Kur'ânı Kerim'i okuyunuz. Çünki o kıyamet günü, okuyan kimseye şefaatçi olarak gelecektir. [H.Ş.]
Currently Browsing: Ne, Nedir?

29 Mayıs 1453 İstanbul’un Fethi

 

 

Türk-İslâm mefkûresinde çok önemli bir yer işgâl eden İstanbul’un fethi, İslâmiyetle birlikte ortaya çıkan mukaddes bir ideâl, bir kızıl elma yâni yüce bir gâyedir. Bu ulvî gâye uğruna önce Araplar, sonra da Türkler, İstanbul surları önünde seve seve can verdiler ve şehâdet mertebesine kavuştular.

 

İstanbul, 1453 târihine kadar birçok defâlar çeşitli millet, devlet ve topluluklar tarafından kuşatılıp, işgâl edildi. Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem); “İstanbul muhakkak fethedilecektir. Bu fethi yapacak hükümdâr ne güzel hükümdâr ve onun askerleri ne güzel askerlerdir.” hadîs-i şerîfi, bütün İslâm hükümdâr ve kumandanlarının bu şehri fethetmek arzu ve gayretlerini harekete geçiriyordu. Müslümanlar “Feth-i Mübîn”i gerçekleştirmek için pekçok teşebbüste bulundular.

 

İslâm âleminde Dört Halîfe (632-661), Emevîler (662-750), Abbâsîler (750-1517 ve Osmanlılar devrinde en büyük ideâl hâline gelen İstanbul’un fethine ilk teşebbüs; Üçüncü Halîfe hazret-i Osman devrinde 655 târihinde yapıldı. O zaman Müslümanlar kuvvetli bir donanmaya sâhiptiler. Sûriye vâlisi hazret-i Muâviye 654 Kıbrıs Seferini müteakip, Abdullah bin Ebû Serh kumandasında Bizans’a bir donanma gönderdi. 655′te İslâm donanması ile Bizans deniz kuvvetleri arasında Fenike kıyılarında cereyan eden savaşta, Bizans donanmasına ağır kayıplar verdirildi. İslâm târihlerinde “Zat el-Savârî” adı verilen bu savaşta, Bizans donanmasına bizzât komuta eden İmparator Konstantin’in mağlûbiyeti, İstanbul deniz yolunun Müslümanlara açılmasına sebeb oldu.

(daha fazla…)

Toplam Okunma 4472 Bugün Okunma 3

Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Nedir?

 

Kene
Kırım-Kongo Hemorajik Ateş (KKHA),keneler tarafından taşınan Nairovirüs isimli bir mikrobiyal etken  tarafından neden olunan ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama gibi bulgular ile seyreden hayvan kaynaklı bir enfeksiyondur. Son yıllarda tedavide görülen gelişmelere rağmen, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hala yüksektir.
Keneler Nasıl Tanınır ve Nerelerde Bulunur?
KeneKeneler otlaklar, çalılıklar ve kırsal alanlarda yaşayan küçük oval şekillidir.  6-8 bacaklı, uçamayan, sıçrayamayan    hayvanlardır. Hayvan ve insanların kanlarını emerek beslenirler ve bu sayede hastalıkları insanlara bulaştırabilirler. Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir. Türlere göre değişmekle beraber kenelerin, küçük kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara (özellikle devekuşları) kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.
Kimler Risk Altındadır?
Hastalık genellikle meslek hastalığı şeklinde karşımıza çıkar.
  • Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlarPiknik Alanlarında Kenelere Dikkat
  • Veterinerler
  • Kasaplar
  • Mezbaha çalışanları
  • Sağlık personeli özellikle risk gurubudur.
  • Kamp ve piknik yapanlar, askerler ve korunmasız olarak yeşil alanlarda bulunanlar da risk altındadır.
Henüz ergin olmamış Hylomma soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde muhafaza eder; ergin kene olduğunda da hayvanlardan ve insanlardan kan emerken bulaştırır.
Kuluçka Süresi Ne Kadardır?
Kene tarafından ısırılma ile virüsün alınmasını takiben kuluçka süresi genellikle 1-3 gündür; bu süre en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, ifrazat veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu bulaşmalarda bu süre 5-6 gün, en fazla ise 13 gün olabilmektedir.
Belirtileri Nelerdir?
Kene Tarafından Isırılmış Hasta
Ateş
Kırıklık
Baş ağrısı
Halsizlik
Kanama pıhtılaşma mekanizmalarının,bozulması sonucu;
- Yüz ve göğüste kırmızı döküntüler, ve gözlerde kızarıklık,
- Gövde, kol ve bacaklarda morluklar
- Burun kanaması, dışkıda ve idrarda kan görülür
- Ölüm karaciğer, böbrek ve akciğer yetmezlikleri nedeni ile olmaktadır.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin Tanısı Nasıl Konulur?
Kanda virüse karşı oluşan antikorların taranması tanı için en sık kullanılan yöntemdir. Bu göstergeler hastalığın başlangıcından sonra 6. günden itibaren belirlenebilir.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Nasıl Kontrol Edilir ve Nasıl Korunulur?
Hastalığın bulaşmasında keneler önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle kene mücadelesi önemlidir fakat oldukça da zordur.
1. İnsanlar kenelerden uzak tutulabilir ise bulaş önlenebilir. Bu nedenle de mümkün olduğu kadar kenelerin bulunduğu alanlardan kaçınmak gerekir.
2. Kenelerin yoğun olabileceği çalı, çırpı ve gür ot bulunan alanlardan uzak durulmalı, buKeneler Kırsal Kesimlerde Daha Sık Görülür gibi alanlara çıplak ayak yada kısa giysiler ile gidilmemelidir.
3. Bu alanlara av yada görev gereği gidenlerin lastik çizme giymeleri, pantolonlarının paçalarını çorap içine almaları,
4. Görevi nedeni ile risk grubunda yer alan kişilerin hayvan ve hasta insanların kan ve vücut sıvılarından korunmak için mutlaka eldiven, önlük, gözlük, maske v.b. giymeleri gerekmektedir.
5. Gerek insanları gerekse hayvanları kenelerden korumak için haşere kovucu ilaçlar (repellent) olarak bilinen böcek kaçıranlar Kenelerden Korunma İlaçlarıdikkatli bir şekilde kullanılabilir. (Bunlar sıvı, losyon, krem, katı yağ veya aerosol şeklinde hazırlanan maddeler olup, cilde sürülerek veya elbiselere emdirilerek uygulanabilmektedir.)
6. Haşere kovucular hayvanların baş veya bacaklarına da Kene Isırık İzi uygulanabilir; ayrıca bu maddelerin emdirildiği plâstik şeritler, hayvanların kulaklarına veya boynuzlarına takılabilir.
7. Kenelerin bulunduğu alanlara gidildiği zaman vücut belli aralıklarla kene için taranmalıdır.


Kene Isırık İziKene Isırık İzi

8. Vücuda yapışmış keneler uygun bir şekilde  kene ezilmeden, ağızdan veya başından tutularak bir cımbız veya pens yardımıyla sağa sola oynatarak alınmalıdır. Isırılan yer alkolle temizlenmelidir. Mümkünse kenenin tanı için alkolde saklanması uygun olur.

Doğru Kene Çıkarması Yanlış Kene Çıkarması Yanlış Kene Çıkarması Yanlış Kene Çıkarması

9. Diğer canlılara ve çevreye zarar vermeden, haşere ilacı (insektisit) ile uygulamanın uygun görüldüğü durumlarda  çevre ilaçlanması yapılabilinir.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin Tedavisi Nedir?
Hastalığın kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. Hastaya destek tedavisi yapılmalıdır.
Konuyu Hazırlayan: Dr Alp Akay – Dr.Başak Soyluoğlu


Toplam Okunma 1889 Bugün Okunma 4

Mesh Nedir? Nasıl Yapılır?

Mesh nedir Nasıl Yapılır?

Meshin farzı, mestin ön kısmından üç serçe parmağı kadar bir yeri ıslatmaktır. Sünnet üzere yapılan mesh ise, ıslatılan el parmaklarını açarak, ayağın ucundan itibaren mestin koncuna doğru çekmektir.

Mestler Üzerine Mesh

Erkek ve kadın müslümanlar için, mestler üzerine meshetmek câizdir.

Bunun için şu şartlar gereklidir:

  1. Mestler, abdestli iken giyilmiş olmalıdır.
  2. Mestler topuklarla birlikte ayakları örtmeli ve en az 12 bin adım yürünebilecek vasıfta olmalıdır.
  3. Mestlerin hiç birinde, (ayak parmağının en küçüğü ile) üç parmak miktarı delik ve yırtık bulunmamalıdır.
  4. İçine kolayca su almayacak şekilde ve bağlamaksızın ayakta duracak kadar kalın olmalıdır.
  5. Mest giyilecek ayağın ön kısmından, en az üç el parmağı genişliğinde bir yer bulunmalıdır. (Bir ayağı kesilmiş ve sadece topuğu kalmış bir kimse, diğer ayağına da meshedemez).
Meshi Bozan Şeyler
  1. Mestin ayaktan çıkması,
  2. Mestler ayakta iken, ayaklardan birinin ekserisinin ıslanması,
  3. Mesh müddetinin dolması. (Mest giyen kimse seferî değilse, mestini giydiği andaki abdestinin bozulmasından itibaren 24 saat, seferî ise 72 saat mesheder.)

Ayrıca, abdesti bozan her şey meshi de bozar. Bu sebeple, mestin müddeti henüz bitmemişse yeniden alınacak abdestte mestlere yeniden mesh yapılır.

Sargı ve Yara üzerine mesh

Bir uzvun çıkması, kırılması veya yaralanması halinde üzerine sargı yahut alçı sarılsa, o uzvu yıkamak mahzurlu ise sargının çoğu üzerine meshedilir. Eğer mesh de zarar verecek olursa, mesh de yapılmaz.

Sargının mest gibi bir zamanı yoktur. Özür devam ettikçe meshedilmeye devam edilir. Abdestli olarak sarılması şart değildir. Meshedildikten sonra sargı açılsa veya düşse, yahut mevcut sargı üzerine ikinci bir sargı bağlansa, meshi yenilemek icap etmez.

Toplam Okunma 11119 Bugün Okunma 8

Teyemmüm Nedir? Nasıl Yapılır?

 

Teyemmüm Nedir?

Teyemmüm, Abdest almak veya gusletmek için suyun bulunmaması veya kullanılamaması hâlinde, hangi maksatla teyemmüm edeceğine niyet edip ellerini toprak cinsinden bir şeye iki defa vurarak, birincide yüzünü, ikincide dirseklerine kadar ellerini meshetmektir.

 

Teyemmümün Farzları

Teyemmümün farzı ikidir:

  1. Niyet,
  2. İki darp (vurmak) ve mesh.

 

Teyemmüm Nasıl Yapılır

Bir müslüman gusletmek, yahut abdest almak için su bulamazsa veya bulduğu suyu kullanmasına hastalığının şiddetlenmesi, düşman tehlikesi vesâire gibi ciddî bir mâni mevcutsa, niyet ederek toprak cinsinden bir şeyle teyemmüm eder.

Şöyle ki; Niyet edip Eûzü -Besmele çekerek bir defa ellerini toprak veya toprak cinsinden bir şeye vurup ileri-geri sürter. Onunla yüzünü mesheder. İkinci defa ellerini aynı şekilde vurup, ileri – geri sürter. Evvelâ sağ, sonra sol kolunu mesheder.

Teyemmüm alırken parmaktaki yüzüğün çıkartılması yüzüğün yerinin de meshedilmesi ve parmak aralarının hilâllenmesi zarûrîdir.

Toplam Okunma 3520 Bugün Okunma 6

Kuş Evleri

Atlı kültürün kılıçlı çocukları” atalarımız, derin bir doğa sevgisi ile doluymuş. İşte otağının üzerine yuva yapan güvercinler için çadırını bırakıp savaşa giden atalarımızın doğa sevgisi:

Atlı kültürün kılıçlı çocukları doğa ile iç içeydi Kuşlara bile ev yapan millet

Rıza Zelyut

“Atlı kültürün kılıçlı çocukları” atalarımız, derin bir doğa sevgisi ile doluymuş. Otağının üzerine yuva yapan güvercinler için çadırını bırakıp savaşa giden, miraslarından bir bölümünü sokaktaki hayvanlara bırakan, sadaka niyetine kuş azat edenler de onlar. Bugünkü halimizse, geçmişimizle kıyaslanamaz…


İnsan olarak bundan 150 sene öncesine göre ne durumdayız? Cevap çok acı: Maalesef bugün millet olarak atalarımızın çok gerisindeyiz. Çünkü doğanın sade bir üyesi olmaktan çıkıp, yırtıcı birer canavara dönüştük. Bu halimizle de atalarımızdan çok geriye düştük. Bizim atalarımız öyle bir doğa sevgisi ile doluydu ki ağaçta, kuşta, suda, kayalarda bile kutsallık görür; onları kutsar; onlarla bir arada yaşamaktan derin mutluluk duyardı. Bu yüzden kuşlar için bile evler yaparlardı. “Serçe saray, kuş köşkü, kuş evi” gibi adlar verilen bu evler; özenle ve kutsal bir hizmet yerine getiriliyormuşçasına yapılırdı. Camilerde, mezar yapılarında, köşklerde özenle yapılmış; havalandırması bile düşünülmüş bu minyatür yapılar bulunuyordu. Hayvanlara bakmak, ihtiyaç sahibi olanın ihtiyacını gidermek, çaresizlere el uzatmak Türk milletinin en asli ibadeti olarak öne çıkmıştı. Öbür dünyada iyi bir yer edinmek için namaz kılmak, oruç tutmak gibi ibadetlerden çok, eli cebe atarak hayır kurumu oluşturmak daha önemli görünüyordu. Bugünkü ibadet anlayışımız bile 500 sene öncekinden çok daha geriye gitmiş bulunmaktadır.


YILANA BİLE DOKUNMA

 

Sanat tarihçisi Malik Aksel bakın daha yakın zamanlara kadar atalarımızın yaşadığı evleri nasıl anlatıyor: “Eskiden hayvanlarla insanlar akrabalar gibi bir arada yaşarlardı. Kediler davetsiz misafirlerdi. Köpekler hakkında hadis olduğu için eve sokulmazdı. Fakat sokakta bunlara ekmek doğranır, hatta adaklar dahi adanırdı. Yarasa, sansar, gelincik ise evin en kuytu köşelerini doldururlardı. Temel yılanına dokunulmaz, görüldüğü zaman “Şahmelek veya Şahmaran başı için bana dokunma” denir. İyi, kötü her türlü hayvanlara dostluk ve misafirperverlik gösterilir, ayrı ayrı konuklanırdı. Ağaçların tepelerinde, bacalarda, leylekler yer tutardı. Çatı aralarında kırlangıçlar, boş tavanlarda örümcekler! Şayet örümcekler alınacak olursa öğleden evvel alınmalarına dikkat edilir, öğleden sonra başka yerlerde yuva yapabilsinler diye. Hele kuş yuvalarına el değdirilmez, tedirgin edilmezdi. Yuva bozanın günahı büyüktü. Leylek uğurludur. Sıcak memleketlerden geldiği için kendisine hacılık kondurulmuştur. Kumru ve güvercinler kafeste beslenemezler yahut bunları kafeste beslemek günah sayılırdı. Fakat kanarya, saka, ispinoz, flurya, iskete gibi ötücü kuşlar böyle değil. Papağan, dudu kuşu, muhabbet kuşu ise kibar ev ve konakların kuşlarıydı.”

 

İŞTE ECDADIN TÜM DÜNYAYI KENDİSİNE HAYRAN BIRAKAN DOĞA SEVGİSİNE EN GÜZEL ÖRNEKLERDEN BİRİ. TARİHİ KUŞ EVLERİ…

 

YABANCILAR ÖVGÜYLE ANLATIYOR

 

Atalarımızın hayvanlara karşı gösterdiği sevgi ve ilgiyi Avrupalı gezginler hayret ve hayranlıkla anlatmışlardır. İşte onlardan bir demet:

 

Önce 1555′te İstanbul’a gelen Avusturya Elçisi Ogier Ghiselin de Busbecg’in mektubundan bir bölüm: “Bizim mahallenin civarında bir yerde gür yapraklı dallarını etrafa yaymış büyük bir çınar ağacı var. Bazen, kuşçular, yanlarında birçok küçük kuş olduğu halde bu çınarın alına gelip oturuyorlar. Gelip geçenler de onlara para vererek kuşları alıyor ve azat ediyorlar. Serbest kalan kuşlar çoğunlukla çınarın yaprakları arasına konarak kanatlarını çırpıyor, sevinçle cıvıldaşıyorlar, adeta esaretten kurtulmalarının heyecanını yaşıyorlar. Onları serbest bırakmış olan Türkler de bu manzarayı görerek aralarında şöyle konuşuyorlar: “Bak nasıl seviniyor, minnetlerini nasıl dile getiriyorlar”. Cıvıltıları kırları dolduran küçük kuşları öldürmek şöyle dursun, onları hürriyetlerinden mahrum edip kafeste beslemeye bile bir kısım Türkler asla razı olmazlar.


Diyebilirim ki Türk atları kadar insana yakın bir hayvan daha yoktur. Bunlar binicilerini ve bakıcılarını hemen tanırlar. Türkler atları terbiye ederken onlara çok şefkatli davranırlar. Köylüler tayları incitmemek için ellerinden geleni yapıyorlar, evlerinin içine kadar sokuyorlar, yemek sofralarına bile alıyorlar, seviyorlar, okşuyorlardı. Tayları adeta çocuklarıyla bir tutuyorlardı. Kötü nazarlardan onları korumak düşüncesiyle boyunlarına gerdanlık gibi bir muska takarlar. Zira Türkler nazardan pek korkarlar. Hayvanlara bakanlar onları hep okşayarak, iyi davranarak sevgilerini kazanırlar. Mecbur olmadıkça sopa veya kırbaçla vurmazlar.”

 

SOKAK HAYVANLARINA MİRAS BIRAKANLAR

 

1655-1656′da Türkiye’ye gelen Fransız Jean Thevenot da aynı görüşleri dile getirmektedir: “Türklerin iyilikseverliği hayvanlara ve bu arada kuşlara kadar ulaşır; her gün birçok kimse pazarlara kuş satın almaya gider ve bunları serbest bırakırlar. Söylediklerine göre bu kuşların ruhları, kıyamet gününde Tanrı huzurunda olanların iyiliklerine şahitlik edecekledir. Bir hayvanın acı çekmesinden ıstırap duyarlar, tavuklarını kesmek istedikleri zaman onlara fazla ıstırap vermemek için başlarını bir darbede keserler; eğer onların, Fransızların yaptıkları şekilde öldürüldüklerini görselerdi yapana birkaç sopa atmaktan kendilerini alamazlardı.


…Ölen bazı kimseler mallarını haftada birkaç defa köpek ve kedileri beslemek üzere bırakırlar. Bu vasiyetlerini yerine getirmek için sadakatle ve dindar bir şekilde bunu yapan fırıncı ya da kasaplara paralarını bırakırlar ve her gün yanında et taşıyan insanların köpek ya da kedileri çağırarak bu hayvanları çevresine toplayıp onlara parçalar halinde bunları atması hoş bir şeydir.”

 

MÜBAREK GÜVERCİN HACI LEYLEK

 

18. yüzyıl Türkiye’sini ayrıntılarla veren Leydi Montague güvercinlerle leylekleri anlatırken diyor ki: “Burada masumiyetlerinden dolayı güvercinlere dindarca bir hürmet besliyorlar. Bu yüzden adetleri gün geçtikçe artıyor. Leyleklere de aynı saygı gösteriliyor. Çünkü bunların her kış Mekke’yi ziyarete gittiklerine inanıyorlar. Velhasıl bunlar Türk İmparatorluğu’nun en bahtiyar tebaası. Zaten onlar da imtiyazlarını fark ettikler için sokakta rahatça dolaşıyor, evlerin üst katlarına yuva yapıyorlar. Evlerine yuva yapılan halk kendilerini şanslı sayıyorlar. Bütün sene ne yangına ne de vebaya uğramayacaklarına inanıyorlar. Odamın penceresinde bu uğurlu yuvalardan bir tane bulunduğu için ben de bahtiyarım.”


TAHTA KUŞ EVCİKLERİ

 

19. Yüzyıl yazarlarından Gerard de Nerval’den şu not da ilginç: “Tekkenin bahçesine girdiğimizde iş gören dervişlerin akşam yemeğini verdikleri bu hayvanlardan pek çoğunu gördük. Bunun için çok eski ve çok sayıda vakıflar var. Akasya ve çınar ağaçları dikilmiş olan bahçenin duvarında, konsollar gibi belli bir yüksekliğe asılmış, boyalı, oymalı küçük tahta evcikler vardı. Bunlar, kuşlar için yapılmış evciklerdi ve serbestçe uçuşan kuşlar gelip bu barınaklara sahip çıkıyorlardı.”


İstanbul kanatlar altında

 

19. yüzyılın yazar ve gezgini Edmondo de Amicis İstanbul’un kuşlarını şöyle anlatıyor: “Türklerin çok sevip korudukları her cinsten sayısız kuş yüzünden İstanbul’un kendine mahsus bir neşesi ve zarafeti vardır. Camiler, korular, eski surlar, bahçeler, saraylar, her şey şarkı söyler, dem çeker, cıvıldar, öter, şakır; her tarafta kanatların teması hissedilir, her tarafta hayat ve ahenk vardır. Serçeler evlere cesaretle girip çocuklarla kadınların ellerinden yem yer; kırlangıçlar yuvalarını kahve kapılarının üstüne, çarşı kubbelerinin altına yapar, sultanların veya şahısların hayratlarıyla beslenen sayılamayacak kadar çok güvercin sürüsü kubbelerin saçakları boyunca ve şerefelerin etrafında beyazlı siyahlı halkalar meydana getirir; martılar sevinçle uçuşur, binlerce kumru mezarlık servilerinin arasında sevişir; Yedikule’de kargalar öter, akbabalar daire çizerek uçar; deniz kırlangıçları uzun diziler halinde Karadeniz’le Marmara arasında gidip gelir ve leylekler ıssız türbelerin üzerinde lak lak eder. Türkler için bu kuşların her birinin güzel bir manası veya hayırlı bir tesisi vardır. Kumrular sevdaları korur, kırlangıçlar yuva yaptıkları evleri yangından muhafaza eder, leylekler her kış Mekke’ye hacca gider, deniz kırlangıçları müminlerin ruhlarını cennete götürür. Böylece minnet hissiyle ve dindarlıkla Türkler kuşları himaye edip beslerler, kuşlar da onların evlerinin etrafında, denizin üstünde ve mezarların arasında şenlik eder. İstanbul’da, her yerde insanın başının üzerinde, dört bir tarafta kuşlar vardır, şehre köy neşesi dağıtan ve ruhunuzdaki tabiat duygusunu durmadan yenileyerek içinizi serinleten cıvıl cıvıl sürüler size şöyle bir dokunup geçer.”


Doğayla uyum

 

Velâyetname’de anlatıldığı üzere; 1140′larda bir savaşa giderken Selçuklu Sultanı Sencer’in otağının üzerine güvercin yuva yapar. Sultan bunu görünce otağını orada bırakır ve başına da gözcüler diker. Ta ki yavrular çıkar, uçarlar; otağ öyle sökülüp götürülür. İşte bizim atalarımız bunlardı… Atlı kültürün kılıçlı temsilcileri; binlerce yıl Avrasya’ya egemen olmuşlarsa bunu kılıç gücünden değil doğa ile olan bu uyumlarından sağlamışlardır. Bugün onların torunu olan bizler ise hayvanları, böcekleri, bitkileri yok etmek için müthiş bir yarış içindeyiz. Atalarımızın çok çok gerisine düştüğümüzü acaba anlayabiliyormuyuz?


Üsküdar’da kedi hastanesi

 

Prusya’da genelkurmay başkanlığı da yapmış olan General Von Moltke ‘Türkiye Mektupları’nda şunları yazıyor: “Türkler hayırseverliklerini hayvanlara karşı bile gösterirler. Üsküdar’da bir kedi hastanesi bulursun, Beyazıt Camisi’nin avlusunda da güvercinler için bir bakım yeri vardır. Yoksul Müslümanlar bile ölenlerin mezarını, canlılar için hayra vasıta etmeye çalışırlar; birçok mezar taşlarının altı bir yalak şeklinde oyulmuştur, buraya yağmur suları toplanır ve sıcak yaz günlerinde köpekler ve kuşların susuzluklarını giderebilecekleri, küçük mikyasta bir fukara mutfağı vazifesini görür, Müslümanlar hayvanların şükranının da insanlara hayır getirebileceğine inanırlar.”

 

Toplam Okunma 3444 Bugün Okunma 4

Oruç Meselesi

Oruç, ibâdet niyetiyle imsaktan güneş batıncaya kadar, yemekten, içmekten ve cinsî münâsebetten kendini men etmektir.


Orucun Farzları

  1. Niyet etmek
  2. Niyetin ilk ve son vaktini bilmek,
  3. İkinci fecirden itibaren güneş batıncaya kadar, orucu bozan şeylerden kendini tutmaktır. Oruca başlama zamanına “imsak”, orucu açmaya da “iftar” denir.

Orucun Kısımları

Oruç altı kısımdır:

  1. Farz,
  2. Vâcip,
  3. Sünnet,
  4. Mendûp,
  5. Nâfile,
  6. Mekruh.

Farz Oruç: Ramazan orucunun edâ ve kazâsı ve keffâret orucu.

Vâcip Oruç: Bozulan nâfile orucun kazâsı ve adak orucu.

Sünnet Oruç: Muharrem ayının 9′uncu günüyle beraber Âşûre günü yâni 10′ncu günü tutulan oruçtur.

Mendûp Oruç: Her aydan tutulan 3 gün oruç. O üç günün “eyyâm-ı biyz” yani Arabî ayın 13,14,15 inci günleri olması da mendûptur.

Nâfile Oruç: Şu zikrettiğimiz oruçlardan başka mekruh olmayan oruçlar nâfiledir.

Mekruh Oruç: Yalnız âşûre gününde (dokuzuncu veya onbirinci günü ile beraber olmadan) tutulan oruçtur. Ramazan bayramının birinci, kurban bayramının 1, 2, 3 ve 4′üncü günleri oruç tutmak tahrîmen mekruhtur.


Oruç Ayrıca İki Kısımdır

  1. Geceden niyet icap eden oruçlar: Ramazanın kazâsı, nâfileden bozulan ve gününe gün tutulan oruç, keffâret oruçları, zamanı belli olmayan nezir oruçları. Bunlarda mutlaka geceden niyet şarttır.
  2. Geceden niyet icap etmeyen oruçlar: Ramazan ayında tutulan oruç, zamanı muayyen olan nezir ve nâfile oruçlar. Bunlara geceden niyet şart değildir. Gece niyet yapılabildiği gibi, gündüzün kaba kuşluğa kadar da niyet yapılabilir. Ramazan günlerinde ister mutlak oruca niyet edilsin, isterse nâfileye veya başka bir vâcipe niyet edilsin, oruç ramazan orucu olur.

Orucu Bozup Sadece Kazâ İcap Ettiren Şeyler

  1. Oruç hatırında iken boğazına birşey kaçmak,
  2. Ağzına aldığı veya burnuna çektiği su boğazına kaçmak,
  3. Niyetin vakti geçip öğleden sonra niyet etmek,
  4. Unutarak yedikten sonra, orucu bozulmadığı halde herhangi birşeyi kasden yemek,
  5. Ağzına giren kar veya yağmur suyunu yutmak,
  6. İğne vurdurmak,
  7. Burnuna ilâç çekmek,
  8. Kulağına yağ akıtmak,
  9. Fecr-i sâdık doğmadığı zannı ile sahur yemek,
  10. Güneş battığı zannı ile iftar etmek,
  11. Kusmuğunu ağzından çıkarmayıp yutmak,
  12. Arkadaşının veya zevcesinden başkasının tükrüğünü yutmak,
  13. Kendi tükrüğünü dışarı çıkarıp sonra yutmak,
  14. Su veya yağ ile ıslanmış parmağını ayıp yerlerine sokmak,
  15. Dişi kanayıp kanı, tükrüğünden fazla veya tükrüğü ile müsâvi olduğu halde yutmak,
  16. Buhur yakıp, dumanını boğazına kaçırmak.

Orucu Bozup Kazâ ve Keffâret İcâbettiren Şeyler

  1. Bilerek yemek-içmek
  2. Bilerek cinsî münâsebette bulunmak,
  3. Bilerek sigara içmek,
  4. Ermeni kili denilen toprağı veya çamurunu yahut yemeyi adet edindiği bir çamuru yemek,
  5. Gıybet ettikten sonra (orucu bozuldu diye) bilerek orucu bozmak,
  6. Hanımının veya sevdiği bir kimsenin tükrüğünü yutmak,

Yukarıda sayılanlardan birini yapan kimse bozduğu orucu kazâ eder ve keffâret olarak da ara vermeden iki ay oruç tutar.


Oruçluya Mekruh Olan Şeyler

  1. Zaruretsiz bir şey tatmak,
  2. Zaruretsiz bir şey çiğnemek,
  3. Önceden çiğnenmiş ve tadı kalmamış bir sakızı çiğnemek,
  4. Öpmek,
  5. Kişinin eşiyle sarılması ve kucaklaşması,
  6. Tükrüğünü ağzında biriktirip yutmak,
  7. Kan aldırmak.

Orucu Bozmayan Şeyler

  1. Unutarak yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmak,
  2. Dokunmak ve oynaşmak veya öpmek ile değil de sırf bakmak veya düşünmekle meni gelmesi,
  3. Uyurken ihtilam olmak,
  4. Meni gelmeksizin öpmek,
  5. Delirmiş olarak sabahlamak,
  6. Ağza gelen balgamı yutmak,
  7. Burnuna inen akıntıyı yutmak,
  8. Kulağına su kaçmak,
  9. Dişleri arasında kalan nohuttan küçük bir şeyi yemek,
  10. Elinde olmayarak çok dahi olsa kusmak.
  11. Sürme çekmek,
  12. Gıybet etmek,
  13. Göze ilaç damlatmak

Toplam Okunma 1006 Bugün Okunma 4

Sayfa 2 / 712345...Son »