SeymaPortal

“Dışımız Halk ile, İçimiz Hak ile”

  • Her canının istediğini yemen, israftandır [H.Ş.]
  • Güzel Resimler

      En Beğenilenler

        Google Reklamı

        Googleda Ara


      Arşiv 'Kıssadan Hisse' Kategori


      Abdest Almanın Mükâfatı

      Gönderen Editör on 1st Nisan 2008

      Bu yazı toplamda 149, bugün ise 0 kez görüntülendi

      Sûnen-i Ebi Davud ve İbn-i Mâce’nn rivayet ettiği hadis-i Şerifte buyuruldu ki:

      Bir müslüman abdest alırkeb ağzına su verdiği vakit günahlar ağzından çıkar. Yüzünü yıkadığı vakit günahları yüzünden hatta kirpiklerin bittiği göz kenarından çıkar. Ellerini yıkayınca tırnaklarının altına varıncaya kadar, başını meshedince kulakların altına varıncaya kadar, ayaklarını yıkayınca ayak tırnaklarına varıncaya kadar bütün günahlar cıkar.

      Gönderildi Gusül ve Abdest, Kıssadan Hisse | Yorum Yok »

      Bir Üniversite Talebesine Nasihatler

      Gönderen Editör on 11th Mart 2008

      Bu yazı toplamda 130, bugün ise 0 kez görüntülendi

      Adapazarılı bir zat olan Osman Eslek, Ziraat Fakültesi’ne devam ettiği yıllarda, Süleyman Efendi (k.s) Hazretleri’nin yanında ve himayesinde bulunuyordu. Süleyman Efendi(k.s)‘nin, akrabalarından olan bu genç talebeye, beş maddelik bir nasihati vardır ki, bütün üniversite talebelerinin hatta tüm Müslümanların dikkatle öğrenmek ve uyması gereken düsturları ihtiva etmektedir.

      Süleyman Efendi Hazretleri(k.s), nasihatleri sıralamadan önce de “Evladım, bu beş hususa riayet edersen, hem cemiyette itibarın hem de âhirette yerin iyi olur.” buyurmuşlardır. Beş maddede toplanan bu güzel nasihatler, şöyledir:


      1- Allah yolunda ol, dosdoğru ol, verdiğin sözün eri ol. Evladım, ağzın laf ediyorsa, dilinle doğru ol, sözünle doğru ol. Sana inanan kişilere karşı sözünden cayma. Eğer sözünü tutarsan “söz” olur ve seni cennete götürür, tutmazsan “köz” olur. Elinle doğru ol. Kolunu, muzırda değil; yardım işinde kullan. Tartıyla iş yapıyorsan terazinde, ölçüyle iş yapıyorsan metrende ve litrende doğru ol. Doğrunun doğruluğu bütün sülâlesine akseder, hepsini hayra götürür.


      2- İnsanları sev ve kimseyi kendinden alçak görme. Tevazu sahibi ol, zira en hâlis ziynet alçak gönüllülüktür. Mütevazı olan kimse, en güzel ziyneti takınmıştır. Kimseyi kendinden aşağı görme. Hayatta haset etmeden say, kıskanmadan sev. Bazı insanlar, başkasındakini istemez. Öyle olma. Gıpta et; fakat haset etme. Zira Allah’ın huzuruna fesatla çıkılmaz. Memur olduğun zaman sana gelen vatandaşlara sakın yüksekten bakma, yanına geleni ayakta bekletme. Yanında, daima bir sandalye bulundur ve oturtuver. Biraz dinlendirdikten sonra hâlini sor, işini hallet. Sakın ha, “Bugün git yarın gel.” deme! İşini, o gün bitir. Eğer öyle yapmazsan on parmağım yakanda olacaktır. Eğer memursan ve başında müdürün varsa, haset etmeden say, kıskanmadan sev. İnsanlar muhteliftir. Bazısı daha kabiliyetli, bazısı daha yakışıklıdır. “Ben niye onun yerinde olmayayım” deme, elindekinden de olursun. “Allah bana bir verirse, arkadaşıma, komşuma iki versin” diye düşünürsen, seninki üç olur. Eğer arkadaşın veya komşun böyle düşünmüyorsa, onunki ikide kalır. Senden daha iyi hizmet edecek olan varsa, makamını ona ver. İşte vatanperverlik budur.


      3- Çalışkan ol, üretici ol. Zira Peygamber Efendimiz “Çalışmak ibadettir” buyuruyor. Evladım, alın teri olmadan hiçbir şeyin kıymeti bilinmez. Tarlanı ek, mahsulünü al, komşuna ver, ağaç dik… Sadaka–i cariye, iyi evlat yetiştirmek, ilmî eser bırakmak ve ağaç dikmektir ki, ağaç dikmek en efdalidir. Bunun için biz, heykel dikmeyeceğiz, yeşil ağaç, yeşil abide dikeceğiz. Canlı ağaçlar yetiştireceğiz.


      4- Bildiğini öğret, temiz ol ve temizliğinle örnek ol. Münevver kişi, münevvir kişi demektir. Öyleleri var ki, üç fakülte bitirir de, hasedinden, kıskançlığından (dolayı) hiçbir şey öğretmez. Gerçek münevver, bildiğini yapan ve öğreten kişidir. Temizlik ibadettir ve imanın yarısıdır. Eğer sokakta birisi hata yapmışsa (yola pislik atmışsa), sen onu ayağının ucu ile örtüver…


      5- Günde en az bir kişiye iyilik et, gönlünü al. Çünkü cennetin yolu, gönül almaktan geçer. Gönül almak, cennetin Firdevs kapısını açmaktır. Bu beş maddenin en kolayı, fakat en “içten geleni” de budur. Bir gönül kazanmak, 40 vakit namaza bedeldir. Bir gönül kırmak ise, 40 vakit namazın sevabını kaybettirir. Ben sabahları kalkarken, “Ey Allah’ım, bana, bugün bir kişiye iyilik yapmak nasip eyle” diye dua ederim. Evden çıktığında veya eve dönerken karşından gelen ilk kişiye selâm ver. Onun vermesini beklersen olmaz, evvela sen ver. İşte o zaman, o da sana karşılığını verecektir. Veren el, alan elden, sunan gönül, alan gönülden azizdir…

      Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) Hz.’lerinden Evlatlarına Bazı  Nasihatler

      Allah kerimdir amma kuyusu da derindir. İp ve kova olmayınca su çıkmadığı gibi, nur ve feyz de çıkmaz.

      Atom’un arz üzerinde müddet-i te’siri elle sene olduğu gibi, decâcilenin bu ümmet üzerinde müddet-i fesâdı dahi elli senedir.

      Benim evlatlarıma Tarih öğrenmek farzdır.

      Benim evlatlarım, bildiğinin âlimi, bilmediklerinin tâlibidirler.

      Benim evlatlarımın her biri bir Süleyman’dır. Ben daha yüz sene yaşayacağım.

      Benim evlatlarım, Yusuf (a.s.) güzelliğindedir.

      Ben size “eceztü” dediğim zaman sizler alim olmadınız, ilmin anahtarlarını almış oldunuz. Bu aldığınız anahtarla Anadolu’ya gidecek, büyük büyük kitapları açacaksınız ve onun içindeki hakikatleri Ümmet-i Muhammed’in evladına anlatacaksınız.

      Ben şu denî dünyayı, evlâtlarımın kirli tırnağına değişmem.

      Bir meşaiyyun var, bir de işrakiyyun var. İşrakiyyun: Önce inanıyor, sonra hikmetini araştırıyor. Meşaiyyun bunun zıddıdır. Kainatı inceler Allah’ı bulur. Bizim sûfî mezhebimiz işrakiyyun üzerine kurulmuştur. Zahirilerle farkımız; biz cevizin içini, onlar kabuğunu yerler.

      Biz akla ve zekâya kıymet vermeyiz. Salıverdin mi evinin yolunu bulabilecek kadar aklı olsun kâfidir.

      Biz Cenab-ı Hakk’ın ahirette bize vereceği selahiyetle, mahşer halkına şöyle dürbünle bakacak, kimin bize bir merhabası, ilgisi, sevgisi, alakası, Allah yolunda bir hizmeti varsa hepsine şefaat edecegiz.

      Biz, terakkî anlarında çürükleri terkederiz. Asker de harekât ânında hastaları bırakır. Bununla beraber, nâdim olup dönenler, kabul olunur.

      Bize gelinceye kadar bütün piran, bu alemden giderken, kendilerinden sonra, kendileri gibi yetiştirdikleri birisini vazifelendirerek bu alemden gitmişlerdir. Yalnız bana mahsus olmak üzere ben bu alemden gittikten sonra benim tasarrufum daha 40 yıl devam edecektir.

      Bize şemsî tecellî verildi. Hangi yöne nazar ettiysem, orası ihyâ oldu.

      Bizim bu alemde bir tek işimiz var. O da yavrularımızın kalblerine Allah (c.c) ve peygamber (s.a.v) sevgisi ile iman ve İslam nurunu yerleştirmektir.

      Bu dinin garip anlarında hizmet gören, saltanatını sürmeden ölmez. Benim kardeşlerim fukara olmayacak.

      Bu dünyanın cefâsından sefâsına sıra gelmez, gâfil olmayın, ilme çalışın, geçen günler geri gelmez.

      Ders okuturken takıldığınız bir yer olursa, orada fazla durmayın. Nasıl ki etrafı kazılan bir ağaç kolayca devrilirse, evveli ve âhiri anlaşılan kitabın da ortasını anlamak kolaylaşır.

      Dışımız halk ile, içimiz Hak ile…

      Din asıl, dünya ve siyaset fer’idir. Dünya ve siyaset dinin inkişâfına alet olabilir. Fakat din, dünya menfaat ve siyasetine âlet olamaz. Âlet edenlere lanet vardır.

      Dinamitle su içinde ölen balıklar haramdır. Gayr-i merzuk olanları da mahvettiğinden bu işte hayır yoktur, hadiseler zuhur eder.

      Edep, akıl ve şeriata muvâfık hâl ve harekete denir.

      Ey İslâm Cemaatı! Biz hayatta olduğumuz müddetçe, Resûlullâh’ın eshâbına yalan isnadında ve iftirada bulunulabileceğini mi zannediyorsunuz? Böyle bir zanna kapılmayınız, çünkü biz hayattayız.

      Göz ve kan verip almakta mahzur yoktur. Zira aza-yı ârıziye olup, aza-yı asliyyeye tabidir. Yani, kötüye kullanılırsa mesuliyeti alan kimseye aittir.

      Her yerde birlik ve beraberlik lazımdır. Muvaffak olmak için her hususta ittifak etmeli ve dayanışmayı asla elden bırakmamalıdır. Çünkü Allah’ın nusreti, maddi ve manevi yardımı cemaat ile beraberdir. Toplu çalışanlar bunun semeresini kısa zamanda elde ederler.

      Hizmet muvaffak olsun da, varsın bizim yerimiz caminin pabuçluğu olsun.

      Hulûs-i kalble tahsil olunan ilim, ayn-ı ibâdettir.

      İlim, muhabbet, kâmil itikad ve havf isyâna mânidir.

      İlim, nûr-ı ilâhidir. İnsan ise kovan. Kirli bir kovanda arının durmadığı gibi, isyan ve zulmetle kirlenmiş vücud ve kalbde de ilim durmaz.

      İlim vukuata tabidir. Vukuat ilme tabi değildir. Ve herkesin işi kendi efal-i ihtiyarisine bağlıdır.

      İlmin farz-ı ayın olduğu bu günde, sekiz saatten aşağı ders okumak kâfî gelmeyecek.

      İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkî es-Serhendî hazretleri, „Ben nefsin ne kadar büyük bir düşman olduğunu, ancak onyedi senede öğrenebildim“ buyurmuşlardır.

      İmansız ve zındıklaşmış din düşmanlarının aleyhinde konuşmak, gayret-i diniyyeden olduğu için gıybet değildir.

      İnsan bilmediğinin düşmanıdır. Nurdan haberi olmayan, ondan zevk almayan insan, nurun düşmanı olur.

      İnsan gibi, ilminde anâsırı erbaası vardır; ağızdan öğrenmek ve anlatmak, gözünden görmek, kulağından işitmek, eliyle yazmakla beraber, kalbiyle de feyz-i ilâhiyi çekecek.

      İnsanlarla iyi geçininiz. Kimseyi darıltmayınız. Günün birinde araba kaldırmaya olsun, yarar.

      İttika; iman ile küfürden, ibadet ile isyandan, füyüzat-ı ilahi ve rabıta ile de gafletten muhafaza etmek manasınadır.

      Kâinatı saran karanlığı kaldırma zamanı gelip de, ezelî hüküm icâbı ins ü cinnin nebîsi, Habîbü Rabbi’l-Âlemin Kur’ân-ı Kerim’le gönderilip âleme safâ verdiği gibi o Resûlullâh’ın hususî yaratılmış vârisleri de, ilâ yevmi’l-kıyam devam edecek olan dîn-i mübîni, binlerce belâya katlanarak yılmadan yürütecekler.

      Kalemsiz talebe, kurşunsuz avcıya benzer.

      Maşayı ateşe koyup çekmekle ısınmaz, beklerse ateş gibi olur, dersler de böyledir. Az okumaktan istifade o kadar olur.

      Meyve veren ağaca kuru denilmediği gibi, eseri devam eden zevata da ölü denmez.

      Râbıtaya ehil olmayanlara ilim öğretmek harâminin eline kılıç vermek gibidir. Fuyûzât-ı ilâhiden mahrum olduklarından öğrendikleri ilmi dünya menfaatine âlet ederler.

      Rütbesi yüce olan kimselerin, kendilerinde cemal sıfatı galip olduğundan kafir ve asilere helak değil, hidayet diler. Ehl-i küfrün kâffeten helak olup cehenneme gitmesinde fayda yoktur. Enbiya-yı mürselîn insanların hidayeti için gönderildiler, helakı için değil.

      Sahâbi: Resülullah (s.a.v)’in daire-i imkan ve daire-i emkine-i külliyenin tamamını kendi letaifinden nazar ederek, seyr-i sülûkunu bir anda itmâm ettiği kişi demektir.

      Sihir, insanın nefsindeki habâseti, başka bir habâsete bağlayarak, bir başkasına havâle etmektir.

      Süleyman aleyhisselâm, „Yalnız başına bir orduyu mağlup etmek ne kadar zor ise, nefs-i emmâreyi mağlup etmek ondan daha zordur“ buyurdular.

      Tarîk-i Nakşî; rabıta yolu, enbiya ve mürselîn yolu, ârifler, kâmiller, sıddîklar yoludur. Tarîk-i müşahede ve tarîk-i şühuddur.

      Tırnağını şu dünyaya değişmediğimiz bir evlâdımız için, küre-i arzın altı üstüne gelse, bir şey lâzım gelmez.

      Varis-i Muhammedî ve sahib-i zamanın sonuncusu, sâdât-ı kiramdan olup bu devlet Türkiye’ye ihsan olunmuştur. İmam-ı Rabbanî (k.s.) Hindistan’da, Hz. Şah-ı Nakşibend ve Mevlana Siracüddin Buhara’da, son sahib-i zaman da Türkiye’de zuhur etmiştir. Cümlesi sâdâttan (altun silsileden) olup bu tarik-i âlinin yüceliğine şehadet eder. Irk ve milliyet gözetmeden Hindistan, Pakistan ve Buhara’dan emanet-i kübra, ilahi irade icabı Türkiye’ye intikal etmiştir.

      Yâ Rabbî! Dünyayı kalbime koyma, elimden de alma!

       

       

      Gönderildi Hayatın İçinden, Kıssadan Hisse | Yorum Yok »

      Yılbaşı Neyimiz Olur?

      Gönderen Editör on 31st Aralık 2007

      Bu yazı toplamda 60, bugün ise 0 kez görüntülendi

      Yılbaşı neyimiz olur?
      Ramazan bayramımız mı? Kandilimiz mi? Kurban bayramımız mı?

      Biz, Muharremlerle, Martlarla başlayan yıllar da biliriz…
      Ki, hiçbiri böyle şımarıklılıkla, böyle ayyaşlıkla, böyle kumarbazlıkla açılmazdı. Hepsi, efendi yıllardı.

      Bu bahsi bu kadarla geçiyor ve Noel Baba‘ya geliyorum:
      Memleketimize, herhalde, Beyoğlu’ndan gire, Haliç’i atlayarak Fatih’lere, Aksaray’lara, sonra Rumeli’ye ve Boğaz’ı aşarak, önce Kadıköy’lere, Moda’lara ve sonra Üsküdar’lara ve Anadolu’ya geçen bu bunak, neyimiz olur?: Babamız mı, dedemiz mi, amcamız mı, yoksa Avrupalılıktan pirimiz mi?

      İstanbul’un Tepebaşı’ndan, Adana’nın Tepedağı’na kadar her yeri bilen, her yere uğrayan bu moruk kimdir, necidir?

      Bir resmine bakarsanız Havarilere, öteki resmine bakarsanız Rasputin’e benzeyen bu iskambil papazı, aramızda nenin nesidir… Bunu hiç merak etmediniz mi?

      Siz bırakın da ben söyleyeyim onun kim olduğunu :
      O, Haçlı Seferleri’nden kalma bir kılınç artığıdır. O zaman silahla giremediği yerlere, şimdi beyaz sakalıyla, saygılar ve sevgiler toplayarak girebiliyor.

      O, evimize girerken eşeğini kapımızın halkasına bağlayan bir Piyer Lermit’tir… Kardeşlerini Kutsal Savaş’a hazırlamaktan geliyor.

      O, adıyla sanıyla bir misyonerdir ki, kılığını değiştirmiş… ve bizi avlamaya, kucağında getirdiği oyuncaklarla en can alıcı noktamızdan, çocuklarımızdan başlamıştır. Bu cömertliğinin karşılığını istemeyecek mi sanıyorsunuz, fedakarlığının sebebini düşünmediniz mi?

      Bırakın, onun hakkından ben gelirim. İşte sakalını çekince gördünüz…sakalı elimde kaldı ve altından Lücifer (şeytan) çıktı. Bilirsiniz ki, câsuslar da kıyafetlerini ekseriyâ böyle değiştirirler. Bu mezar beğenmeyen hotrlağa, ya mezarını gösterin, yahut bırakın: Haçında çarmıha gereyim onu.

      Tehlikeyi sezer de kendiliğinden gitmeye kalkarsa çıkarken ceplerini yoklamayı unutmayınız: Muhakkak bir şeyinizi almıştır.!
      (A.Nihat Asya)

      Gönderildi Hayatın İçinden, Köşe Yazıları, Kıssadan Hisse | 1 Yorum »

      Bal Tefsiri

      Gönderen Editör on 29th Ağustos 2007

      Bu yazı toplamda 49, bugün ise 1 kez görüntülendi

      BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

      Bir gün Hz.Ali (r.a) (k.v) geldiler. Hz. Ömer(r.a), Hz. Ebubekir(r.a), Hz. Osman (r.a) Efendilerimiz, imam Ali efendilerimizin hanesine gelip, “Gazan mübarek olsun, Ey Allah’ın Aslanı” dediler. Hz Ali bir kalaylı tas ile bal getirdi ve önlerine koydu. İkram ettiler. Hz Ebubekir (r.a) mübarek elini uzattı gördü ki tasın içinde bir kara kıl var, elini uzattı kılı almak istedi, Hz Ömer (r.a) kılı aldırmadı ve dediki “bizler Resulu Ekrem’in vezirleriyiz, Fatıma-tül-Zehra belki bizlere tecrübe için kılı koymuştur. dördümüz üçer tevil edelim, münasip olmazmı” dedi.

      O anda Hz Ebubekir efendimiz buyurdu:

      1-Namaz kılanların kalbi nurludur bu tasdan, dünya endişesini kalbine gönlüne namaz kılmak tatlıdır bu baladan, ikiyüz türlü mahrubattan pak olup Hak tealaya teveccüh incedir bu kıldan.

      Hz. Ömer (r.a) :

      2-Misafir seven hane sahiplerinin kalbi nurludur bu tasdan, misafir ile sohbet etmek talıdır bu baldan, misafirlerin kalbi incedir bu kıldan.

      Hz Osman (r.a) :

      3-Alimlerin kalbi nurludur bu tasdan,alimler ile sohbet etmek tatlıdır bu baldan, kuranın mânasını vermek, incedir bu kıldan.

      Hz Ali (k.v) :

      4-Gazaya giden gazilerin kalbi nurludur bu tasdan, alkanlar ile boyanıp kafir ile cenk etmek tatlıdır bu baldan, kul hakkı üzerine geçirmeden hanesine dönmek, incedir bu kıldan…

      Ondan sonra Hz Fatıma (r.a) bi tevil de ben yapayım dedi ve buyurdu;

      5-Erkeğini hoşnut eden hanımların kalbi; nurludur bu tasdan, erine cefa etmeden güzelce geçinmek; tatlıdır bu baldan, kocasını hakkını yerine getirmesi ve kendinden razı etmek; incedir bu kıldan.

      Sonra Resulu Ekrem efendimiz’e (S.a.v) haber yolladılar, efendimiz (s.a.v.) teşrif etti ve bende bir tevil edeyim dedi ve buyurdu;

      6-Ümmetimin kalbi nurludur bu tasdan, kevser şarabı tatlıdır bu baldan, şeriâtımın yolu incedir bu kıldan.
      ondan sonrada Cenabı Hak Cebrail’i (a.s) gönderdi, Allahu Teala şöyle buyurdu:

      7-Dostum ya Muhammed (s.a.v) senin mübüvvet mühürün nurludur bu tasdan, yarın kıyamet gününde ümmetine şefaat etmek tatlıdır bu baldan, sıraât köprüsü incedir bu kıldan. diye buyurdu.

      Ondan sonra Resulu Ekrem (s.a.v) el kaldırıp huzurunda dua ettiler, Yarabbi bu bal tasvirini okuyana, dinleyene, ikiyüz peygamber sevabı isterim senden dediler. hepsi amin dedi. Allah teâla’dan hitap geldi; “Ya muhammed (s.av) her kim bu bal tasvirini okusa, okutursa, yahut yazdırıp yanında taşır ve yazdırıp ümmetine hediye ederse, İzzet ve Celalım hakkı için ben o kimselere ikiyüz peygamber sevabı veririm” diye buyurdu.

      Bir kimse kendine adet edinip hergün okusa ve okumaya devam etse katiyyen dünya darlığı görmez. Fakru-zarurete düşmez. Ölürken hüsnü hâtime nasip olur. Ahirete iman ile gider, gelecek kaza ve belalardan kendini Cenabı Hak muhafaza eder.

      Gönderildi En Güzel Duâlar, Kıssadan Hisse, Ne, Nedir? | Yorum Yok »

      Büyükleri Taklid

      Gönderen Editör on 20th Temmuz 2007

      Bu yazı toplamda 40, bugün ise 0 kez görüntülendi

      Alâeddin-i Attâr (K.S) Hazretleri buyurdular ki:

      “Bu yolda taklid ederek girenin, bir gün maksadına kavuşacağına kefil olurum. Üstazım Şah-ı Nakşibend Hazretleri, bana kendilerini taklid etmemi emrettiler. Onları taklit ettiğim ve halen etmekte olduğum her şeyde onun eser ve neticesini görüyorum”

      Gönderildi Kıssadan Hisse | Yorum Yok »

      BESMELENİN HİKMETİ

      Gönderen Editör on 28th Haziran 2007

      Bu yazı toplamda 52, bugün ise 0 kez görüntülendi

      Bir zamanlar İstanbul’un Fatih semtinde Berber Ali isminde mütevazı bir amca yaşardı. Çocukları çok seven Ali Amca bu körpecik fidanlara elinden geldiğince, dilinin döndüğünce iman hakikatleri hakkında bilgiler verir hikayeler anlatırdı.

      Yaz tatili gelip, okullar kapanınca Ali Amcanın dükkânının önü çocuklarla dolardı.

      Ali Amca bir taraftan müşterilerinin traşını yaparken, bir taraftanda da göz ucuyla, “torunlarım” dediği çocukların oyunlarını izlerdi.

      Temmuz ayının sıcakları kendini göstermeye başladığında çocuklar sık sık evlerine su içmeye giderler ve sıcaktan etkilenmemeleri için anneleri uzun bir süre çocuklarını sokağa yollamazlardı.

      Çocukların içinde yaramaz olduğu kadar bir o kadar zeki olan Demet isminde bir çocuk vardı.

      Demet yine çok susamış, dili damağı kurumuştu. Eve gidip su içse annesi sokağa yollamayacak, arkadaşlarından ve oyunlardan mahrum kalacaktı.

      Hemen aklına Ali Amca geldi ve onun dükkânından su içmeyi düşündü.

      Demet, Ali Amcanın berber dükkânına gitti ve utangaç bir ifadeyle:

      — Şey … Biraz su içebilir miyim, diye izin istedi. Ali Amca:

      — İçebilirsin, ama bir şartım var, dedi. Demet, şartının ne olduğunu sordu.

      Su içmeden önce Bismillah, içtikten sonra şükür Allah diyeceksin, dedi Ali Amca.

      Demet:

      — Bundan kolay ne var, deyip suyu içti. Tabiî başta Bismillah, sonunda da şükür Allah demeyi unutmadı.

      Artık mahallenin çocukları eve gitme zahmetine katlanmıyor, Ali Amcanın dükkânından su içiyorlardı.

      Ali Amca dükkânından kapının önüne bir musluk bağlatmış ve su içen çocukları takip altına almıştı. Şartına uymayanlara:v

      — Bir daha su içirmem bak, Besmeleyi ve şük-retmeyi unutmayın, diyordu.

      Çocuklar bu şarta o kadar alışmışlardı ki, artık evlerinde su içmeden önce mutlaka “Bismillah”, içtikten sonra da “Şükür Allah” diyorlardı.

      Demet’in babası her akşam olduğu gibi, akşam yemeğinde içki içiyordu. Babası yudumlamak için kadehi kaldırmıştı ki, Demet hemen atıldı:

      — Baba dur bir dakika, Bismillah demeden içme.

      Babası her ne kadar:

      — Kızım, bu zıkkımı içerken Besmele söylenmez, dese de, Demet ısrarla babasına, Bismillah demesinin gerektiğini anlatıyordu.

      Artık her akşam bu hadise devam edince Demet’in babası evde içki içmekten utanır hâle gelmişti.

      Utancından evde içki içmiyor, içmeye dışarıda devam ediyordu.

      Aradan bir süre geçti. Ali Amca bir gün müşterisini traş ediyordu. İçeriye başörtülü bir kadın girdi.

      — Ali Amca, dedi. Sana teşekkür etmeye geldim.

      Traşı bırakıp kadına döndü. Şaşırmıştı. Bu kadın niçin teşekkür ediyordu?

      — Anlamadım, dedi. Ben ne yaptım ki?

      — Eşimi kurtardınız, dedi kadın.

      Meğer Demet’in babası, dışarıda bile içki içmeyi bırakmış ve namaza başlamış. Yıllardır eşinin içkiyi bırakması için yalvaran, gözyaşıyla dualar eden kadın, onun namaza başladığını görünce sevincinden ne yapacağını şaşırmış.

      Bunları dinleyince başını önüne eğip duygulanan Ali Amca, iyi niyetle yapılan küçük bir hizmetin bile ne büyük bir netice verdiğini görmüştü.

      — Şükürler olsun Rabbim, dedi. Ben sadece su ikram etmek istemiştim. Ama Sen, muhtaç bir kuluna, ebedî saadetin yolu olan hidâyeti ihsan ettin.

      Cengiz TAN

      Gönderildi Kıssadan Hisse | Yorum Yok »

       
      | Kuran |ihya | Molla Cami | Süfli | Zehirli OK | Sağlık | Rüya Tabirleri | Kitap| KevSerim |