Iki göz'e cehennem atesi dokunmaz: Allah korkusundan aglayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz. [H.Ş]
Currently Browsing: Köşe Yazıları

Müflis Kimdir?

muflis

Haramlardan kaçınmak iki kısımdır:
Birisi Allahü Teâlâ’nın hakları ile alakalı olan, diğeri de kulların hakları ile alakalı olanlar.

Kulların hakları ile alakalı olan haramlara riâyet etmek, diğerine riayet etmekten daha mühimdir. Zira Allahü Teala, mutlak olarak zengindir ve rahmet edenlerin en merhametlisidir. Kullar ise fakir, muhtaç ve cimridirler.

Resûlullâh efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki;
Her kim din kardeşinin ırzına veya herhangi bir şeyine zulmederse, dinar ve dirhemin (altın ve gümüş paranın) bulunmayacağı günden önce helalleşmeye çalışsın. Zira (o günde) kendisinin sâlih ameli varsa, zulmü kadar ondan alınır, hak sahibine verilir.  Şayet, sâlih amelleri yoksa hak sahibinin günahlarından kendisine yüklenir“.

Diğer hadis-i şerifte Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
Müflis kimdir, bilir misiniz?” Ashab-ı Kirâm “-Bizde müflis, parası pulu olmayan kimsedir, ya Resûlullah” dediler.
Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.):
“Şüphesiz benim ümmetimden iflas etmiş olan o kimsedir ki, kıyamet gününde namaz, oruç, zekat (gibi bir çok ibadetler) ile gelir. O, falana sövmüş, falan kimseye iftira atmış, falanın malını yemiş, falanın kanını dökmüş, falana vurmuş olarak gelir.  Sonra, onun sevapları bu kimselere verilir. Eğer, üzerindeki hakları ödenmeden önce iyilikleri tükenirse, onların günahları alınır ve kendi üzerine atılır.”. ( Sadaka Resûlullah sallallahü aleyhi ve alâ âlihi ve sellem) (Mektubat-ı Şerife, 1/76)

Toplam Okunma 1353 Bugün Okunma 4

Birbirimize Dua Edelim!



Irak’ta yetişen velîlerden
Mimşâd-ı Dîneverî” hazretleri, bir gün sevdiklerine;

- Birbirimize dua edelim, buyurdu.
Âlimin ve garibin duası makbuldür.
- Nasıl dua edelim? dediler.
- En güzel dua, “Allah senden râzı olsun!” demektir.


Ve ekledi:

- Allahü teâlâ, kıyamet
günü herkese; “Nasıl yaptın?” değil, “Niçin yaptın?” diye soracaktır.
- Niçin yaptın mı?
- Evet. Yâni “Ne niyetle yaptın?” diyecektir. Onun için her işimizi “Allah için”
yapmaya bakalım.
Şöyle devam etti:
- Müminleri Allah için seviniz. Çünkü âhirette, birbirini Allah için seven
Müslümanlara azab yapılmayacaktır.

Mümin kimdir, biliyor
musunuz?
- Kimdir efendim?
- Mümin, kimseye yük olmayan, herkesin yükünü çeken, güler yüzlü insan demektir.


Bir gün de sohbetinde;
- Şeytan, nefis ve kötü arkadaşın zararından kurtulmak isteyen, “ilmihal”
okusun, buyurdu. Çünkü İslâmiyeti bilmeden bir yere varılamaz.
Ve ekledi:
- Büyüklerimiz; “Dînini bilmeyenin, dîni yoktur” buyurmuşlardır.
Melekler imrenir
Bir gün de talebelerine;
- Bir araya geldiğinizde İslâmiyetten konuşun. Yahut bir “ilmihal kitabı”
okuyun.
Ve ilave etti:

(daha fazla…)

Toplam Okunma 2891 Bugün Okunma 4

Yılbaşı Neyimiz Olur?

Yılbaşı neyimiz olur?
Ramazan bayramımız mı? Kandilimiz mi? Kurban bayramımız mı?

Biz, Muharremlerle, Martlarla başlayan yıllar da biliriz…
Ki, hiçbiri böyle şımarıklılıkla, böyle ayyaşlıkla, böyle kumarbazlıkla açılmazdı. Hepsi, efendi yıllardı.

Bu bahsi bu kadarla geçiyor ve Noel Baba‘ya geliyorum:

Memleketimize, herhalde, Beyoğlu’ndan gire, Haliç’i atlayarak Fatih’lere, Aksaray’lara, sonra Rumeli’ye ve Boğaz’ı aşarak, önce Kadıköy’lere, Moda’lara ve sonra Üsküdar’lara ve Anadolu’ya geçen bu bunak, neyimiz olur?: Babamız mı, dedemiz mi, amcamız mı, yoksa Avrupalılıktan pirimiz mi?

İstanbul’un Tepebaşı’ndan, Adana’nın Tepedağı’na kadar her yeri bilen, her yere uğrayan bu moruk kimdir, necidir?

Bir resmine bakarsanız Havarilere, öteki resmine bakarsanız Rasputin’e benzeyen bu iskambil papazı, aramızda nenin nesidir… Bunu hiç merak etmediniz mi?

Siz bırakın da ben söyleyeyim onun kim olduğunu :

O, Haçlı Seferleri’nden kalma bir kılınç artığıdır. O zaman silahla giremediği yerlere, şimdi beyaz sakalıyla, saygılar ve sevgiler toplayarak girebiliyor.

O, evimize girerken eşeğini kapımızın halkasına bağlayan bir Piyer Lermit’tir… Kardeşlerini Kutsal Savaş’a hazırlamaktan geliyor.

O, adıyla sanıyla bir misyonerdir ki, kılığını değiştirmiş… ve bizi avlamaya, kucağında getirdiği oyuncaklarla en can alıcı noktamızdan, çocuklarımızdan başlamıştır. Bu cömertliğinin karşılığını istemeyecek mi sanıyorsunuz, fedakarlığının sebebini düşünmediniz mi?

Bırakın, onun hakkından ben gelirim. İşte sakalını çekince gördünüz…sakalı elimde kaldı ve altından Lücifer (şeytan) çıktı. Bilirsiniz ki, câsuslar da kıyafetlerini ekseriyâ böyle değiştirirler. Bu mezar beğenmeyen hotrlağa, ya mezarını gösterin, yahut bırakın: Haçında çarmıha gereyim onu.

Tehlikeyi sezer de kendiliğinden gitmeye kalkarsa çıkarken ceplerini yoklamayı unutmayınız: Muhakkak bir şeyinizi almıştır.!
(A.Nihat Asya)

Toplam Okunma 1750 Bugün Okunma 7

Dua Mutluluk Kaynağıdır…!

Yaratıcıdan isteme alışkanlığı, bizi streslerden ve gerginlikten kurtarır.
Duasızlık, huzursuzluk kaynağıdır.

 

Duanın üzerimizdeki duygusal etkilerinin de hayatımız için son derece önemli olduğunu görüyoruz. Dua stresten arındıracak, huzuru besleyecek ve yetenekleri geliştirecektir. ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü, dua ile sağlık ilişkisine dair araştırmalara finansman sağlamaktadır. Duanın sağlık üzerine etkilerine dair çok sayıda bilimsel araştırma yapılmıştır. Burada kısaca, duanın ruhsal huzura etkileri üzerinde duralım:

 

Stresten arınma: Huzursuzluğun ve stresin en büyük sebebi duasızlık ve huzurun en etkili yolu duadır. New York Psikiyatri Enstitüsü ile Kolombiya Prespyterian Tıp Merkezi, farklı ülkelerden 40 bin kişi üzerinde bir depresyon araştırması yapmıştır, Araştırmaya göre 1950 sonrasında doğan neslin en büyük hastalığı depresyondur ve bu hastalık zaman ilerledikçe katlanarak artıyor. Hürriyet Gazetesi, söz konusu araştırmanın ortaya çıkardığı depresyon sebeplerini şöyle sıralıyor: ‘Tanrıya inanışın zayıflaması, ölümden sonra yaşam inanışının ortadan kalkması, kadınların baskılar nedeniyle kendilerini güzel olmak zorunda hissetmeleri, evlilik ilişkilerinin çatırdaması, zehirli maddelerin gündelik yaşama girmesi…’

 

Belirlenen bu sebepler zincirlerle birbirine bağlıdır. Evrenin Sahibine inanmıyorsanız ya da inansanız bile güvenmiyorsanız, ölümden nraki hayata ya inanmazsınız ya da ölüm sonrasındaki hayat sizi korkutur. Dünyanın sonrası yoksa, dünya değersizlesir.Dünyanın sonrası korkutucu ise, dünya korkunun kapısına döner. 0 zaman insanlar unutmaya çalışırlar; geleceklerini düşünmek istemezler.

Toplam Okunma 1982 Bugün Okunma 4

29 Mayıs 1453 İstanbul’un Fethi

 

 

Türk-İslâm mefkûresinde çok önemli bir yer işgâl eden İstanbul’un fethi, İslâmiyetle birlikte ortaya çıkan mukaddes bir ideâl, bir kızıl elma yâni yüce bir gâyedir. Bu ulvî gâye uğruna önce Araplar, sonra da Türkler, İstanbul surları önünde seve seve can verdiler ve şehâdet mertebesine kavuştular.

 

İstanbul, 1453 târihine kadar birçok defâlar çeşitli millet, devlet ve topluluklar tarafından kuşatılıp, işgâl edildi. Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem); “İstanbul muhakkak fethedilecektir. Bu fethi yapacak hükümdâr ne güzel hükümdâr ve onun askerleri ne güzel askerlerdir.” hadîs-i şerîfi, bütün İslâm hükümdâr ve kumandanlarının bu şehri fethetmek arzu ve gayretlerini harekete geçiriyordu. Müslümanlar “Feth-i Mübîn”i gerçekleştirmek için pekçok teşebbüste bulundular.

 

İslâm âleminde Dört Halîfe (632-661), Emevîler (662-750), Abbâsîler (750-1517 ve Osmanlılar devrinde en büyük ideâl hâline gelen İstanbul’un fethine ilk teşebbüs; Üçüncü Halîfe hazret-i Osman devrinde 655 târihinde yapıldı. O zaman Müslümanlar kuvvetli bir donanmaya sâhiptiler. Sûriye vâlisi hazret-i Muâviye 654 Kıbrıs Seferini müteakip, Abdullah bin Ebû Serh kumandasında Bizans’a bir donanma gönderdi. 655′te İslâm donanması ile Bizans deniz kuvvetleri arasında Fenike kıyılarında cereyan eden savaşta, Bizans donanmasına ağır kayıplar verdirildi. İslâm târihlerinde “Zat el-Savârî” adı verilen bu savaşta, Bizans donanmasına bizzât komuta eden İmparator Konstantin’in mağlûbiyeti, İstanbul deniz yolunun Müslümanlara açılmasına sebeb oldu.

(daha fazla…)

Toplam Okunma 4472 Bugün Okunma 3

Ümitsizlik Doğru Değildir

Emin de, yeis de küfürdür. Yâni, “Ben şu kadar hayırlar yaptım; artık Cennet’i kazandım” gibi inanç ve düşünce içinde olarak kendisini Allâh’ın gazabından emin kabul etmek, veya: “Ben bu kadar günahlar işledim. Cehennemi boyladım. Bana kurtuluş yoktur” gibi bir yeis (ümitsizlik) içinde bulunmak da küfürdür. Peygamberimiz: “Mümin, korku ile ümit arasında olacaktır” buyuruyor. Mü’min, Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinden dolayı ümit mevkiinde, kendi noksanından dolayı da korku mevkiinde olacak. Öyle ki, Cennet’e bir kişi girecek deseler, “Acaba ben miyim?”, Cehennem’e bir kişi atılacak deseler, “Acaba ben miyim?” diyecektir.

 

Bir hadîs-i kudsîde Cenâb-ı Hakk: “Kulum bana bir karış gelirse ben ona bir kulaç varırım, kulum bana yürü-yerek gelirse, ben ona koşarak varırım” buyuruyor. Bu hadîs, Cenâb-ı Hakk’ın kendisinden af ve hidâyet isteyen kuluna af ve hidâyeti lütfetmekteki acelesinin ifâdesidir.

Toplam Okunma 1070 Bugün Okunma 3

Sayfa 1 / 11