Kişi öfkelendiğinde "Allah'a sığınıyorum" derse, öfkesi gider. [H.Ş.]
Currently Browsing: Ne, Nedir?

Ashâb-ı Kirâm

Ashâb-ı Kirâm

 

Ashab, Peygamber Efendimizi bir kere bile olsun iman gözüyle görüp, sohbetinde bulunan müslümanlardır. Ashâb’ın hepsi çok büyük derece sahibidirler. Çünkü onlar, Peygamberimizi gözleriyle görmüş, en zor zamanlarda onun etrafında kenetlenip mallarıyla, canlarıyla İman ve İslâm’ın yayılması için cihâd etmişler, büyük gayretler göstermişlerdir. Böylece Peygamberimizin en büyük teveccühünü kazanmışlardır. Hepsi de tepeden tırnağa adetâ nur hâline gelmişlerdir.

 

Ulvî dinimizin yayılmasında onlar önderlik etmişlerdir. Bu devirde bir insan tek başına bütün dünyayı fethetse, dünya dolusu altın tasadduk etse, yine de ashâbın en küçüğünün mertebesine erişmesi mümkün değildir. Biz müslümanlar, Ashâb-ı Kirâmın hepsini sevmek, saymak ve hepsine hürmet etmekle mükellefiz. Onların aralarında meydana gelen bazı ihtilaflârdan dolayı, hiç birinin aleyhinde tek kelime söyleyemeyiz. Zira onlar müctehiddir ve ictihadla hareket etmişlerdir. Onlardan birinin aleyhinde konuşan insanın imanı zayıflar, dini çok büyük zarar görür. O insan inancını düzeltmedikçe aslâ kâmil bir mü’min olamaz.

 

Ashab iki kısımdır:

  1. Muhacirîn,
  2. Ensâr.

Muhacirîn, mallarını, mülklerini bırakarak Allâh rızâsı için Mekke’den Medîne’ye hicret eden Mekke’li müslümanlardır.

 

Ensâr ise, Medîne’nin yerlisi olan müslümanlardır. Medîne’ye hicret eden müslüman kardeşlerine, Allâh rızâsı için bütün varlıklarıyla yardımda bulunmuşlardır. Her iki zümre de Allâh rızâsı için yaptıkları bu hareketlerinden dolayı çok büyük sevap ve derece kazanmışlardır.

 

Peygamberlerden sonra insanların en büyüğü Ashâb-ı Kirâm’dır. Ashâbın da en büyüğü sırasıyla Hazret-i Ebû Bekir, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali’dir. (Radıyallâhü anhüm).

Toplam Okunma 320 Bugün Okunma 0

Peygamberimizi İyi Tanıyalım

Peygamberimizi İyi Tanıyalım

 

Gerek dünya ve âhirette şerefli, faziletli ve iyi insan olabilmek; âlemlere rahmet olan Peygamberimiz Muhammed Mustafa’yı (s.a.v.) iyi bilmek, iyi anlamak ve ona hakîki ümmet olmakla mümkündür. Bir insan, Peygamberimizi bilmedikten, tanımadıktan, sevmedikten sonra hiçbir şeyle şerefli ve faziletli olamaz.

 

Peygamberimizin adı Muhammed, babasının adı Abdullah, annesinin adı Âmine’dir. Ana rahminde yedi aylık iken babası vefat etmiştir. Milâdî 571 senesi Nisan ayının yirminci gecesine tesadüf eden, Rebîulevvel ayının onikinci (Pazartesi) gecesi sabaha karşı Mekke’de doğmuştur. Doğduğu zaman hiçbir çocuğa benzemiyordu. Onda gözüken peygamberlik nûru, bakan gözleri kamaştırıyordu.

 

Dört yaşına kadar süt annesi Halîme’nin yanında kaldı. Sonra âilesine teslim edildi. Altı yaşında iken annesi Âmine vefat etti. Dedesi Abdü’l-Muttalib onu yanına aldı. Fakat annesinden iki sene sonra, sekiz yaşında iken de dedesi vefat etti. Bu defa da amcası Ebû Talib’in yanında kaldı.

 

Peygamberimizin çocukluk ve gençlik zamanları, bekârlık-evlilik devirleri, hâsılı bütün hayatı hiç bir insana nasip olmayan fazilet ve kemâlât ile geçmiştir.

 

Yirmibeş yaşında Hadicetü’l-Kübrâ vâlidemiz ile evlendi. Hiç bir zaman putlara tapmadı. Çocukluğundan beri onları hiç sevmezdi. Hazret-i İbrahim aleyhisselâm’ın dini üzere Allâh’a ibâdet ederdi. Zaman zaman Mekke’nin yanında bulunan Hira dağına gider, Allâh’ın kudret ve büyüklüğünü düşünürdü. Allâh’ın kendisine tâ ezelde ihsân ettiği aşk ile muhabbet denizine açılır, kalbinde yanan tevhid nurunun pırıltıları içinde Allâh’ı zikrederdi.

 

Peygamberimiz yine bir gün, Hira mağarasında kendisine hâs lâhûti âleme dalmışken, Cebrâîl aleyhisselâm Allâh’ın emri ile ona peygamberlik vazifesini bildirmeye geldi. İnsanlığın kurtarıcısı, Allâh’ın sevgilisi Hazret-i Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem’e:

 

“ – Oku!” dedi. Peygamberimiz:
“ – Ne şey okuyayım? ” dedi. Cibrîl-i Emîn:
“ – Oku!” diye tekrar etti.

Hz. Muhammed (sallallâhü aleyhi ve sellem) aynı cevabı verdi. Bunun üzerine Cibrîl-i Emîn, Peygamberimizi tutup mübârek göğsünü üç defa sıktı. Böylece Peygamberimize mânevî bir ameliyat tatbik edilmiş oldu. Ve Peygamberimiz büyük bir mûcize olarak birden okumaya başlayıverdi. Melek üçüncü emri verdi. Ve ilk olarak vahy olunan âyeti okudu.

Âyetin yüksek meâli şu idi:

“ – Seni yoktan var eden, tedrîcen terbiye edip büyüten, kemâle ulaştıran Rabbi’nin ism-i şerîfi ile oku. O, insanı pıhtılaşmış kandan yarattı. Oku! O çok kerîm olan Rabbinin hakkı için ki, O, kalemle tâ’lim etti; insana bilmediğini öğretti.”

 

Böylece Hazret-i Muhammed (sallallâhü aleyhi ve sellem)’e Peygamberlik vazifesi verildi.

Kur’ân-ı Kerîm, yirmi üç senede tamam oldu. Onüç sene insanları Mekke’de hak yola dâvet etti. Büyük meşakkatlar ve ızdıraplar çekti. Her şeye sabredip Allâh’ın varlığını, birliğini yaymaya çalıştı. Sonra Medîne-i Münevvere’ye hicret etti. On sene de orda peygamberlik vazifesini bütün gücü ile yerine getirmeye çalıştı. İnsanlara insanlığı öğretti, medeniyeti belletti. Karanlık gönülleri İslâm’ın nuru ile aydınlattı. Böylece vazifesini tamamladı. Altmış üç yaşında vefat etti. İnsanlık âlemine de hidâyet rehberi olan Kur’ân-ı Kerîm’i ve sünnet-i seniyyesini tavsiye ve emânet etti.

 

Salât sana, selâm sana ey Allâh’ın Resûlü. Seni hakkı ile bilen ve öven âlemlerin Rabbı Allâhü Teâlâ’dır. Sen Rahmeten lil’âlemînsin. İns ü cinnin peygamberisin. Sen Hâtemü’l-Enbiyâ’sın. Sen “Levlâke Levlâk, lemâ halaktü’l-eflak” hitâb-ı izzetinin muhatabısın. Sen Muhammed Mustafa’sın (sallallâhü aleyhi ve sellem).

Toplam Okunma 619 Bugün Okunma 0

Kur’an’da İsimleri Geçen Peygamberler

Hazret-i Âdem aleyhisselâmdan Peygamberimize kadar bir rivâyete göre 124 bin, diğer bir rivâyete göre ise 224 bin peygamber gelmiştir. Bunlardan ancak 28 tanesinin isimleri Kur’ân-ı Kerim’de zikredilmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de adları geçen ve bilinmeleri vâcip olan peygamberlerin mübârek isimleri şunlardır:

1. Âdem 8. İsmâîl 15. Hârûn 22. Zekeriyya
2. İdris 9. İshâk 16. Dâvûd 23. Yahyâ
3. Nûh 10. Yâkûb 17. Süleyman 24. Îsâ
4. Hûd 11. Yûsüf 18. Yûnus 25. Üzeyr*
5. Sâlih 12. Eyyûp 19. İlyas 26. Lokman*
6. İbrâhîm 13. Şuayb 20. Elyesa 27. Zülkarneyn*
7. Lût 14. Mûsâ 21. Zülkifl

28. Hazret-i Muhammed. (Aleyhimüsselam)

* Bu üç mübârek zâta evliya diyenler de vardır.

Toplam Okunma 399 Bugün Okunma 0

Peygamberlerin Sıfatları

Peygamberlerin Sıfatları

Peygamberler hakkında bilinmesi vâcip ve zarûri olan sıfatlar beştir.

  1. Sıdk: Peygamberler doğrudurlar. Asla yalan söylemezler.
  2. Emânet: Emindirler. (Her hususta kendilerine inanılır.)
  3. Tebliğ: Hz. Allâh’ın emir ve yasaklarını hiç noksansız ve çekinmeden tebliğ ederler.
  4. Fetânet: Son derece zekîdirler.
  5. Ismet: Mâsumdurlar; günah işlemekten uzaktırlar.

Bizim Peygamberimizin diğer peygamberlerden ayrı beş vasfı daha vardır:

  1. Bütün peygamberlerden efdâldir (Üstündür).
  2. Bütün insanlara ve cinlere gönderilmiştir.
  3. Peygamberler silsilesinin son halkası (Hâtemü’l-Enbiyâ) yâni son peygamberdir. Ondan sonra peygamber gelmeyecektir.
  4. Bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.
  5. Şerîatı, kıyâmete kadar devam edecektir.

Toplam Okunma 407 Bugün Okunma 0

Sıfât-ı Zâtiyye (Allâh’ın Zâti Sıfatları)

Sıfât-ı Zâtiyye

Hz. Allâh’ın Sıfât-ı Zâtiyyesi 6′dır:

  1. Vücud: Var olmak.
  2. Kıdem: Evveli olmamak; ezelî olmak.
  3. Bekâ: Sonu olmamak; ebedî olmak.
  4. Vahdâniyet: Birlik. Zâtında ve sıfatlarında tek olup, ortağı yoktur
  5. Muhâlefetün lilhavâdis: Sonradan olanlara hiç benzememek.
  6. Kıyam binefsihi: Var olmasında başka bir şeye muhtaç olmamak.

Toplam Okunma 335 Bugün Okunma 1

Hâcemat (Kan Aldırmak) Nedir?

Iki omuz arasından, sırttan, başın arka tarafından yahut vücudun herhangi bir yerinden tedavi maksadıyla bardak, şişe veya boynuzla kan aldırmaktır. Peygamberimiz (s.a.v)’in sağlıkla ilgili tavsiyelerinden ve bizzat tatbik ettiği sünnetlerindendir.

 

Hâcamat, sebebi belli bir hastalığın tedavisi olmaktan ziyade kan fazlalığının vücutta meydana getirdiği rahatsızlıkları gidermek için kullanılan genel bir tedavi usûlüdür.

 

Eskiden yaygın olarak “Hâcamat bıçağı” veya “Hâcamat zembereği” denilen bir aletle tatbik edilen bu usûl, bugün yerini enjektörle kan almaya bırakmıştır. Hâcamat bıçağı, tarak biçiminde, vücutta bir sıra çizik meydana getiren bir alettir. Bir yüzünde birçok yarık bulunan bakır bir kutu içinde tetikli bir zembereğe bağlı olan bıçaklar, düğmesi basılınca zembereğin boşalmasıyla yarıklardan dışarı fırlar ve vücutta çizikler meydana getirir. Bardak vb. bir şeyle çizikler üzerinden kan çekilir. Bir cins sülük de bu iş için kullanılmaktadır. Sülük vücudun ağrıyan bölgelerine konularak kanı emmesi sağlanır.

 

Hangi araç ve metotla olursa olsun önemli olan kan aldırmaktır. Uzman bir hekimin muayenesi ve tavsiyeşiyle yaptırılan Hâcamat faydalı ve Islâm’da caiz olan bir tedavi usûlüdür.

 

Ameller niyetlere göre değer kazanır. Sünnete uymak niyetiyle ve bize emanet olan vücudumuzun sağlığına kavuşması için yaptırdığımız Hâcamat bir ibadet değeri taşır. Çünkü ibadetlerimizi ve diğer görevlerimizi ancak sağlıklı bir bedenle tam olarak yerine getirebiliriz.

 

Peygamberimiz (S.a.v)’in yaptığı ve yapılmasını tavsiye ettiği işlerin şüphesiz bir anlamı ve hikmeti vardır. Onun hayatı bizim için örnektir: “Andolsun Allah’ın Resulü’nde sizin için Allah’ı ve ahireti arzu eden ve Allah’ı çok anan kimseler için (uyulacak) en güzel bir örnek vardır” (el-Ahzâb, 33/21).

 

Miraç gecesinde yanından geçtiği bir melek grubunun Peygamberimize: “ümmetine Hâcamatı emret!” diye söylediğini Abdullah b. Abbâs (r.a) rivayet etmektedir (Ali Nâsıf, et-Tâc, III, 203).

 

Hz. Peygamber efendimiz (S.a.v) bizzat kendisi Ebû Taybe adında bir Haccâm’a Hâcamat yaptırmış ve başından kan aldırıp haccâma ücretini ödemiş ve şöyle buyurmuştur: “Kan aldırma yollarının en güzeli Hâcamattır. (yahut Hâcamat sizin en iyi tedavi yollarınızdır)”(Buhâri, Tıb 13; Müslim, Musakat 62, 63; Ebû Dâvûd Nikâh 26, Tıb 3).

 

Hz. Peygamber efendimiz (S.a.v) ihramlı iken Hâcamat yaptırmıştır (Buhârî, Savm, 22; Müslim, Hac 87, 88; Ebû Dâvûd Menâsik 35). Ihramlı iken saç kestirmemek şartıyla Hâcamatın caiz olduğu hususunda âlimler arasında görüş birliği vardır. Aynı şekilde Hz. Peygamber (S.a.v) oruçlu iken de Hâcamat yaptırmıştır. Yani kan aldırmıştır (Buhârî, Tıb II; Ebû Davûd, Siyâm 29).

 

Nâfi (r.a)’den rivayet edildiğine göre Ibn Ömer (r.a) (Kendisine): Nâfi, kan (fazlalaşmak suretiyle) beni yedi. Bunun için sen bana bir Hâcamatçı getir ve genç bir Hâcamatçı seç. Ne yaşlı ne de çocuk Hâcamatçı seçme demiştir.

 

Nâfi der ki; Ibn Ömer (r.a) şöyle dedi: Ben, Resulullah (S.a.v)’den şu buyruğu işittim: “Hâcamat olmak aç karnına daha faydalıdır. Hâcamat olmak aklı ve hıfzetme (ezberleme) gücünü arttırır. Hâfız olanın da hıfzetmek kabıliyetini kuvvetlendirir. Artık kim Hâcamat olmak isterse Allah’ın ismini anarak perşembe günü Hâcamat olsun ” (Ibn Mâce, Kitâbu’t-Tıb, 22).

 

Ibn Hacer Buhârî şerhindeki Hâcamat bölümünde özetle şu bilgiyi verir: Buhârı, Sahîhinde “Hangi saat Hâcamat olur” başlığı altında bir bâb açmış ve burada Ebû Mûsa’nın geceleyin Hâcamat olduğuna dair bir eseri ile Hz. Peygamber (S.a.v)’in oruçlu iken Hâcamat olduğuna dair Ibn Abbâs (r.a)’ın bir hadîsini rivayet etmiştir.

 

Ibn Hacer bununla ilgili olarak şöyle der: Hâcamat olmak için uygun vakitler hakkında birkaç hadis vârid olmuş ise de hiçbiri Buhârî’nin sözkonusu ettiği şarta uygun değildi. Bana öyle geliyor ki: Buhârî Hâcamat işinin ihtiyaç olduğu zaman yapılabileceğine ve bunun belirli bir vakte bağlı olmadığına işaret etmek istemiştir. Çünkü Hâcamat işinin geceleyin yapıldığını ve Hz. Peygamber (S.a.v)’in oruçlu iken Hâcamat olduğuna dair hadîsi rivayet etmiştir.

 

Hâcamatın yani kan aldırmanın insan sağlığına birçok katkıda bulunduğu tıbbî bir gerçeğe dayanır. Özellikle bazı deri hastalıklarının tedavisinde Hâcamatın faydası görülmüştür.

Toplam Okunma 1514 Bugün Okunma 0

Sayfa 6 / 7« İlk...34567