Her canının istediğini yemen, israftandır [H.Ş.]
Currently Browsing: Kıssadan Hisse

Abdest Almanın Mükâfatı

Sûnen-i Ebi Davud ve İbn-i Mâce’nn rivayet ettiği hadis-i Şerifte buyuruldu ki:

Bir müslüman abdest alırkeb ağzına su verdiği vakit günahlar ağzından çıkar. Yüzünü yıkadığı vakit günahları yüzünden hatta kirpiklerin bittiği göz kenarından çıkar. Ellerini yıkayınca tırnaklarının altına varıncaya kadar, başını meshedince kulakların altına varıncaya kadar, ayaklarını yıkayınca ayak tırnaklarına varıncaya kadar bütün günahlar cıkar.

Toplam Okunma 1340 Bugün Okunma 1

Birbirimize Dua Edelim!




Irak’ta yetişen velîlerden
Mimşâd-ı Dîneverî” hazretleri, bir gün sevdiklerine;


– Birbirimize dua edelim, buyurdu.
Âlimin ve garibin duası makbuldür.
– Nasıl dua edelim? dediler.
– En güzel dua, “Allah senden râzı olsun!” demektir.


Ve ekledi:

- Allahü teâlâ, kıyamet
günü herkese; “Nasıl yaptın?” değil, “Niçin yaptın?” diye soracaktır.
– Niçin yaptın mı?
– Evet. Yâni “Ne niyetle yaptın?” diyecektir. Onun için her işimizi “Allah için”
yapmaya bakalım.
Şöyle devam etti:
– Müminleri Allah için seviniz. Çünkü âhirette, birbirini Allah için seven
Müslümanlara azab yapılmayacaktır.

Mümin kimdir, biliyor
musunuz?
– Kimdir efendim?
– Mümin, kimseye yük olmayan, herkesin yükünü çeken, güler yüzlü insan demektir.


Bir gün de sohbetinde;
– Şeytan, nefis ve kötü arkadaşın zararından kurtulmak isteyen, “ilmihal”
okusun, buyurdu. Çünkü İslâmiyeti bilmeden bir yere varılamaz.
Ve ekledi:
– Büyüklerimiz; “Dînini bilmeyenin, dîni yoktur” buyurmuşlardır.
Melekler imrenir
Bir gün de talebelerine;
– Bir araya geldiğinizde İslâmiyetten konuşun. Yahut bir “ilmihal kitabı”
okuyun.
Ve ilave etti:
– Allah rızası için üç beş kişi bir araya gelir de Allahtan ve Peygamberden
bahsederlerse, gökteki melekler onlara imrenirler.

En büyük nîmet

Bir gün de sohbetinde;
– Kardeşlerim, nîmet ne kadar büyükse, şükür de o kadar çok olmalıdır, buyurdu.
– En büyük nîmet nedir? dediler.
– “Doğru îman” sahibi olmaktır. Ölümden sonra sonsuz bir hayat var. Orası için
hazırlanın.
– Nasıl hazırlanalım efendim?
– Allahü teâlânın dînini öğrenin. Bize ne emretmiş? Neyi yasak eylemiş? Bunları
öğrenip, gereğini yapın ki, en iyi hazırlık budur işte

Toplam Okunma 1103 Bugün Okunma 3

Müflis Kimdir?

muflis

Haramlardan kaçınmak iki kısımdır:
Birisi Allahü Teâlâ’nın hakları ile alakalı olan, diğeri de kulların hakları ile alakalı olanlar.

Kulların hakları ile alakalı olan haramlara riâyet etmek, diğerine riayet etmekten daha mühimdir. Zira Allahü Teala, mutlak olarak zengindir ve rahmet edenlerin en merhametlisidir. Kullar ise fakir, muhtaç ve cimridirler.

Resûlullâh efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki;
Her kim din kardeşinin ırzına veya herhangi bir şeyine zulmederse, dinar ve dirhemin (altın ve gümüş paranın) bulunmayacağı günden önce helalleşmeye çalışsın. Zira (o günde) kendisinin sâlih ameli varsa, zulmü kadar ondan alınır, hak sahibine verilir.  Şayet, sâlih amelleri yoksa hak sahibinin günahlarından kendisine yüklenir“.

Diğer hadis-i şerifte Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
Müflis kimdir, bilir misiniz?” Ashab-ı Kirâm “-Bizde müflis, parası pulu olmayan kimsedir, ya Resûlullah” dediler.
Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.):
“Şüphesiz benim ümmetimden iflas etmiş olan o kimsedir ki, kıyamet gününde namaz, oruç, zekat (gibi bir çok ibadetler) ile gelir. O, falana sövmüş, falan kimseye iftira atmış, falanın malını yemiş, falanın kanını dökmüş, falana vurmuş olarak gelir.  Sonra, onun sevapları bu kimselere verilir. Eğer, üzerindeki hakları ödenmeden önce iyilikleri tükenirse, onların günahları alınır ve kendi üzerine atılır.”. ( Sadaka Resûlullah sallallahü aleyhi ve alâ âlihi ve sellem) (Mektubat-ı Şerife, 1/76)

Toplam Okunma 715 Bugün Okunma 1

Bir Üniversite Talebesine Nasihatler

Adapazarılı bir zat olan Osman Eslek, Ziraat Fakültesi’ne devam ettiği yıllarda, Süleyman Efendi (k.s) Hazretleri’nin yanında ve himayesinde bulunuyordu. Süleyman Efendi(k.s)‘nin, akrabalarından olan bu genç talebeye, beş maddelik bir nasihati vardır ki, bütün üniversite talebelerinin hatta tüm Müslümanların dikkatle öğrenmek ve uyması gereken düsturları ihtiva etmektedir.

Süleyman Efendi Hazretleri(k.s), nasihatleri sıralamadan önce de “Evladım, bu beş hususa riayet edersen, hem cemiyette itibarın hem de âhirette yerin iyi olur.” buyurmuşlardır. Beş maddede toplanan bu güzel nasihatler, şöyledir:


1- Allah yolunda ol, dosdoğru ol, verdiğin sözün eri ol. Evladım, ağzın laf ediyorsa, dilinle doğru ol, sözünle doğru ol. Sana inanan kişilere karşı sözünden cayma. Eğer sözünü tutarsan “söz” olur ve seni cennete götürür, tutmazsan “köz” olur. Elinle doğru ol. Kolunu, muzırda değil; yardım işinde kullan. Tartıyla iş yapıyorsan terazinde, ölçüyle iş yapıyorsan metrende ve litrende doğru ol. Doğrunun doğruluğu bütün sülâlesine akseder, hepsini hayra götürür.


2- İnsanları sev ve kimseyi kendinden alçak görme. Tevazu sahibi ol, zira en hâlis ziynet alçak gönüllülüktür. Mütevazı olan kimse, en güzel ziyneti takınmıştır. Kimseyi kendinden aşağı görme. Hayatta haset etmeden say, kıskanmadan sev. Bazı insanlar, başkasındakini istemez. Öyle olma. Gıpta et; fakat haset etme. Zira Allah’ın huzuruna fesatla çıkılmaz. Memur olduğun zaman sana gelen vatandaşlara sakın yüksekten bakma, yanına geleni ayakta bekletme. Yanında, daima bir sandalye bulundur ve oturtuver. Biraz dinlendirdikten sonra hâlini sor, işini hallet. Sakın ha, “Bugün git yarın gel.” deme! İşini, o gün bitir. Eğer öyle yapmazsan on parmağım yakanda olacaktır. Eğer memursan ve başında müdürün varsa, haset etmeden say, kıskanmadan sev. İnsanlar muhteliftir. Bazısı daha kabiliyetli, bazısı daha yakışıklıdır. “Ben niye onun yerinde olmayayım” deme, elindekinden de olursun. “Allah bana bir verirse, arkadaşıma, komşuma iki versin” diye düşünürsen, seninki üç olur. Eğer arkadaşın veya komşun böyle düşünmüyorsa, onunki ikide kalır. Senden daha iyi hizmet edecek olan varsa, makamını ona ver. İşte vatanperverlik budur.


3- Çalışkan ol, üretici ol. Zira Peygamber Efendimiz “Çalışmak ibadettir” buyuruyor. Evladım, alın teri olmadan hiçbir şeyin kıymeti bilinmez. Tarlanı ek, mahsulünü al, komşuna ver, ağaç dik… Sadaka–i cariye, iyi evlat yetiştirmek, ilmî eser bırakmak ve ağaç dikmektir ki, ağaç dikmek en efdalidir. Bunun için biz, heykel dikmeyeceğiz, yeşil ağaç, yeşil abide dikeceğiz. Canlı ağaçlar yetiştireceğiz.


4- Bildiğini öğret, temiz ol ve temizliğinle örnek ol. Münevver kişi, münevvir kişi demektir. Öyleleri var ki, üç fakülte bitirir de, hasedinden, kıskançlığından (dolayı) hiçbir şey öğretmez. Gerçek münevver, bildiğini yapan ve öğreten kişidir. Temizlik ibadettir ve imanın yarısıdır. Eğer sokakta birisi hata yapmışsa (yola pislik atmışsa), sen onu ayağının ucu ile örtüver…


5- Günde en az bir kişiye iyilik et, gönlünü al. Çünkü cennetin yolu, gönül almaktan geçer. Gönül almak, cennetin Firdevs kapısını açmaktır. Bu beş maddenin en kolayı, fakat en “içten geleni” de budur. Bir gönül kazanmak, 40 vakit namaza bedeldir. Bir gönül kırmak ise, 40 vakit namazın sevabını kaybettirir. Ben sabahları kalkarken, “Ey Allah’ım, bana, bugün bir kişiye iyilik yapmak nasip eyle” diye dua ederim. Evden çıktığında veya eve dönerken karşından gelen ilk kişiye selâm ver. Onun vermesini beklersen olmaz, evvela sen ver. İşte o zaman, o da sana karşılığını verecektir. Veren el, alan elden, sunan gönül, alan gönülden azizdir…

(daha fazla…)

Toplam Okunma 2248 Bugün Okunma 3

Hızır Hikâyeleri (a.s)


Her Gördüğünü Hızır, Her Geceyi Kadir Bil

Bir gün annesi tarladan kaldırdığı buğdayları, biriyle Ubeydullah-ı Ahrâr’a gönderdi. Ubeydullah-ı Ahrâr buğdayları ambara koymakla meşgûlken, buğdayları getiren kimse, boş çuvallarını alıp gitti. Nereye gittiği ve hangi yoldan gittiği belli değildi. Ubeydullah-ı Ahrâr o anda neden bu zavallı ve garib kimseden duâ almadığına üzüldü. İçine garib bir ızdırap çöktü.

Buğdayı olduğu gibi bırakıp koşarak o kimsenin peşine düştü. Yanına vararak tevâzu ile kendisine duâ etmesini istedi ve;
-Beni gönlünüze alın. Hâlime biraz inâyet nazarıyla bakın. Belki duânız ve himmetiniz bereketiyle Allahü teâlâ beni bağışlar, merhâmet eder de yolum açılır, dedi.

Onun yüzüne şaşkın ve hayret dolu ifâdelerle bakan zât;
-Zannediyorum ki Türk şeyhlerinin söyledikleri; “Her geleni Hızır bil, her geceyi Kadir bil” sözüne göre hareket ediyorsun. Fakat ben hiçbir özelliği olmayan kendi hâline yaşayan bir kimseyim. Elimi yüzümü bile lâyıkı ile yıkamayı bilmem. Senin istediğin şeyden ben haberdâr değilim. O bende yoktur.” dedi.

Ubeydullah-ıAhrâr duâ etmesi için yalvarmaya devâm etti. O kimse, Ubeydullah-ı Ahrâr’ın yalvarışına dayanamayarak ellerini kaldırdı ve;
-Allahü teâlâ senin kalb gözünü açsın, diye duâ etti. Bu duâ bereketiyle Ubeydullah-ı Ahrâr’ın kalbinde açılmalar oldu.

(daha fazla…)

Toplam Okunma 1689 Bugün Okunma 0

İstanbul’un Fethine Mânevi Ricalin Yardımı


Silsile-i Sâdât-ı Nakşibendiye’nin on sekizinci halkası, Ubeydullah-ı Ahrâr Hazretleri’nin torunu Hâce Muhammed Kasım anlatıyor: “Ubeydullah-i Ahrâr Hazretleri bir gün, Öğlenden sonra, aniden atının hazrılanmasını istedi ve binip Semerkand’dan süratle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da ona tabi olup takip ettiler. Biraz yol aldıktan sonra Semerkand’ın dışında Abbas Sahrası’na doğru atını hızla sürdü. Mevlâna Şeyh adında tanınmış bir talebesi, bir müddet daha onu takip etti. Bu talebesi gördüklerini şöyle anlattı: ” Hâce Ubeydullah-ı Ahrâr Hazretleri ile sahraya vardığımızda, atını sağa sola sürmeye başladı. Sonra birdenbire gözden kayboldu. “

 

Ubeydullah-ı Ahrâr Hazretleri daha sonra evine döndüğünde, talebeleri nereye ve niçin gittiğini sordular. O da, Türk sultanı Muhammed Han, kâfirlerle harb ediyrodu. Benden yardım istedi. Ona yardıma gittim. Allah-ü Teâlâ’nın izniyle gâlip geldi, zafer kazanıldı.” buyurdu. Hâce Muhammed Kâsım, babası Hâce Abdülhâdi’nin şöyle anlattığını nakletmişti: “Bilad-ı Rum’a (Anadolu’ya) gittiğimde, Fatih Sultan Mehmed Han’ın oğlu Sultan Bayezid Han, bana babam Ubeydullah-ı Ahrâr’ın şemailini tarif etti ve:

 

“O Mübârek zatın beyaz bir atı var mı idi?” diye sordu. Ben de tarif ettiği bu zatın babam Ubeydullah-ı Ahrâr olduğunu ve bazen ona bindiğini söyledim. Bunun üzerine Sultan Bayezid Han “Babam Fatih Sultan Mehmed Han bana şöyle anlattı: İstanbul’un Fethinde muhasaranın en şiddetli bir anında, Şeyh Ubeydullâh Hazretleri’nin imdadıma yetişmesini istedim. Şu vasıfta ve şu şekilde ve beyaz bir atın üstünde bir zat hemen yanıma geldi ve bana “Korkma!” buyurdu. Ben de ” Nasıl korkmayayım, bir türlü kale düşmüyor” dedim. Elbisesinin yeninden bakmamı söyledi. Baktım, büyük bir ordu gördüm. ” İşte bu ordu ile sana yardıma geldim. Şimdi sen falan tepenin üzerine çık, üç defa kös vurdur ve orduna hücum emri ver.” buyurdu. Emirlerini aynen yerine getirdim O da bana gösterdiği ordusuyla hücuma geçti. Böylece düşman hezimete uğradı ve İstanbul’un fethi müyesser old. (Osmanlı Tarihi, Çamlıca)

Toplam Okunma 1018 Bugün Okunma 1

Sayfa 1 / 212