SeymaPortal

“Dışımız Halk ile, İçimiz Hak ile”

  • Hayra vesile olan, hayri yapan gibidir.[H.Ş.]
  • Güzel Resimler

      En Beğenilenler

        Google Reklamı

        Googleda Ara


      Arşiv 'ilmihal' Kategori

      ilmihal konularındaki yazılar

      Müslümanların Cemiyet İçindeki Vazifeleri

      Gönderen Editör on 12th Haziran 2007

      Komşu Hakkına Riâyet

      Âile ve akrabalarımızdan sonra bize en yakın olan komşularımızdır. Komşu hakkını son derece gözetmek; elimizle, dilimizle ve diğer hareketlerimizle onları katiyyen rahatsız etmemek gerekir. Çünkü Peygamber Efendimiz: „Bana Cebrâil komşu hakkı hususunda o kadar çok tavsiyelerde bulundu ki, nerede ise komşuyu komşunun malına vâris kılacak sandım“ buyurmuşlardır.


      Müsâfire Karşı Vazifelerimiz

      „Her kim ki Allâh’a ve âhiret gününe imân ederse müsâfire ikram etsin” buyuruyorlar. Ayrıca müsâfir, geldiği yerde yokluk ve darlığa sebep olmayıp, bil’âkis bereket ve bolluk vesilesi olacağını beyanla “Müsâfir geldiği eve on nasibi ile gelir. Birini yer, dokuzu orada kalır” buyuruyorlar. Evleri ve imkânları müsait olan müslümanların, islâmî hususlara riâyet ederek, müsâfire ikramda bulunmaları çok önemli vazifelerdendir.


      Diğer İctimâî Vazifelerimiz

      a) Başkalarının haklarını tanımak ve hiç kimseye zarar vermemek, nâmus ve müllk haklarına riâyet etmek,
      b) İyilik yapmak, kimseye haset etmemek,
      c) Başkaları ile istihzâ ve alay etmemek,
      d) Başkalarının ayıplarını ortaya çıkarmamak.

      Toplam Okunma 48 Bugün Okunma 0

      Gönderildi ilmihal | Yorum Yok »

      Nefs-i Emmâre

      Gönderen Editör on 4th Haziran 2007

      Nefs-i Emmâre

      İnsanda iki ruh vardır: Birine ruh-i hayvânî denir ki, bu Cenâb-ı Hakkın celal sıfatının tecellîsi ile yaratılmıştır. Birine de ruh-i sultânî denir. O da Cenâb-ı Hak’kın cemâl sıfatının tecellîsi ile yaratılmıştır . Beden ülkesinde bu iki padişahın birer veziri ile birer şeyhülislâmları vardır ki, vücüt iklimini onlarla idare ederler. Ruh-i hayvanînin veziri aklı maâş ve mercii (danışmanı), Şeytan’dır. O, Şeytanlarla istişâre eder. Ruh-i sultanînin de veziri aklı maâd ve şeyhulislâmı melektir. O da onlarla istişare eder. Ruh-i hayvanînin zevki, yiyip içmek, giyip kuşanmaktır. Yani zâhirde insana lezzet verecek ne varsa onların hepsinden safâ ve kuvvet bulup, ruh-i sultanîye galip gelir. Ruh-i sultanînin zevki, zikir, fikir , ibâdet ve Allâh’ın emirlerine itâat ve yasaklarından kaçınmaktır. Ruh-i sultanî, işte bunları yapmakla ruh-i hayvanîye galip gelir.

      Yukarıda anlatıldığı gibi, bunlar vücutta hükmederler. Birinin sıfatı diğerinin sıfatına zıt olduğu için daima birbirleriyle muhârebe ve mücâdele ederler. Ruh-i hayvanînin aslı “emmâre bissüü” dür. Yani mübâlağa ve şiddetle kötülüğü emredicidir. Ona “nefis” ismi verilir. İşte bu sıfat Cenâb-ı Hakkın celal sıfatının mazharıdır ki, daima hakkın rızâsına muhalif şeylerden lezzet ve kuvvet bulur.

      Ruh-i sultanînin asıl sıfatı sâfiyedir. Ona sıfat-ı insan ismi verilir. (İnsan bu sıfata sahip olduğu zaman kamil insan olur.) Bu sıfat Cenâb-ı Hakk’ın cemâl sıfatının mazharıdır ki, daima Cenâb-ı Hakkın rızâsındadır ve ondan bir adım ayrılmak istemez. Bu sebeble, bu iki sıfat birbirine tamamen zıt olup, vücut ülkesinde muhârebe ederler.

      Meselâ, bir vücutta ruh-i sultanî ruh-i hayvanîye galip olmayıp, ruh-i hayvanî kendi haline bırakılırsa, sıfatı emmârelikte kalır. Zamanla ruh-i hayvanî ruh-i sultanîye galip olur ki, o kimse hayvan gibidir. Belki daha alçak olup “hasireddünya vel âhireh” (Dünya ve ahıreti hüsranda) kalır. Amma, ruh-i sultanî, ruh-i hayvânîyi kendi hâline bırakmayıp, her an mücâhede ve muhârebe ederse, o zaman ruh-i hayvanîyi ister istemez kendine bağlar. Her emrine itaat ettirerek ilahî emri yerine getirmiş olur. İşte bu kimselerin kurtuluşa ereceği umulur. Fakat yine de düşmesinden korkulur. Çünkü nefsin hîlesi çoktur.“

      Toplam Okunma 59 Bugün Okunma 0

      Gönderildi ilmihal | Yorum Yok »

      Başlıca Büyük Günahlar

      Gönderen Editör on 4th Haziran 2007

      Başlıca Büyük Günahlar

      1. Allâh’a ortak koşmak,
      2. Adam öldürmek,
      3. Nâmuslu kimseye iftira etmek,
      4. Zina etmek,
      5. Harpten kaçmak,
      6. Sihir yapmak ve yaptırmak,
      7. Yetim malı yemek,
      8. Ana ve babanın, meşrû isteklerine karşı gelmek.
      9. Harem-i şerifte günah işlemek.
      10. Fâizcilik yapmak,
      11. Hırsızlık yapmak,
      12. İçki içmek.

      Her ne kadar sayı itibâriyle büyük günahlar 12 ise de, ictihâden bu günahlardan biri kadar çirkin olan herhangi bir günah da büyük günahtır. Ayrıca devamlı yapılan küçük günahlar da büyük günah olur.

      Toplam Okunma 38 Bugün Okunma 0

      Gönderildi ilmihal | Yorum Yok »

      Sefer Bahsi

      Gönderen Editör on 4th Haziran 2007

        Sefer Bahsi

      Sefer, karada deve ile veya yaya yürüyüşle onsekiz saatlik (bugünkü ölçü ile doksan kilometrelik), denizde ise altmış millik bir mesafeye gitmektir. Bu kadar mesafesi bulunan bir yere yolculuk yapana şer’an “müsâfir” denir. Hangi vasıta ile ve ne kadar kısa zamanda giderse gitsin, niyet edip yola çıkan kimse sefer hükümlerine tâbidir.

      Müsâfir, köyün veya şehrin evleri hududunu çıkınca seferîdir. Ramazan ayı içinde bulunuyorsa oruç tutmayabilir. Tutamadığı günleri sonra kazâ eder. Bununla beraber sıhhatine zarar vermeyecekse, orucu tutması daha hayırlıdır.

      Müsâfir dört rek’atli farzları iki kılar. Akşam namazının farzını vitir namazını ve dört rek’atli bütün sünnetleri kısaltmadan, tam olarak kılar.

      Bir kimse dört rek’atli farzları, Seferî iken dört kılarsa hatâ etmiş olur. Bundan dolayı istiğfar etmesi lâzım gelir. Ayrıca selâmı tehir etmiş olduğundan dolayı sehiv secdesi icâbeder. Ancak seferî iken gittiği yerlerde, mukîm imama uyarsa imamla beraber tam kılar. Şâyet kendisi imam olursa iki rek’at kılar ve selâm verir. Kendisine uyan cemaat seferî ise imamla beraber selâm verir. Eğer cemaat seferî değilse, imam selâm verdikten sonra cemaat kalkar ve namazını tamamlar. Kıyâmda, isterse Fâtiha okur, isterse okumaz. Okumadığı takdirde okuyacak kadar bekledikten sonra rükû’a gider.

      Yukarıda târif ettiğimiz müsâfir kimse, gittiği şehir veya köyde onbeş gün ikâmete (kalmaya) niyet ederse, müsâfirlikten çıkmış olur ve namazları tam kılar. Onbeş gün ikâmete niyet etmediği halde işinin tamamlanmaması gibi bir sebeple bugün çıkarım, yarın çıkarım diyerek aylarca, hattâ senelerce kalsa yine de sefer hükümlerine tâbidir.

      Müsâfir kimse, asıl vatanına geldiğinde müsâfirlikten çıkmış olur. Asıl vatanında ne kadar az kalsa, yine de mukim olup, tam kılar.

      Müsâfir bir kimse, seferde kazâya kalmış olan dört rek’atli farzları seferde veya memleketine döndüğünde iki rek’at olarak kazâ eder. Mukim iken kazâya bırakmış olduğu dört rek’atli namazları ise, seferde iken de dört rek’at olarak kazâ eder.

      Vatan üç Kısımdır:

      1. Vatan-ı aslî,
      2. Vatan-ı ikâmet
      3. Vatan-ı süknâ

      Vatan-ı aslî: İnsanın doğduğu veya evlendiği yerdir. Orada doğmamış ve evlenmemişse de yaşamaya niyet edip, ayrılmak istemediği yere de vatan-ı aslî, denir.

      Vatan-ı aslî, ancak diğer bir vatan-ı aslî ile bozulur. Meselâ, insanın doğup büyüdüğü yer asıl vatanı iken, başka bir şehirden evlense ve eşinin doğup büyüdüğü yerde devamlı kalmaya niyet etse, kendi doğduğu yer asıl vatan olmaktan çıkar. Eski asıl vatanında, 15 günden daha az bir müddet için gelip kalacak olsa, 4 rek’atli farzları kısaltır ve 2 rek’at kılar. Nitekim Peygamber Efendimiz, Medine’den, doğup büyüdüğü ve evlendiği Mekke şehrine geldiğinde namazlarını kısaltarak kılmıştır.

      Bir kimsenin birden fazla zevcesi olsa, bunların herbirini ayrı ayrı şehirlere yerleştirse, o şehirlerin hiçbirinde seferî olmaz. Vatan-ı aslî, Vatan-ı ikâmet ile bozulmaz.

      Vatan-ı ikâmet: Müsâfirin en az 15 gün kalmaya niyet ettiği ve asıl vatanına en az 90 kilometre mesafede bulunan yerdir. Burada, namazlar kısaltılmadan 4 rek’at kılınır. Vatan-ı ikâmet , diğer bir vatan-ı ikâmet ile ve vatan-ı asliye dönmekle bozulur. Vatan-ı ikâmet, vatan-ı süknâ ile bozulmaz.

      Vatan-ı süknâ: Müsâfirin 15 günden daha az bir müddet için oturmaya niyet ettiği ve asıl vatanına 90 kilometre veyâ daha fazla bir mesâfede bulunan yerdir. Süknâ vatanında 4 rek’atli farz namazlar iki rek’at kılınır.

      Toplam Okunma 74 Bugün Okunma 0

      Gönderildi ilmihal | Yorum Yok »

      Cuma Namazı

      Gönderen Editör on 23rd Mayıs 2007

      Cuma Namazı

       

      Cuma namazı, cuma günü öğle vakti cemaatle kılınması farz olan bir namazdır.

       

      Beş vakit namazın şartlarından başka cuma namazının iki şartı daha vardır:

       

      1. Vücûbunun, yâni müslüman üzerine farz olmasının şartları,
      2. Sıhhatinin, yâni cuma namazının sahih olmasının şartları.

      Cuma Namazının Vücûbunun Şartı Yedidir:

       

      1. Erkek olmak, (Kadın ve hünsâ olmamak.)
      2. Hür olmak, (Esir veya hapis olmamak.)
      3. Mukim olmak, (Seferî olmamak.)
      4. Sıhhatli olmak, ( Namaza gidemeyecek kadar hasta olmamak.)
      5. Gözleri sağlam olmak, (Âmâ olmamak.)
      6. Ayakları sağlam olmak, (Kötürüm olmamak.)
      7. Namaza gitmeye mâni ve gitmemeyi mübah kılan bir özrü bulunmamak. (Düşman korkusu, şiddetli yağmur, çamur gibi şeyler cumaya mâni hallerdir.)

      Cuma Namazının Sıhhatinin Şartı Altıdır:

       

      1. Cuma namazı kılınacak yer, şehir olmak, (izin ve berât verilen köylerde de kılınabilir),
      2. Emir veya vekilinin kıldırması,
      3. Öğle namazı vaktinde kılınması,
      4. Cemaatin huzurunda hutbe okumak,
      5. İmamdan başka üç kişi bulunmak,
      6. Cuma kılınan yer herkese açık olmak.

      Cuma Namazına Niyet

      Evvelâ kılınan dört rek’ata “cuma’nın ilk sünnetine” diye niyet edilir. Sonra imamla kılınan iki rek’at, cuma namazının farzıdır. Bundan sonra kılınan dört rek’at, cumanın son sünnetidir.

       

      Daha sonra kılınan dört rek’at ise “zuhr-i ahîr” dir. Buna şöyle niyet edilir: “Niyet ettim edâsı üzerime farz olup da henüz üzerimden sâkıt olmayan en son öğle namazının farzına.

       

      Bu şekilde niyet edilirse, eğer o günün cuma namazı, şartlarında bir noksanlıktan dolayı kabul olunmamışsa, öğle namazı kılınmış olur; kabul olunmuşsa, en son kazaya kalmış öğle namazına sayılır.

       

      Zuhr-i ahîrden sonra kılınan iki rek’ata “vaktin sünnetine” diye niyet edilir.

       

      Cumanın farzından sonra bu on rek’at kılınmadığı takdirde, şartlarında bir noksanlıktan dolayı cuma namazı kabul olunmamışsa, öğle namazı, üzerine borç olarak kalır. Bu sebeple cumanın farzından sonra kılınan bu on rek’ati kat’iyyen terk etmemelidir.

      Toplam Okunma 114 Bugün Okunma 0

      Gönderildi Namaz, ilmihal | Yorum Yok »

      Beş Vakit Namaz

      Gönderen Editör on 23rd Mayıs 2007

      Beş Vakit Namaz

      Sabah Namazı

      Sabah namazı 2’si sünnet, 2’si farz olmak üzere 4 rek’attir. İlk önce sünnet, sonra farz kılınır. Namaz kılmak isteyen kimse, abdestli olarak Kıble’ye döner ve ayakta olduğu halde, kalbinden “sabah namazının sünnetini kılmaya” niyet edip, “Allâhü Ekber” diye tekbir alır ve aynen “Namaz nasıl kılınır?” bölümünde tarif edildiği gibi 2 rek’at namaz kılar. Böylece sabah namazının sünnetini kılmış olur. Sabah namazının farzı da tıpkı sünneti gibi kılınır. Farza başlarken kaamet getirir ve kalbinden “Bugünkü sabah namazının farzına” diye niyet eder. (Kadınlar hiçbir namazda kaamet getirmezler.) Bilenlerin sabah namazının farzında uzun sûre okumaları sünnettir. İki rek’at bitip selâm verdikten sonra yukarda târif edildiği gibi, tesbihleri okur ve duâ yapar.

      Öğlen Namazı

      Öğle namazını kılacak kimse, önce “öğle namazının sünnetine” niyet edip, tıpkı sabah namazının sünneti gibi iki rek’at kıldıktan sonra oturur, “Ettehıyyâtü” okur. Selâm vermeden “Allâhü Ekber” deyip üçüncü rek’ata kalkar ve “Fâtiha” okur. Üçüncü ve dördüncü rek’atları tıpkı evvelki iki rek’at gibi kıldıktan sonra oturur. “Ettehıyyâtü”, “Allâhümme salli”, “Allâhümme bârik”, “Rabbenâ âtinâ” duâlarını sonuna kadar okuyup selâm verir.

      Öğle namazının farzı da sünneti gibi kılınır. Yalnız, erkekler önce kaamet okurlar. “Bugünkü öğle namazının farzını kılmaya” diye niyet edilir. Üçüncü ve dördüncü rek’atlarında yalnız “Fâtiha” okunur. Başka bir sûre veyâ başka bir âyet okunmaz. Diğer farz namazların üçüncü ve dördüncü rek’atlarında da sadece “Fâtiha” okunup, başka bir şey okunmaz.

      Öğlenin son sünneti de tıpkı sabah namazının sünneti gibi kılınır. Yalnız, başlarken “Bugünün öğle namazının son sünnetine” diye niyet edilir.

      İkindi Namazı

      İkindi namazını kılmak isteyen kimse, önce dört rek’at sünnet kılar. “Bugünkü ikindi namazının sünnetini kılmaya” diye niyet eder. İlk iki rek’ati sabah namazının sünneti gibi kılar. Ancak ikinci rek’atte “Ettehiyyâtü” den sonra “Allâhümme salli, Allâhümme bârik” de okur. selâm vermeden “Allâhü Ekber” diye üçüncü rek’ata kalkar, “Fâtiha”dan önce “Sübhâneke” ve Eûzü-Besmele okumak sûretiyle iki rek’at daha kılar.

      İkindinin farzı, aynen öğlenin farzı gibi kılınır. Yalnız niyet değişiktir. “İkindinin farzına” diye niyet edilir. Farza başlamadan önce erkeklerin, kaamet getirmeyi ihmal etmemeleri lâzımdır.

      Akşam Namazı

      Akşam namazında farz evvel, sünnet sonra kılınır. Akşam namazını kılacak kimse, önce kaamet edip “Bugünkü akşam namazının farzına” diye niyetlenir, üç rek’at farz kılar. Birinci ve ikinci rek’atleri sabah namazının farzı gibi kıldıktan sonra, oturup “Ettehiyyâtü”yü okur, “Allâhü Ekber” diye üçüncü rek’ata kalkar. Üçüncü rek’ati yalnız bir Fâtiha ile kılarak oturur. “Ettehiyyâtü, Allâhümme salli, Allâhümme bârik, Rabbenâ âtinâ” gibi duâları okur, selâm verir.

      Farzdan sonra, “akşam namazının sünnetine” diye kalben niyetlenerek, aynen sabah namazının sünneti gibi iki rek’at sünnet kılar.

      Yatsı Namazı

      Yatsı namazında, önce tıpkı ikindinin sünneti gibi dört rek’at sünnet, ondan sonra kaamet getirerek öğlenin farzı gibi dört rek’at farz, daha sonra sabah namazının sünneti gibi iki rek’at son sünnet kılınır. Bunların farkı yalnız niyetlerdedir. Başka fark yoktur.

      Vitir Namazı

      Vitir namazı vacip olup üç rek’attir. Yatsı namazından sonra kılınır. Her rek’atte Fâtiha ve bir sûre okunur.

      Vitir namazı şöyle kılınır:

      İlk önce, “Bugünün vitir namazını kılmaya” diye kalben niyet edilir. “Allâhü Ekber” deyip tekbir alınarak namaza durulur. Sabah namazının sünneti gibi iki rek’at kıldıktan sonra oturup sadece “Ettehiyyâtü” okunur. “Allâhü Ekber” diye üçüncü rek’ata kalkılır. Fâtiha ve bir sûre okunur. Bundan sonra rükûa gitmeden, eller bırakılır. “Allâhü Ekber” diye eller kaldırılarak tekbir alınır. Sonra eller bağlanıp kunut duâları okunur. Bundan sonra elleri bırakıp, diğer namazlarda olduğu gibi “Allâhü Ekber” diye rükû yapılır. Secdelerden sonra da oturulur, tahiyyat, salevat ve duadan sonra selâm verilir.

      Böylece bir gün içerisinde kılınması icabeden beş vakit namaz; farzıyla, vâcipiyle ve sünnetleriyle beraber kılınmış olur.

      Beş vakit namazdaki rek’atlerin sayıları:

      1. Farzlar:
        Sabah 2, Öğle 4, İkindi 4, Akşam 3, Yatsı 4 olmak üzere, 17 rek’attir.
      2. Vâcip:
        Sadece vitir namazı olmak üzere, 3 rek’attır.
      3. Sünnet-i müekkedeler:
        Sabah 2, Öğle 4+2, Akşam 2, Yatsı 2 olmak üzere, 12 rek’attir.
      4. Sünnet-i gayr-i müekkedeler:
        İkindi 4,Yatsı 4 olmak üzere, 8 rek’attir.

      Toplam Okunma 228 Bugün Okunma 0

      Gönderildi Namaz, ilmihal | 2 Yorumlar »

      www.esenyurtweb.com www.esenyurtonline.comwww.esenyurtunsesi.com

       
      | Kuran |ihya | Molla Cami | Süfli | Zehirli OK | Sağlık | Rüya Tabirleri | Kitap|