SeymaPortal

“Dışımız Halk ile, İçimiz Hak ile”

  • Her canının istediğini yemen, israftandır [H.Ş.]
  • Güzel Resimler

      En Beğenilenler

        Google Reklamı

        Googleda Ara


      Arşiv 'Hayatın İçinden' Kategori

      Hayatın içinden, Hayata dair Yazılar…

      Hoş geldin Ey “onbir ayın” sultânı…

      Gönderen Editör on 13th Eylül 2007

      Ramazanı Şerifin Fazileti

      İbn-i Huzaeyme, Selman-ı Pâk (R.a)’dan naklediyor:  Resulullah (s.a.v.) Şâban ayının son gününde bize hitap etti  ve şöyle buyurdu:

      “Ey insanlar! Büyük mübarek bir ay size geliyor. Öyle bir ay ki onda bin aydan hayırlı bir gece vardır. Allah o ayın orucunu farz kılmıştır. Kim o ayda iyilikten bir hasletle (Allâh’a) yaklaşırsa onun dışında farzı yerine getiren kimse gibi olur. Kim onda farz edâ eders, onun dışında yetmiş farz edâ eden gibi olur.  O, sabır ayıdır. Sabrın sonu cennettir. Yardımlaşma ayıdır onda mü’minlerin rızkı artar. Kim bir oruçluya iftar ettirirse, günahlarını affettirir, boynunu ateşten kurtarır. onun sevabından birşey eksilmezken kendisi de aynı sevabı alır.”

          Dediler ki : ” Yâ Resulullâh! Hepimiz oruçluya iftar ettirecek birşey bulamıyoruz.” Bunun üzerine Resulullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: ”

      Hz. Allah bu bu sevabı, bir hurma veya su içirmekle veya su karıştırılmış sütle oruçluya iftar ettirene de verir. O öyle bir aydır ki; başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden azat olmaktır. Kim bu ayda köye veya cariyesinin işini hafifletirse, Allâhü teâlâ onu affeder ve cehennemden azat eder.”

      Şu dört hasleti mümkün olduğunca çoklaştırın. Bunlardan iki hasletle rabbinizi hoşnut edersiniz, ik ihaslete de siz muhtaçsınız. Rabbinizi hoşnut kıldığınız iki haslet: Allah’tan başka ilah olmadığına  şehadet etmeniz ve ondan bağışlanma dilenmenizdir.  Muhtaç olduğunuz iki haslet de;Allah’tan cenneti istemek ve cehennemden ona sığınmanızdır. Kim oruçlu birine su içirirse; Allah’ta ona benim havzımdan içirir ki, o cennete girinceye kadar susamaz.”

      Enes (r.a) : Ramazân yaklaştığında Resulullâh (s.a.v) bize akşam namazında kısa bir konuşma yaptı ve.ç

          “Size Ramazân geliyor. Siz de onu karşılayınız. Dikkat edin! Ramazânın ilk gecesinde ehl-i kıbleden hiç kimse kalmaksızın hepsi bağışlanır.” buyurdu..

      Toplam Okunma 68 Bugün Okunma 1

      Gönderildi Hayatın İçinden, Ne, Nedir? | Yorum Yok »

      BERÂET GECESİ

      Gönderen Editör on 27th Ağustos 2007

      Hakk Celle ve Âlâ Hazretleri bu gecenin, içinde Kur’ân-ı Azîmüş-şan’m nazil olduğu ve emr-i ilâhi ile, olacak şeylerin tayin olunup hükme bağlandığı mübarek bir gece olduğunu beyan buyurmaktadır. (Du-han: 3-4)

      Şaban-ı Şerifin onbeşinci Berat gecesinde, o sene cereyan edecek bütün hâdiseler Levh-i mahfuz’dan dünyâ semâsına indirilip, vazifeli meleklere teslim ediliyor.

      Şöyle ki; kâtip melekler bu geceden gelecek senenin aynı gecesine kadar olacak hâdiseleri birer birer defterlere yazarlar. Kimlerin zengin veya fakir, aziz veya zelil olacakları, başa gelecek ibtilâlar, rızık-lar, ölümler, doğumlar, hülâsa bütün işler ilm-i ilâhiden topluca meleklere yazdırılır ve hükme bağlanır. Kadir gecesinde ise vazifeli meleklere teslim edilir. Rızıkların dağıtımı ile ilgili defter Mikâil -aleyhisselâm- a, amellerle ilgili defter İsrafil -aleyhisselâm-a, zelzelelerle harplere ait olan nüsha Cebrail -aleyhisselâm-a, .musibetlere ve ecellere ait olan ise Azrail -aleyhisselâm-a tevdi olunur. Böylece her müvekkil melek vazifesini bilmiş oluyor. Bu mevzuda Ibn-i Abbas -radıyallahü anh- Hazretlerinden bir rivayette Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyorlar:

      «Hazret-i Allah Şaban ayının yarısı gecesinde, olacak şeylerin hükümlerini verir. Kadir gecesinde ise onları vazifeli meleklere teslim eder.» Kur’ân-ı Kerim de bu gecede Levh-i mahfuz’dan topluca dünyâ semâsına nazil olmuş, Kadir gecesinde ise âyet âyet yeryüzüne indirilmeye başlamıştır.

      Bu kadar faziletleri topladığı için çok mübarek ve çok kıymetli bir gecedir. Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz bu gecenin ulviyetini bize şöyle haber veriyorlar:

      «Şaban ayının onüçüncü gecesi idi. Cebrail -aleyhisselâm- bana gelerek ‘Ya Muhammed* dedi ‘kalk teheccüd vaktidir, ümmetin hakkında muradının hâsıl olması için Allah’a dua etmenin zamanı geldi.

      Peygamber Efendimiz kalktı ve o geceyi ibâdetle geçirdi. Tanyeri ağarırken Cebrail -aleyhisselâm- geldi ve dedi ki ‘Ya Muhammd! Haz-ret-i Allah ümmetinin üçte birini sana bağışlamıştır.’ Seyyid-i Kâinat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz ağladı ve ‘Yâ Cebrail! Kalan üçte ikisinin durumu ne oldu?’ diye sordu. O da ‘Bilmiyorum’ diye cevap verdi.
      Şabanın ondördüncü gecesi yine geldi ve aynı şeyi söyledi. ‘Ya Muhammed kalk ve leheccüd namazı ile meşgul ol!’ Peygamber Efendimiz de sabaha kadar ibadetle meşgul oldu. Fecir vaktinde Cebrail -aleyhisselâm- yine geldi. ‘Hazret-i Allah ümmetinin üçte ikisini sana bağışlamıştır/ buyurdu. Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz yine ağlayarak ‘Kalan üçte birinin durumunu’ sordu. O da ‘Bilmediğini’ söyledi. Nihayet Şaban-ı şerifin onbeşinci Berat gecesi Cebrail -aleyhisselâm- gelerek ‘Müjdeler olsun Yâ Muhammed! Şirk koşanların dışında Hazret-i Allah bütün ümmetini sana bağışlamıştır. Başını göğe kaldır, bak ne göreceksin.’ buyurdu.

      Resûl-i Ekrem -sallailahü aleyhi ve sellem- Efendimiz başını kaldırınca gördü ki semâvâtın bütün kapıları açılmıştır. Dünya semasından arşa kadar sıralanan bütün melekler secdeye kapanmışlar, üm-met-i Muhammed’in,-sallallahü aleyhi ve sellem- günahlarının affedilmesi için dua ediyorlar. Gökyüzünün her kapısında bir melek durmaktadır. Birinci kapıda duran melek ‘Bu gece rükûya varanlara müjdeler olsun!’ diye sesleniyor. İkinci kapıda duran melek ‘Bu gece secde edenlere müjdeler olsun!’ diye sesleniyor. Üçüncü kapıda duran melek ‘Müjdeler olsun bu gece Hazret-i Allah’ı zikredenlere.’ diye sesleniyor. Dördüncü kapıda duran melek ‘Bu gece Rabb’isine dua ve niyazda bulunanlara müjdeler olsun!’ diye sesleniyor.

      Beşinci kapıda duran melek ‘Bu gece haşyetullahtan ağlayanlara müjdeler olsun!’ diye sesleniyor.

      Altıncı kapıda duran melek ‘Müjdeler olsun bu gece hayırlı amel işleyenlere!’ diye sesleniyor. Yedinci kapıda duran melek ‘Müjdeler olsun bu gece Kur’ân-ı Kerîm okuyanlara!’ diye sesleniyor ve nidasına devam ediyor: ‘Bir şey istiyen yok mu, dilediği verilsin? Dua eden yok mu, duası kabul edilsin? Tevbe eden yok mu, tevbesi kabul edilsin? Günahlarının affını dileyen yok mu, günahları bağışlansın?’

      Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -saUaUahü aleyhi ve sellem- Efendimiz sözlerine devamla buyuruyorlar ki: «Bu gece havanın kararmasından fecrin tuluûna kadar rahmet kapıları ümmetim üzerine açık kalır ve Hazret-i Allah ‘Kelp kabilesi’nin koyunlarının tüyleri sayısından daha çok kimseleri cehennemden azad eder.» (îbn-i Mâce)

      Cenâb-ı Hakk’ın bütün günahkâr kullarını bu gece affettiği halde; şirk koşanlara, kavgacı kinci olup müslümanlar arasına nifak sokanlara, büyücülere, falcılara, devamlı içki içenlere, faiz yiyenlere, zina edenlere, ana-babasına asî olanlara bu gece rahmet nazan ile bak* mayacağı bir başka Hadîs-i Şerifte rivayet edilmiştir. Bir Hadîs-i Şerifte de şöyle buyruluyor:

      «Şaban-ı şerif ayının yarısı gecesi olunca, onu İbadetle geçirin, gününde de oruç tutun. Zira Hakk Celle ve Âlâ Hazretleri o gece güneşin batmasından itibaren dünya semâsına rahmetiyle tecelli edip, buyurur ki:

      ‘Yok mu benden mağfiret dileyen, onu affedeyim! Yok mu nzık isteyen, onu mıhlandırayım! Bir musibete uğrayan yok mu, onu kederden kurtarayım! Yok mu şunu isteyen, yok mu bunu isteyen!’

      Bu ilâhi sesleniş sabaha kadar devam eder.» (Tirmizî)

      Rahmet ve mağfiretin yaygın tecellisinden dolayı bu geceye «Ley-let-ül Berat» yani kurtuluş gecesi adi verilmiştir. «Gecesini ibadetle gündüzünüzü oruçla geçirin» buyrulduğuna göre, demek ki uyunacak bir gece olmadığı anlaşılıyor. Hadîs-i Şerifler gösteriyor ki, fazilet derecesi idrâkimizin üstünde olan mübarek gecelerin içinde bulunuyoruz.

      Yapılan duaların da reddedilmeyeceğini Abdullah îbn-i Ömer -radıyallahü ânh- Hazretlerinden rivayet edilen bir Hadîs-i Şerifte Seyyid-i Kâinat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyorlar:

      «Beş gece vardır ki, o gecelerde yapılan dualar geri dönmez:
      1. Receb’in ilk gecesi,
      2. Şaban’ın yarısı gecesi,
      3. Cuma geceleri,
      4. Ramazan Bayramı gecesi,
      5. Kurban Bayramı gecesi.»


      Rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı, kaldırılan ellerin boş çevrilmeyeceği böyle mübarek bir geceye bizi erdiren Allah’ımıza hamd ü senalar olsun.

      Cenâb-ı Hakk bu gecenin ulviyetini Hazret-i Isa -aleyhisselâm- a da haber vermişti.

      Hikâye olunur ki Hazret-i İsa -aleyhisselâm- birgün dağlarda gayet güzel yeşilliklerin arasında dolaşırken gözü beyaz bir kayaya ilişir. Kayanın güzelliğine hayran olur. Tam bu sırada Cenâb-ı Allah vahiy yoluyla «Yâ isâ! Sana bundan daha güzelini göstermemi ister misin?» diye sorar. O da «istemez olur muyum!» buyurur. O büyük kaya birden yarılır ve içinde ibâdet etmekte olan ak sakallı bir zât ile bir zeytin ağacı görülür.

      Hazret-i îsâ -aleyhisselâm- merak eder, o ağacın neyin nesi olduğunu ve kaç yıldır ibâdet ettiğini sorar. Nur yüzlü ihtiyar da «O zeytinlerle sene boyunca karnını doyurduğunu, tam dörtyüz yıldır o mağarada kaldığını, bütün vakitlerini ibâdetle geçirip, bir kere bile insanların arasına karışmadığını» söyler.

      Bu manzaraya çok sevinen, adetâ iftihar edip göğsü kabaran Hazret-i îsâ -aleyhisselâm-a Cenâb-ı Hakk vahiy yoluyla tekrar hitap eder:

      «Yâ Isa! Bu kadar senedir durmadan ibâdet eden bu zatla iftihar etmekte haklısın. Fakat senden sonra Muhammed -sallallahü aleyhi ve sellem- adında bir peygamber göndereceğim. (Ona bir berat gecesi vereceğim ki, ümmeti arasında bu geceyi ibâdet ve taatla geçirenler, nezdimde.senin ibâdetine hayran olduğun sofudan daha hayırlı olacak.

      Dünyâ meşgalelerini bu günlerde biraz’ azaltalım. Çok çok oruç tutalım, Salat ü selâm getirelim, teşbih namazını da ihmal etmeyelim.

      Allah’ımız Habib-i Ekrem’inin -sallallahü aleyhi ve sellem- yüzü suyu hürmetine, sevgililerinin ve bu gecenin yüz suyu hürmetine bizi rızâsı dâiresine aldığı kullarından etsin.
      (amin)


      Berâet gecesinde 100 rek’atlı hayır namazı vardır ki, kılan kimse o sene ölürse, şehitlik mertebesine nâil olur.

      Namaza şöyle niyet edilir:


      „Yâ Rabbî, niyet ettim senin rızâ-i şerîfin için namaza. Beni afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne mazhar eyle. Kasvet-i kalbden, dünya ve âhiret sıkıntılarından halâs eyleyip süedâ defterine kaydeyle, Allâhü Ekber“

      Her rek’atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 10 İhlâs-ı şerîf okunur. İki rek’atte bir selâm verilerek 100 rek’atte tamamlanır. Her rek’atte 100 İhlâs-ı şerîf okumak sûretiyle 10 rek’at olarak da kılınabilir.

      Namazdan sonra, (Hz. Allâh’ın HÛ ism-i şerîfinin ebced hesâbına göre adedi olan) 11 şey, (TÂHÂ’nın ebced hesâbıyla adedi olan) 14 kere okunur. (TÂHÂ Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz’in ismidir.)

      Okunacak olanlar:

      İstiğfâr-ı şerîf: 14 kere
      Salevât-ı şerîfe: 14 kere
      Fâtiha-i şerîfe (besmeleyle): 14 kere
      Âyetü’l-Kürsî (besmeleyle): 14 kere
      „Lekad câeküm…“ (besmeleyle): 14 kere [2]
      14 kere „Yâsîn“ dedikten sonra 1 Yâsîn-i şerîf [3]
      İhlâs-ı şerîf (besmeleyle): 14 kere
      „Kul eûzu birabbil-felak…“ (besmeleyle): 14 kere
      „Kul eûzu birabbin-nâs…“ (besmeleyle): 14 kere

      14 kere:

      سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ

      Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym

      Salevât-ı şerîfe (Salât-ı Münciye okumak efdaldir): 14 kere

      Bunlardan sonra duâ yapılır.

      Toplam Okunma 67 Bugün Okunma 1

      Gönderildi En Güzel Duâlar, Hayatın İçinden, Ne, Nedir? | 1 Yorum »

      Resûlullâh (S.a.v) Efendimiz’e Salavât

      Gönderen Editör on 18th Ağustos 2007

      Her müslümanın Peygamber Efendimiz (S.a.V) üzerşne Salavat-ı şerife okuması bir vazifedir. Allah-u Teâlâ Ahzâb Sûresi’nin 56. Ayetinde meâlen, “Muhakkak ki Allah-u Teâlâ ve melâikesi o nebiye Sâlât ile ikramda bulunurlar. Ey iman edenler, haydin ona teslimiyet ile salât ü selâm getirin..” buyurmuştur. Resulullah Efendimiz (S.a.V) de “Ben kimin yanında anılırsam üzerime salevât getirsin. Kim bana bir salevât getirirse Allahü Teâlâ bu salevatına mukabil o kimseye on ihsanda bulunur., on günahını siler ve derecesini on kat yükseltir. ” buyurmuştur.

       

      Salevât-ı şerife bir ibadettir. Onunla Allahü Teâlâ’ya yaklaşılır.

       

      Yukarıda beyan olunan ayet-i keriede emrolunduğu için her müslümanın ömründe bir kere Peygamber Efendimiz (S.a.V) ‘e salevât okuması bil-ittifak farzdır. Bir mecliste Peygamber Efendimiz (S.a.V)’in ismi geçtiği zaman salevat okumak vaciptir. Aynı mecliste Peygamber Efendimiz (S.a.V) ‘in ismi tekrarlansa tekrar salevat okumak mustehaptır. Bütün namazların son oturuşunda, sünnet-i gayri müekkedelerin ve dört rekat kılınan bütün nafile namazların ilk ve son oturuşunda teşehhüdden sonra ve cenaze namazının ikinci tekbirinden sonra salevâtı şerife (Allahümme Salli, Allahümme Barik) okumak sünnettir. Bir mâni yoksa her zaman salavât okumak müstehaptır.

       

      Cuma günü ve gecesi, cumartesi, pazar ve perşembe günlerinde salevât okumak müstehaptır. Sabah, akşam, mescide girerken ve çıkarken, Peygamber Efendimiz (S.a.V)’in kabrini ziyaret ederken, Safâ ve Merve’de, cuma hutbesi ile sair hutbelerde, ezandan sonra, kamet edilirken, dua ederken, duanın başında, ortasında ve sonunda, kunut duasından sonra, hacda telbiyeyi bitirdikten sonra , bir yere toplanınca ve dağılırken, abdest alırken, kulak çınlarken, bir şeyi unuttuğu vakit, vaaza başlarken, ilim okurken, derse başlarken, hadis-i şerif okumaya başlarken ve bitirirken, suâl ve fetva yazarken, kız isterken, kitap yazarken,

      Toplam Okunma 85 Bugün Okunma 1

      Gönderildi Hayatın İçinden, Ne, Nedir? | Yorum Yok »

      Mirac Kandili

      Gönderen Editör on 10th Ağustos 2007

      Mi’rac Gecesi

      Receb’in 27′nci gecesi yani 26’sını 27’sine bağlayan gece “Mi’rac gecesi”dir. Bu gecede yatsıdan sonra 12 rek’at Hâcet namazı kılınır. Her rek’atte Fâtiha’dan sonra 10 İhlâsı şerîf okunur ve 2 rek’atte bir selâm vermek sûretiyle kılınır. Namazdan sonra:

      4 Fâtiha-i şerîfe,

      100 defa:

      “Sübhâne’llâhi ve’l hamdü lillâhi ve lâ ilâhe ille’llâhü vallâhü ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyi’l azıym.”

      100 defa da:

      “Estağfiru’llâhe’lazıym ve etûbü ileyk.”

      100 defa salevât-ı şerîfe okunur.

      Yukarıda târif edilen namaz 12 rek’at yerine 100 rek’at da kılınabilir.

      Toplam Okunma 190 Bugün Okunma 2

      Gönderildi En Güzel Duâlar, Hayatın İçinden, Namaz | 1 Yorum »

      Alışverişte Aldatma

      Gönderen Editör on 8th Ağustos 2007

      Müslüman her işinde olduğu gibi alışverişinde de dürüst olmalıdır. çok para kazanmak hırsıyla kimseyi aldatmamalı, sattığı malın kusurunu gizlememeli, eline fırsat geçerse piyasa değerinden fazlaya satmamalı, kalitesiz bir malı kaliteli diye satmamalıdır.

      Başkasının maluının değerini düşürmek için kötülememelidir. Bütün bunlar aldatmadır ve haramdır.

       Malın iyisi ile kötüsünü karıştırmak da haramdır.
      Resulullah Efendimiz (S.a.v) “Bizi aldatan bizden değildir.” buyurmuştur. Aldatılan taraf  ister satan, ister satın alan olsun; eğer alışverişte gabn-i fahiş (fahiş aldatma) varsa tek taraflı olarak alışverişi bozabilir.

      Bir malın rayiç değerinden yüksek satılmasına veya düşük alınmadına (gabn) denir. Bunun kabul edilebilir miktarına (gabn-i yasir), normal kabul edilmesi mumkun olmayacak miktarda fazla olanına da (gabn-i fâhiş) denir. Bu miktar ticarette yirmide bir, hayvanatta onda bir, gayri menkulde beşte bir olarak belirlenmiştir.

       Alışverişte gabn-i fahiş bulunursa karşı tarafın cayma hakkı vardır. Kusuru söylenmeden satılan malı, satın alanın da geri verme hakkı vardır. Tüccar ve sair insanlar nazarında malın kıymetini düşüren şey, o malda kusurdur. Bir kimsenin “bu malı ben nasıl olsa satacağım, insanlar bunu benden almaya mecbur.” diye değerinden fazlaya satması veya “falan kimse çok sıkışmış, malını satmaya mecbur kalmış, bunu benden başkası almaz” diye değerinden ucuza alması caiz olmaz, kul hakkıdır.


       

      Toplam Okunma 58 Bugün Okunma 0

      Gönderildi Hayatın İçinden, Ne, Nedir? | 1 Yorum »

      Şeytan Oturum Açtı!

      Gönderen Editör on 7th Temmuz 2007

      Güzel ve anlamlı bir yazı, ders verir nitelikte sanal alemdeki iki cinsin msn ve chat yakınlaşmalarına bir bakış acısı… EVET ŞEYTAN OTURUM AÇTI…

      Ama biz tenhalaşmıyoruz ki dedi genç kız gözlerini yere indirirken…
      Biz sadece sohbet ediyoruz... konuşuyoruz güncel mevzulardan, yazıdan ve kelimeden, gidişattan… zaman zaman havadan ve sudan bazen derinlemesine, bazen öylesine ama saatlerce…

      Tenhalaşmıyoruz dedi genç kız ısrarla… oysa neydi tenhalaşmak; kötü karakteri şeytan olan üç kişilik bir film seti ya da iki kişinin şeytana yol haritası çizdiği bir yarışın en önde seyreden otomobili… bir yalnızın iki olabilmek adına nefsinde verdiği “kalbim temiz” brifingleri… kimine göre bir kapıyı kapatmak kadar basit bir eylem… kimine göre tüm kapalı kapıların üstüne kilitlendiği yarı karanlık bir sofa…

      Bazen bir kadın ve bir erkeğin diğer tüm beşerin soluk alıp vermesi kadar çok bahaneyi “doğru düşünce ve prensip” duvarlarına vurması, çarpması, kırması ama yok edememesi…

      Bazen de “biz iki olgun insanız, biliriz kendimizi” diyerek çiftlerin dağların zirvesinde, ya da ormanın gölgesinde, yahut ırmağın akışında, tenha adına en tenha neresi varsa orada bile tenhalaşamaması… yani yok edememesi o kesin hadis-i şerifi… sorumluluğunu buharlaştıramaması… o sorumluluk ki kadın ve erkeği saçından yada eteğinden kavrayıp kalabalıkların içine çekmeye muktedirdir…

      Ama biz tenhalaşmıyoruz dedi kız üstüne basa basa… oysa ona göre sadece bir odada yalnız bırakılmışlık haliydi tenhalaşmak… bir bay-bir bayan; masa, koltuk ve sehpa, duvar, halı ve pencere…vs… oysa yaşanan neydi; bir bay-bir bayan; ekran, kablo ve teller, kodlar, 01 ler, adresler…vs…

      Bu açıdan bakmayı sevmedi genç kız “seslerimizi duymuyoruz” mesela dedi… oysa ses, havanın ses tellerini titretmesi ve dilin beyinden aldığı emirle o çıkan tınılara hükmetmesi demekti; ya dilim elime inip, parmaklarıma yürürse… mesela tuşların her biri ses teli hükmüne geçip, parmaklar dil gibi ona hükmediyorsa… öyle ya dile hükmeden akıl, parmağı başıboş bırakmaz değil mi?

      Ama bakışlar yok dedi kız… gözler, anlamın ruhtan süzülerek ışıldadığı tek yerdir dedi… “kaş ve göz yok!”dedi… oysa bakış; bir anlık iletinin yanıp sönen sarı lambasından sadece birkaç “an” daha fazla yaklaştırır günaha… camların önünde sevdiğinin bir bakışını yakalamak isteyen insanın duyduğu iştiyakın belki yüzde kaçını, muhabbet ve ünsiyet kurduğu bir kişinin “oturum açıldı” panosunu görünce de hissedebilir insan dediğin… söz bakıştan daha tehlikelidir bazen… aşık olduğu kişinin gözlerine yanıp yakılan bir insan iş muhabbete gelince dumura uğrar bazen… yine ve daha fazla sözleri kalbi güneş gibi saran bir insanın gözlerini görmez olur aşık… yani söz o bedenin gözü, saçı, eli, ayağı oluveririr…

      Ama harama giden bir ayak, harama uzanan bir el yok ki dedi kız; oysa bazen tüm küçük adımları koca bir adıma sığdırıp tek adımda bulaşırız günaha… ve elin tek bir hareketi ve bazen masum bir “tık” sesi; bazen o kadar da masum ve yalın olmayabilir… illa günah sıcak ve akıcı mıdır… seni alıkoyan her günah ister millerce uzağında olsun, ister ışık hızı yakınında olsun senin ceza sebebindir…

      Bir başka mütedeyyin bey ben eşimi aldatmam ki dedi özelindeki 12. bayanla konuşurkenbiz nitelikli sohbet ediyoruz… sözüm ona beyin fırtınaları estirmektedirler… içeride yan odada çocuklarına laf anlatmaya çalışan hanımsa kendisine ne zaman sıra gelecek diye bekler dururbeklesin bey irşad etmektedir, cihad yazıları yazmaktadır…

      Normal yaşantısında tek bir beyle bile kişisel muhabbete girmeyen dindar bayanların adres defterinde onlarca bey ve bilgisayar başında geçen onlarca saat… “kendin”leştirirsin yazıyı ve imgeleri.. komiksindir, cazipsindir, denksindir.. ama çoğu kez Allaha yalan söylersin… ben sadece din adına yazıyorum, öğrenip-öğretiyorum dersin… “kardeş” dersin ama bunun şimdilik olduğunu bilirsin…

      Velhasıl; insan gittiği her yeri kendileştirir… sanalı da, hayali de… içindeki isyankar yanına bir rumuz takar, isyan eder sinirlendiği konu başlıklarına… içindeki saldırgan yanına bir isim takar sevmediği şahıslara saldırır… kalbine hapsettiği aşık yanına bir isim takar ve site site maşukunu arar… bazen gününde değildir mütevazı takılır… ama asla ve asla kendi ismini kullanmaz… kendi ismi mütevazi olamayacak kadar dik, saldırgan olamayacak kadar asildir…

      Aman canım sanal ortamdayız dedi kız son koz olarak… unutmayalım ki; tüm yaratılmışların ve tüm buudların, bildiğimiz-bilmediğimiz tüm alemlerin ve dahi sanal alemin ilahı yine ALLAH (CC) tır. Ve şeytan kendini götürdüğün her yerde ya eline ya parmağına musallat olmaya devam edecektir…

      Toplam Okunma 59 Bugün Okunma 1

      Gönderildi Hayatın İçinden | 2 Yorumlar »

      www.esenyurtweb.com www.esenyurtonline.comwww.esenyurtunsesi.com

       
      | Kuran |ihya | Molla Cami | Süfli | Zehirli OK | Sağlık | Rüya Tabirleri | Kitap|