamında isra adını alır. İkinci aşamayı ise Hz. Peygamber efendimiz (s.a.v)’in Beytü’l-Makdis’ten Allah’a yükselişi oluşturur. Mirac olarak anılan bu yükselme olayı Kur’an’da anılmaz, ama çok sayıdaki hadis-i şerifde ayrıntılı biçimde anlatılır.

Hz. Peygamberimiz (s.a.v) Burak ile Beytü’l Makdis’e vardıktan sonra oradaki büyük ve sert kaya ile göğe çıkarıldı. Her bir gökte peygamberlerden biriyle görüştü, nice nice melekler gördü. Cennet ve cehennemin durumlarını gördü, Sidre-i Müntehâ’ya geçti,  Allah’ın melekût âleminden bir çok acaib şeyler gördü. Nihayet beş vakit namazın farz kılınması emri ile aynı gecede geri döndü.

(daha fazla…)

Toplam Okunma 1898 Bugün Okunma 0

Ayasofya’nın İbadete Açılan Bölümü

Ayasofya’nın İbadete Açılan Bölümü

Kulağa hoş geliyor görünse de, bir milletin kendi tarihinde bocalayışını gösteren ve Batı’nın yüzyıllar öncesine dayanan kuyruk acısının, “çağdaşlık”la paketlenip, “medeniyet ve hoşgörü” tabağıyla önümüze servis yapıldığının güzel bir numunesi…

Kendi tarihimizi, yine kendimize kısıtlayışımızın hazin öyküsüdür bir nevi… Başlı başına bir “ibadethane” olan mekânın, bir “bölümle” sınırlandırılıp toplumsal manifestonun sesini kesme çabası… Açlıktan ağlayan çocuğun, susması için birkaç kırıntıyla yetindirilmeye çalışılması… Tabi tüm bunlara karşılık milletimizin, âfâki ve enfüsî tefekkürden uzak, imanından bîhaber ve yaşantısı da hasbelkader olunca, sonucun da bu şekilde olması kaçınılmaz oluyor.

(daha fazla…)

Toplam Okunma 1252 Bugün Okunma 1

Sayfa 3 / 1712345...Son »