SeymaPortal

“Dışımız Halk ile, İçimiz Hak ile”

  • Bana çenesi ile bacağı arasını koruma konusunda garanti verene, ben de cenneti garanti veririm [H.Ş.]
  • Güzel Resimler

      En Beğenilenler

        Google Reklamı

        Googleda Ara


      Arşiv 'Hayatın İçinden' Kategori

      Hayatın içinden, Hayata dair Yazılar…

      Oruç Meselesi

      Gönderen Editör on 17th Eylül 2007

      Bu yazı toplamda 44, bugün ise 1 kez görüntülendi

      Oruç, ibâdet niyetiyle imsaktan güneş batıncaya kadar, yemekten, içmekten ve cinsî münâsebetten kendini men etmektir.


      Orucun Farzları

      1. Niyet etmek
      2. Niyetin ilk ve son vaktini bilmek,
      3. İkinci fecirden itibaren güneş batıncaya kadar, orucu bozan şeylerden kendini tutmaktır. Oruca başlama zamanına “imsak”, orucu açmaya da “iftar” denir.

      Orucun Kısımları

      Oruç altı kısımdır:

      1. Farz,
      2. Vâcip,
      3. Sünnet,
      4. Mendûp,
      5. Nâfile,
      6. Mekruh.

      Farz Oruç: Ramazan orucunun edâ ve kazâsı ve keffâret orucu.

      Vâcip Oruç: Bozulan nâfile orucun kazâsı ve adak orucu.

      Sünnet Oruç: Muharrem ayının 9′uncu günüyle beraber Âşûre günü yâni 10′ncu günü tutulan oruçtur.

      Mendûp Oruç: Her aydan tutulan 3 gün oruç. O üç günün “eyyâm-ı biyz” yani Arabî ayın 13,14,15 inci günleri olması da mendûptur.

      Nâfile Oruç: Şu zikrettiğimiz oruçlardan başka mekruh olmayan oruçlar nâfiledir.

      Mekruh Oruç: Yalnız âşûre gününde (dokuzuncu veya onbirinci günü ile beraber olmadan) tutulan oruçtur. Ramazan bayramının birinci, kurban bayramının 1, 2, 3 ve 4′üncü günleri oruç tutmak tahrîmen mekruhtur.


        Oruç Ayrıca İki Kısımdır

      1. Geceden niyet icap eden oruçlar: Ramazanın kazâsı, nâfileden bozulan ve gününe gün tutulan oruç, keffâret oruçları, zamanı belli olmayan nezir oruçları. Bunlarda mutlaka geceden niyet şarttır.
      2. Geceden niyet icap etmeyen oruçlar: Ramazan ayında tutulan oruç, zamanı muayyen olan nezir ve nâfile oruçlar. Bunlara geceden niyet şart değildir. Gece niyet yapılabildiği gibi, gündüzün kaba kuşluğa kadar da niyet yapılabilir. Ramazan günlerinde ister mutlak oruca niyet edilsin, isterse nâfileye veya başka bir vâcipe niyet edilsin, oruç ramazan orucu olur.

        Orucu Bozup Sadece Kazâ İcap Ettiren Şeyler

      1. Oruç hatırında iken boğazına birşey kaçmak,
      2. Ağzına aldığı veya burnuna çektiği su boğazına kaçmak,
      3. Niyetin vakti geçip öğleden sonra niyet etmek,
      4. Unutarak yedikten sonra, orucu bozulmadığı halde herhangi birşeyi kasden yemek,
      5. Ağzına giren kar veya yağmur suyunu yutmak,
      6. İğne vurdurmak,
      7. Burnuna ilâç çekmek,
      8. Kulağına yağ akıtmak,
      9. Fecr-i sâdık doğmadığı zannı ile sahur yemek,
      10. Güneş battığı zannı ile iftar etmek,
      11. Kusmuğunu ağzından çıkarmayıp yutmak,
      12. Arkadaşının veya zevcesinden başkasının tükrüğünü yutmak,
      13. Kendi tükrüğünü dışarı çıkarıp sonra yutmak,
      14. Su veya yağ ile ıslanmış parmağını ayıp yerlerine sokmak,
      15. Dişi kanayıp kanı, tükrüğünden fazla veya tükrüğü ile müsâvi olduğu halde yutmak,
      16. Buhur yakıp, dumanını boğazına kaçırmak.

        Orucu Bozup Kazâ ve Keffâret İcâbettiren Şeyler

      1. Bilerek yemek-içmek
      2. Bilerek cinsî münâsebette bulunmak,
      3. Bilerek sigara içmek,
      4. Ermeni kili denilen toprağı veya çamurunu yahut yemeyi adet edindiği bir çamuru yemek,
      5. Gıybet ettikten sonra (orucu bozuldu diye) bilerek orucu bozmak,
      6. Hanımının veya sevdiği bir kimsenin tükrüğünü yutmak,

      Yukarıda sayılanlardan birini yapan kimse bozduğu orucu kazâ eder ve keffâret olarak da ara vermeden iki ay oruç tutar.


        Oruçluya Mekruh Olan Şeyler

      1. Zaruretsiz bir şey tatmak,
      2. Zaruretsiz bir şey çiğnemek,
      3. Önceden çiğnenmiş ve tadı kalmamış bir sakızı çiğnemek,
      4. Öpmek,
      5. Kişinin eşiyle sarılması ve kucaklaşması,
      6. Tükrüğünü ağzında biriktirip yutmak,
      7. Kan aldırmak.

        Orucu Bozmayan Şeyler

      1. Unutarak yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmak,
      2. Dokunmak ve oynaşmak veya öpmek ile değil de sırf bakmak veya düşünmekle meni gelmesi,
      3. Uyurken ihtilam olmak,
      4. Meni gelmeksizin öpmek,
      5. Delirmiş olarak sabahlamak,
      6. Ağza gelen balgamı yutmak,
      7. Burnuna inen akıntıyı yutmak,
      8. Kulağına su kaçmak,
      9. Dişleri arasında kalan nohuttan küçük bir şeyi yemek,
      10. Elinde olmayarak çok dahi olsa kusmak.
      11. Sürme çekmek,
      12. Gıybet etmek,
      13. Göze ilaç damlatmak

      Gönderildi Hayatın İçinden, Ne, Nedir?, ilmihal | Yorum Yok »

      Hoş geldin Ey “onbir ayın” sultânı…

      Gönderen Editör on 13th Eylül 2007

      Bu yazı toplamda 28, bugün ise 2 kez görüntülendi

      Ramazanı Şerifin Fazileti

      İbn-i Huzaeyme, Selman-ı Pâk (R.a)’dan naklediyor:  Resulullah (s.a.v.) Şâban ayının son gününde bize hitap etti  ve şöyle buyurdu:

      “Ey insanlar! Büyük mübarek bir ay size geliyor. Öyle bir ay ki onda bin aydan hayırlı bir gece vardır. Allah o ayın orucunu farz kılmıştır. Kim o ayda iyilikten bir hasletle (Allâh’a) yaklaşırsa onun dışında farzı yerine getiren kimse gibi olur. Kim onda farz edâ eders, onun dışında yetmiş farz edâ eden gibi olur.  O, sabır ayıdır. Sabrın sonu cennettir. Yardımlaşma ayıdır onda mü’minlerin rızkı artar. Kim bir oruçluya iftar ettirirse, günahlarını affettirir, boynunu ateşten kurtarır. onun sevabından birşey eksilmezken kendisi de aynı sevabı alır.”

          Dediler ki : ” Yâ Resulullâh! Hepimiz oruçluya iftar ettirecek birşey bulamıyoruz.” Bunun üzerine Resulullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: ”

      Hz. Allah bu bu sevabı, bir hurma veya su içirmekle veya su karıştırılmış sütle oruçluya iftar ettirene de verir. O öyle bir aydır ki; başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden azat olmaktır. Kim bu ayda köye veya cariyesinin işini hafifletirse, Allâhü teâlâ onu affeder ve cehennemden azat eder.”

      Şu dört hasleti mümkün olduğunca çoklaştırın. Bunlardan iki hasletle rabbinizi hoşnut edersiniz, ik ihaslete de siz muhtaçsınız. Rabbinizi hoşnut kıldığınız iki haslet: Allah’tan başka ilah olmadığına  şehadet etmeniz ve ondan bağışlanma dilenmenizdir.  Muhtaç olduğunuz iki haslet de;Allah’tan cenneti istemek ve cehennemden ona sığınmanızdır. Kim oruçlu birine su içirirse; Allah’ta ona benim havzımdan içirir ki, o cennete girinceye kadar susamaz.”

      Enes (r.a) : Ramazân yaklaştığında Resulullâh (s.a.v) bize akşam namazında kısa bir konuşma yaptı ve.ç

          “Size Ramazân geliyor. Siz de onu karşılayınız. Dikkat edin! Ramazânın ilk gecesinde ehl-i kıbleden hiç kimse kalmaksızın hepsi bağışlanır.” buyurdu..

      Gönderildi Hayatın İçinden, Ne, Nedir? | Yorum Yok »

      BERÂET GECESİ

      Gönderen Editör on 27th Ağustos 2007

      Bu yazı toplamda 29, bugün ise 2 kez görüntülendi

      Hakk Celle ve Âlâ Hazretleri bu gecenin, içinde Kur’ân-ı Azîmüş-şan’m nazil olduğu ve emr-i ilâhi ile, olacak şeylerin tayin olunup hükme bağlandığı mübarek bir gece olduğunu beyan buyurmaktadır. (Du-han: 3-4)

      Şaban-ı Şerifin onbeşinci Berat gecesinde, o sene cereyan edecek bütün hâdiseler Levh-i mahfuz’dan dünyâ semâsına indirilip, vazifeli meleklere teslim ediliyor.

      Şöyle ki; kâtip melekler bu geceden gelecek senenin aynı gecesine kadar olacak hâdiseleri birer birer defterlere yazarlar. Kimlerin zengin veya fakir, aziz veya zelil olacakları, başa gelecek ibtilâlar, rızık-lar, ölümler, doğumlar, hülâsa bütün işler ilm-i ilâhiden topluca meleklere yazdırılır ve hükme bağlanır. Kadir gecesinde ise vazifeli meleklere teslim edilir. Rızıkların dağıtımı ile ilgili defter Mikâil -aleyhisselâm- a, amellerle ilgili defter İsrafil -aleyhisselâm-a, zelzelelerle harplere ait olan nüsha Cebrail -aleyhisselâm-a, .musibetlere ve ecellere ait olan ise Azrail -aleyhisselâm-a tevdi olunur. Böylece her müvekkil melek vazifesini bilmiş oluyor. Bu mevzuda Ibn-i Abbas -radıyallahü anh- Hazretlerinden bir rivayette Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyorlar:

      «Hazret-i Allah Şaban ayının yarısı gecesinde, olacak şeylerin hükümlerini verir. Kadir gecesinde ise onları vazifeli meleklere teslim eder.» Kur’ân-ı Kerim de bu gecede Levh-i mahfuz’dan topluca dünyâ semâsına nazil olmuş, Kadir gecesinde ise âyet âyet yeryüzüne indirilmeye başlamıştır.

      Bu kadar faziletleri topladığı için çok mübarek ve çok kıymetli bir gecedir. Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz bu gecenin ulviyetini bize şöyle haber veriyorlar:

      «Şaban ayının onüçüncü gecesi idi. Cebrail -aleyhisselâm- bana gelerek ‘Ya Muhammed* dedi ‘kalk teheccüd vaktidir, ümmetin hakkında muradının hâsıl olması için Allah’a dua etmenin zamanı geldi.

      Peygamber Efendimiz kalktı ve o geceyi ibâdetle geçirdi. Tanyeri ağarırken Cebrail -aleyhisselâm- geldi ve dedi ki ‘Ya Muhammd! Haz-ret-i Allah ümmetinin üçte birini sana bağışlamıştır.’ Seyyid-i Kâinat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz ağladı ve ‘Yâ Cebrail! Kalan üçte ikisinin durumu ne oldu?’ diye sordu. O da ‘Bilmiyorum’ diye cevap verdi.
      Şabanın ondördüncü gecesi yine geldi ve aynı şeyi söyledi. ‘Ya Muhammed kalk ve leheccüd namazı ile meşgul ol!’ Peygamber Efendimiz de sabaha kadar ibadetle meşgul oldu. Fecir vaktinde Cebrail -aleyhisselâm- yine geldi. ‘Hazret-i Allah ümmetinin üçte ikisini sana bağışlamıştır/ buyurdu. Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz yine ağlayarak ‘Kalan üçte birinin durumunu’ sordu. O da ‘Bilmediğini’ söyledi. Nihayet Şaban-ı şerifin onbeşinci Berat gecesi Cebrail -aleyhisselâm- gelerek ‘Müjdeler olsun Yâ Muhammed! Şirk koşanların dışında Hazret-i Allah bütün ümmetini sana bağışlamıştır. Başını göğe kaldır, bak ne göreceksin.’ buyurdu.

      Resûl-i Ekrem -sallailahü aleyhi ve sellem- Efendimiz başını kaldırınca gördü ki semâvâtın bütün kapıları açılmıştır. Dünya semasından arşa kadar sıralanan bütün melekler secdeye kapanmışlar, üm-met-i Muhammed’in,-sallallahü aleyhi ve sellem- günahlarının affedilmesi için dua ediyorlar. Gökyüzünün her kapısında bir melek durmaktadır. Birinci kapıda duran melek ‘Bu gece rükûya varanlara müjdeler olsun!’ diye sesleniyor. İkinci kapıda duran melek ‘Bu gece secde edenlere müjdeler olsun!’ diye sesleniyor. Üçüncü kapıda duran melek ‘Müjdeler olsun bu gece Hazret-i Allah’ı zikredenlere.’ diye sesleniyor. Dördüncü kapıda duran melek ‘Bu gece Rabb’isine dua ve niyazda bulunanlara müjdeler olsun!’ diye sesleniyor.

      Beşinci kapıda duran melek ‘Bu gece haşyetullahtan ağlayanlara müjdeler olsun!’ diye sesleniyor.

      Altıncı kapıda duran melek ‘Müjdeler olsun bu gece hayırlı amel işleyenlere!’ diye sesleniyor. Yedinci kapıda duran melek ‘Müjdeler olsun bu gece Kur’ân-ı Kerîm okuyanlara!’ diye sesleniyor ve nidasına devam ediyor: ‘Bir şey istiyen yok mu, dilediği verilsin? Dua eden yok mu, duası kabul edilsin? Tevbe eden yok mu, tevbesi kabul edilsin? Günahlarının affını dileyen yok mu, günahları bağışlansın?’

      Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -saUaUahü aleyhi ve sellem- Efendimiz sözlerine devamla buyuruyorlar ki: «Bu gece havanın kararmasından fecrin tuluûna kadar rahmet kapıları ümmetim üzerine açık kalır ve Hazret-i Allah ‘Kelp kabilesi’nin koyunlarının tüyleri sayısından daha çok kimseleri cehennemden azad eder.» (îbn-i Mâce)

      Cenâb-ı Hakk’ın bütün günahkâr kullarını bu gece affettiği halde; şirk koşanlara, kavgacı kinci olup müslümanlar arasına nifak sokanlara, büyücülere, falcılara, devamlı içki içenlere, faiz yiyenlere, zina edenlere, ana-babasına asî olanlara bu gece rahmet nazan ile bak* mayacağı bir başka Hadîs-i Şerifte rivayet edilmiştir. Bir Hadîs-i Şerifte de şöyle buyruluyor:

      «Şaban-ı şerif ayının yarısı gecesi olunca, onu İbadetle geçirin, gününde de oruç tutun. Zira Hakk Celle ve Âlâ Hazretleri o gece güneşin batmasından itibaren dünya semâsına rahmetiyle tecelli edip, buyurur ki:

      ‘Yok mu benden mağfiret dileyen, onu affedeyim! Yok mu nzık isteyen, onu mıhlandırayım! Bir musibete uğrayan yok mu, onu kederden kurtarayım! Yok mu şunu isteyen, yok mu bunu isteyen!’

      Bu ilâhi sesleniş sabaha kadar devam eder.» (Tirmizî)

      Rahmet ve mağfiretin yaygın tecellisinden dolayı bu geceye «Ley-let-ül Berat» yani kurtuluş gecesi adi verilmiştir. «Gecesini ibadetle gündüzünüzü oruçla geçirin» buyrulduğuna göre, demek ki uyunacak bir gece olmadığı anlaşılıyor. Hadîs-i Şerifler gösteriyor ki, fazilet derecesi idrâkimizin üstünde olan mübarek gecelerin içinde bulunuyoruz.

      Yapılan duaların da reddedilmeyeceğini Abdullah îbn-i Ömer -radıyallahü ânh- Hazretlerinden rivayet edilen bir Hadîs-i Şerifte Seyyid-i Kâinat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyorlar:

      «Beş gece vardır ki, o gecelerde yapılan dualar geri dönmez:
      1. Receb’in ilk gecesi,
      2. Şaban’ın yarısı gecesi,
      3. Cuma geceleri,
      4. Ramazan Bayramı gecesi,
      5. Kurban Bayramı gecesi.»


      Rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı, kaldırılan ellerin boş çevrilmeyeceği böyle mübarek bir geceye bizi erdiren Allah’ımıza hamd ü senalar olsun.

      Cenâb-ı Hakk bu gecenin ulviyetini Hazret-i Isa -aleyhisselâm- a da haber vermişti.

      Hikâye olunur ki Hazret-i İsa -aleyhisselâm- birgün dağlarda gayet güzel yeşilliklerin arasında dolaşırken gözü beyaz bir kayaya ilişir. Kayanın güzelliğine hayran olur. Tam bu sırada Cenâb-ı Allah vahiy yoluyla «Yâ isâ! Sana bundan daha güzelini göstermemi ister misin?» diye sorar. O da «istemez olur muyum!» buyurur. O büyük kaya birden yarılır ve içinde ibâdet etmekte olan ak sakallı bir zât ile bir zeytin ağacı görülür.

      Hazret-i îsâ -aleyhisselâm- merak eder, o ağacın neyin nesi olduğunu ve kaç yıldır ibâdet ettiğini sorar. Nur yüzlü ihtiyar da «O zeytinlerle sene boyunca karnını doyurduğunu, tam dörtyüz yıldır o mağarada kaldığını, bütün vakitlerini ibâdetle geçirip, bir kere bile insanların arasına karışmadığını» söyler.

      Bu manzaraya çok sevinen, adetâ iftihar edip göğsü kabaran Hazret-i îsâ -aleyhisselâm-a Cenâb-ı Hakk vahiy yoluyla tekrar hitap eder:

      «Yâ Isa! Bu kadar senedir durmadan ibâdet eden bu zatla iftihar etmekte haklısın. Fakat senden sonra Muhammed -sallallahü aleyhi ve sellem- adında bir peygamber göndereceğim. (Ona bir berat gecesi vereceğim ki, ümmeti arasında bu geceyi ibâdet ve taatla geçirenler, nezdimde.senin ibâdetine hayran olduğun sofudan daha hayırlı olacak.

      Dünyâ meşgalelerini bu günlerde biraz’ azaltalım. Çok çok oruç tutalım, Salat ü selâm getirelim, teşbih namazını da ihmal etmeyelim.

      Allah’ımız Habib-i Ekrem’inin -sallallahü aleyhi ve sellem- yüzü suyu hürmetine, sevgililerinin ve bu gecenin yüz suyu hürmetine bizi rızâsı dâiresine aldığı kullarından etsin.
      (amin)


      Berâet gecesinde 100 rek’atlı hayır namazı vardır ki, kılan kimse o sene ölürse, şehitlik mertebesine nâil olur.

      Namaza şöyle niyet edilir:


      „Yâ Rabbî, niyet ettim senin rızâ-i şerîfin için namaza. Beni afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne mazhar eyle. Kasvet-i kalbden, dünya ve âhiret sıkıntılarından halâs eyleyip süedâ defterine kaydeyle, Allâhü Ekber“

      Her rek’atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 10 İhlâs-ı şerîf okunur. İki rek’atte bir selâm verilerek 100 rek’atte tamamlanır. Her rek’atte 100 İhlâs-ı şerîf okumak sûretiyle 10 rek’at olarak da kılınabilir.

      Namazdan sonra, (Hz. Allâh’ın HÛ ism-i şerîfinin ebced hesâbına göre adedi olan) 11 şey, (TÂHÂ’nın ebced hesâbıyla adedi olan) 14 kere okunur. (TÂHÂ Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz’in ismidir.)

      Okunacak olanlar:

      İstiğfâr-ı şerîf: 14 kere
      Salevât-ı şerîfe: 14 kere
      Fâtiha-i şerîfe (besmeleyle): 14 kere
      Âyetü’l-Kürsî (besmeleyle): 14 kere
      „Lekad câeküm…“ (besmeleyle): 14 kere [2]
      14 kere „Yâsîn“ dedikten sonra 1 Yâsîn-i şerîf [3]
      İhlâs-ı şerîf (besmeleyle): 14 kere
      „Kul eûzu birabbil-felak…“ (besmeleyle): 14 kere
      „Kul eûzu birabbin-nâs…“ (besmeleyle): 14 kere

      14 kere:

      سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ

      Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym

      Salevât-ı şerîfe (Salât-ı Münciye okumak efdaldir): 14 kere

      Bunlardan sonra duâ yapılır.

      Gönderildi En Güzel Duâlar, Hayatın İçinden, Ne, Nedir? | 1 Yorum »

      Resûlullâh (S.a.v) Efendimiz’e Salavât

      Gönderen Editör on 18th Ağustos 2007

      Bu yazı toplamda 35, bugün ise 2 kez görüntülendi

      Her müslümanın Peygamber Efendimiz (S.a.V) üzerşne Salavat-ı şerife okuması bir vazifedir. Allah-u Teâlâ Ahzâb Sûresi’nin 56. Ayetinde meâlen, “Muhakkak ki Allah-u Teâlâ ve melâikesi o nebiye Sâlât ile ikramda bulunurlar. Ey iman edenler, haydin ona teslimiyet ile salât ü selâm getirin..” buyurmuştur. Resulullah Efendimiz (S.a.V) de “Ben kimin yanında anılırsam üzerime salevât getirsin. Kim bana bir salevât getirirse Allahü Teâlâ bu salevatına mukabil o kimseye on ihsanda bulunur., on günahını siler ve derecesini on kat yükseltir. ” buyurmuştur.

       

      Salevât-ı şerife bir ibadettir. Onunla Allahü Teâlâ’ya yaklaşılır.

       

      Yukarıda beyan olunan ayet-i keriede emrolunduğu için her müslümanın ömründe bir kere Peygamber Efendimiz (S.a.V) ‘e salevât okuması bil-ittifak farzdır. Bir mecliste Peygamber Efendimiz (S.a.V)’in ismi geçtiği zaman salevat okumak vaciptir. Aynı mecliste Peygamber Efendimiz (S.a.V) ‘in ismi tekrarlansa tekrar salevat okumak mustehaptır. Bütün namazların son oturuşunda, sünnet-i gayri müekkedelerin ve dört rekat kılınan bütün nafile namazların ilk ve son oturuşunda teşehhüdden sonra ve cenaze namazının ikinci tekbirinden sonra salevâtı şerife (Allahümme Salli, Allahümme Barik) okumak sünnettir. Bir mâni yoksa her zaman salavât okumak müstehaptır.

       

      Cuma günü ve gecesi, cumartesi, pazar ve perşembe günlerinde salevât okumak müstehaptır. Sabah, akşam, mescide girerken ve çıkarken, Peygamber Efendimiz (S.a.V)’in kabrini ziyaret ederken, Safâ ve Merve’de, cuma hutbesi ile sair hutbelerde, ezandan sonra, kamet edilirken, dua ederken, duanın başında, ortasında ve sonunda, kunut duasından sonra, hacda telbiyeyi bitirdikten sonra , bir yere toplanınca ve dağılırken, abdest alırken, kulak çınlarken, bir şeyi unuttuğu vakit, vaaza başlarken, ilim okurken, derse başlarken, hadis-i şerif okumaya başlarken ve bitirirken, suâl ve fetva yazarken, kız isterken, kitap yazarken,

      Gönderildi Hayatın İçinden, Ne, Nedir? | Yorum Yok »

      Mirac Kandili

      Gönderen Editör on 10th Ağustos 2007

      Bu yazı toplamda 42, bugün ise 2 kez görüntülendi

      Mi’rac Gecesi

      Receb’in 27′nci gecesi yani 26’sını 27’sine bağlayan gece “Mi’rac gecesi”dir. Bu gecede yatsıdan sonra 12 rek’at Hâcet namazı kılınır. Her rek’atte Fâtiha’dan sonra 10 İhlâsı şerîf okunur ve 2 rek’atte bir selâm vermek sûretiyle kılınır. Namazdan sonra:

      4 Fâtiha-i şerîfe,

      100 defa:

      “Sübhâne’llâhi ve’l hamdü lillâhi ve lâ ilâhe ille’llâhü vallâhü ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyi’l azıym.”

      100 defa da:

      “Estağfiru’llâhe’lazıym ve etûbü ileyk.”

      100 defa salevât-ı şerîfe okunur.

      Yukarıda târif edilen namaz 12 rek’at yerine 100 rek’at da kılınabilir.

      Gönderildi En Güzel Duâlar, Hayatın İçinden, Namaz | Yorum Yok »

      Alışverişte Aldatma

      Gönderen Editör on 8th Ağustos 2007

      Bu yazı toplamda 29, bugün ise 2 kez görüntülendi

      Müslüman her işinde olduğu gibi alışverişinde de dürüst olmalıdır. çok para kazanmak hırsıyla kimseyi aldatmamalı, sattığı malın kusurunu gizlememeli, eline fırsat geçerse piyasa değerinden fazlaya satmamalı, kalitesiz bir malı kaliteli diye satmamalıdır.

      Başkasının maluının değerini düşürmek için kötülememelidir. Bütün bunlar aldatmadır ve haramdır.

       Malın iyisi ile kötüsünü karıştırmak da haramdır.
      Resulullah Efendimiz (S.a.v) “Bizi aldatan bizden değildir.” buyurmuştur. Aldatılan taraf  ister satan, ister satın alan olsun; eğer alışverişte gabn-i fahiş (fahiş aldatma) varsa tek taraflı olarak alışverişi bozabilir.

      Bir malın rayiç değerinden yüksek satılmasına veya düşük alınmadına (gabn) denir. Bunun kabul edilebilir miktarına (gabn-i yasir), normal kabul edilmesi mumkun olmayacak miktarda fazla olanına da (gabn-i fâhiş) denir. Bu miktar ticarette yirmide bir, hayvanatta onda bir, gayri menkulde beşte bir olarak belirlenmiştir.

       Alışverişte gabn-i fahiş bulunursa karşı tarafın cayma hakkı vardır. Kusuru söylenmeden satılan malı, satın alanın da geri verme hakkı vardır. Tüccar ve sair insanlar nazarında malın kıymetini düşüren şey, o malda kusurdur. Bir kimsenin “bu malı ben nasıl olsa satacağım, insanlar bunu benden almaya mecbur.” diye değerinden fazlaya satması veya “falan kimse çok sıkışmış, malını satmaya mecbur kalmış, bunu benden başkası almaz” diye değerinden ucuza alması caiz olmaz, kul hakkıdır.


       

      Gönderildi Hayatın İçinden, Ne, Nedir? | 1 Yorum »

       
      | Kuran |ihya | Molla Cami | Süfli | Zehirli OK | Sağlık | Rüya Tabirleri | Kitap| KevSerim |