Muharrem’in 10′uncu günü Aşûre günüdür. Aşûre gününde çok büyük ve mühim hâdiseler meydana gelmiştir.
Fakîh Ebu’l-Leys Semerkandî Hazretleri’nin beyânına göre Aşûre günü meydana gelen hâdiselerden bazıları şunlardır:
Aşûre Günü ne yapılır?
سُبْحَانَ اللهِ مِلاْءَ الْمِيزَانِ وَمُنْتَهَى الْعِلْمِ وَمَبْلَغَ الرِّضَى وَزِنَةَ الْعَرْشِ
„Sübhânallâhi mil’el mîzân. Ve müntehel-ılmi ve mebleğar-rızâ ve zinetel-arş“
e – Yine Aşûre gününe mahsus olmak üzere kuşluk vaktinde 2 rek’at namaz kılınır. Her rek’atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 50 İhlâs-ı şerîf okunur.
Namazdan sonra 100 defa:
اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَآدَمَ وَنُوحٍ وَاِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى وَمَا بَيْنَهُمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسَلِينَ صَلَوَاتُ اللهِ وَسَلاَمُهُ عَلَيْهِمْ اَجْمَعِينَ
„Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin ve Âdeme ve Nûhın ve İbrâhîme ve Mûsâ ve Îsâ ve mâ beynehüm minen-nebiyyîne vel-mürselîn. Salevâtullâhi ve selâmühû aleyhim ecmaîn“
f – Öğle ile ikindi arasında 4 rek’at namaz kılınır. Beher rek’atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 50 İhlâs-ı şerîf okunur.
Namazdan sonra:
70 İstiğfâr-ı şerîf,
70 Salevât-ı şerîfe,
70 defa:
لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ
„Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym“ okunur.
Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)’in hidâyeti ve halâsı (kurtuluşu) için duâ edilir
Toplam Okunma 1043 Bugün Okunma 0

ÖŞÜR NEDİR, NELERİN ÖŞRÜ VERİLİR
Araziden çıkan mahsûlün zekatına, onda bir (1/10) demek olan “öşür” denilmiştir.
Öşür; ayet, hadis ve icma ile farzdır. Ayet-i kerime: “Ey iman edenler, kazandıklarınızın ve arzdan sizin için çıkardıklarımızın temiz (helal)lerinden infak edin ( zekat ve öşür verin). Gözünüzü yummada (sıkılmadan) alıcısı olmadığınız fenâsını vermeye yeltenmeyin. Ve bilin ki Allah Ganî ve Hamîd’dir.”(Bakara, 267)
Hadis-i şerifte: “yağmurların, nehir ve çeşme (gibi akar) suların, tarla (içindeki) kaynağın suladığı (araziden çıkan) şeylerde (1/10) öşür, (dolaba koşulan) hayvanlar ile sulanan (yerden elde eilen) şeylerde ise (1/20) öşür vardır.” Buyrulmuştur.
Toplam Okunma 3686 Bugün Okunma 0

Haramlardan kaçınmak iki kısımdır:
Birisi Allahü Teâlâ’nın hakları ile alakalı olan, diğeri de kulların hakları ile alakalı olanlar.
Kulların hakları ile alakalı olan haramlara riâyet etmek, diğerine riayet etmekten daha mühimdir. Zira Allahü Teala, mutlak olarak zengindir ve rahmet edenlerin en merhametlisidir. Kullar ise fakir, muhtaç ve cimridirler.
Resûlullâh efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki;
“Her kim din kardeşinin ırzına veya herhangi bir şeyine zulmederse, dinar ve dirhemin (altın ve gümüş paranın) bulunmayacağı günden önce helalleşmeye çalışsın. Zira (o günde) kendisinin sâlih ameli varsa, zulmü kadar ondan alınır, hak sahibine verilir. Şayet, sâlih amelleri yoksa hak sahibinin günahlarından kendisine yüklenir“.
Diğer hadis-i şerifte Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Müflis kimdir, bilir misiniz?” Ashab-ı Kirâm “-Bizde müflis, parası pulu olmayan kimsedir, ya Resûlullah” dediler.
Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.):
“Şüphesiz benim ümmetimden iflas etmiş olan o kimsedir ki, kıyamet gününde namaz, oruç, zekat (gibi bir çok ibadetler) ile gelir. O, falana sövmüş, falan kimseye iftira atmış, falanın malını yemiş, falanın kanını dökmüş, falana vurmuş olarak gelir. Sonra, onun sevapları bu kimselere verilir. Eğer, üzerindeki hakları ödenmeden önce iyilikleri tükenirse, onların günahları alınır ve kendi üzerine atılır.”. ( Sadaka Resûlullah sallallahü aleyhi ve alâ âlihi ve sellem) (Mektubat-ı Şerife, 1/76)
Toplam Okunma 528 Bugün Okunma 0

Mirac Gecesi,
Recep ayının 27. gecesidir. Mirac mucizesi, hicretten bir buçuk yıl önce, 621 yılı başlarında vuku bulmuştur. Mirac’ın iki aşaması vardır. Birinci aşamada Hz. Peygamber efendimiz (s.a.v) Mescidül-Haram’dan Beytü’l-Makdis’e (Kudüs) götürüldü. Kur’an’ı kerimde anlatılan andığı bu kısım, gece yürüyüşü anlamında isra adını alır. İkinci aşamayı ise Hz. Peygamber efendimiz (s.a.v)’in Beytü’l-Makdis’ten Allah’a yükselişi oluşturur. Mirac olarak anılan bu yükselme olayı Kur’an’da anılmaz, ama çok sayıdaki hadis-i şerifde ayrıntılı biçimde anlatılır.
Hz. Peygamberimiz (s.a.v) Burak ile Beytü’l Makdis’e vardıktan sonra oradaki büyük ve sert kaya ile göğe çıkarıldı. Her bir gökte peygamberlerden biriyle görüştü, nice nice melekler gördü. Cennet ve cehennemin durumlarını gördü, Sidre-i Müntehâ’ya geçti, Allah’ın melekût âleminden bir çok acaib şeyler gördü. Nihayet beş vakit namazın farz kılınması emri ile aynı gecede geri döndü.
Toplam Okunma 1460 Bugün Okunma 1

Türk-İslâm mefkûresinde çok önemli bir yer işgâl eden İstanbul’un fethi, İslâmiyetle birlikte ortaya çıkan mukaddes bir ideâl, bir kızıl elma yâni yüce bir gâyedir. Bu ulvî gâye uğruna önce Araplar, sonra da Türkler, İstanbul surları önünde seve seve can verdiler ve şehâdet mertebesine kavuştular.
İstanbul, 1453 târihine kadar birçok defâlar çeşitli millet, devlet ve topluluklar tarafından kuşatılıp, işgâl edildi. Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem); “İstanbul muhakkak fethedilecektir. Bu fethi yapacak hükümdâr ne güzel hükümdâr ve onun askerleri ne güzel askerlerdir.” hadîs-i şerîfi, bütün İslâm hükümdâr ve kumandanlarının bu şehri fethetmek arzu ve gayretlerini harekete geçiriyordu. Müslümanlar “Feth-i Mübîn”i gerçekleştirmek için pekçok teşebbüste bulundular.
İslâm âleminde Dört Halîfe (632-661), Emevîler (662-750), Abbâsîler (750-1517 ve Osmanlılar devrinde en büyük ideâl hâline gelen İstanbul’un fethine ilk teşebbüs; Üçüncü Halîfe hazret-i Osman devrinde 655 târihinde yapıldı. O zaman Müslümanlar kuvvetli bir donanmaya sâhiptiler. Sûriye vâlisi hazret-i Muâviye 654 Kıbrıs Seferini müteakip, Abdullah bin Ebû Serh kumandasında Bizans’a bir donanma gönderdi. 655′te İslâm donanması ile Bizans deniz kuvvetleri arasında Fenike kıyılarında cereyan eden savaşta, Bizans donanmasına ağır kayıplar verdirildi. İslâm târihlerinde “Zat el-Savârî” adı verilen bu savaşta, Bizans donanmasına bizzât komuta eden İmparator Konstantin’in mağlûbiyeti, İstanbul deniz yolunun Müslümanlara açılmasına sebeb oldu.
Toplam Okunma 2811 Bugün Okunma 11

Keneler otlaklar, çalılıklar ve kırsal alanlarda yaşayan küçük oval şekillidir. 6-8 bacaklı, uçamayan, sıçrayamayan hayvanlardır. Hayvan ve insanların kanlarını emerek beslenirler ve bu sayede hastalıkları insanlara bulaştırabilirler. Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir. Türlere göre değişmekle beraber kenelerin, küçük kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara (özellikle devekuşları) kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.

gibi alanlara çıplak ayak yada kısa giysiler ile gidilmemelidir.
dikkatli bir şekilde kullanılabilir. (Bunlar sıvı, losyon, krem, katı yağ veya aerosol şeklinde hazırlanan maddeler olup, cilde sürülerek veya elbiselere emdirilerek uygulanabilmektedir.)
uygulanabilir; ayrıca bu maddelerin emdirildiği plâstik şeritler, hayvanların kulaklarına veya boynuzlarına takılabilir.


Toplam Okunma 731 Bugün Okunma 0