Bana çenesi ile bacağı arasını koruma konusunda garanti verene, ben de cenneti garanti veririm [H.Ş.]
Currently Browsing: Belgeseller

Vahdettin Han’ın Kuva-yı Milliye’yi destekleyen hatt-ı hümayunu

İşte Vahdettin’in Kuva-yı Milliye’yi destekleyen hatt-ı hümayunu

2006 yılında bir çağrıda bulunmuştum bu köşeden. Gelin, demiştim, Milli Mücadele’nin Sivas’ta çıkan ilk yayın organı “İrâde-i Milliye” gazetesinin tamamını yeni harflere çevirip yayımlayalım. Doğrusu gösterdiğiniz alaka, heyecan aşılıyor meyus kalbime. Hâlâ cevap verenler, hazır olduklarını söyleyenler oluyor.

Şimdi size ve o gönüllülere buradan duyurmak boynumun borcu oldu: Çağrımız Sivas’ta yankılandı ve bir grup öğretim üyesi elbirliği etmek suretiyle 40 kadar “İrade-i Milliye” nüshasını Latin harflerine çevirdiler, Sivas Belediye Başkanı Sami Aydın Bey’in destekleriyle Buruciye Yayınları tarafından Osmanlıca orijinaliyle birlikte 2007 yılında yayınlandı. Yani eksik de olsa bu ilk resmi yayın organının bir koleksiyonuna sahibiz. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Keşke diğer gazete koleksiyonları da aynı bahtiyarlığı yaşayabilse.

Yine de bir iki noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Birincisi, kronik problemimiz olan ciddi okuma hataları. En basiti, kapı, eşik anlamına gelen ‘südde’ kelimesinin ısrarla ‘sedde’ yazılması (msl. s. 19) ya da “istiksâratımızın” (s. 159) kelimesinin doğrusunun “istiksar etmezler” olması gibi. Bunlar ufak tefek kusurlar gibi görünüyor ama yapılan işin önemi karşısında daha ciddi olunması gerekirdi.

Toplam Okunma 1485 Bugün Okunma 3

Ayasofya’nın İbadete Açılan Bölümü

Ayasofya’nın İbadete Açılan Bölümü

Kulağa hoş geliyor görünse de, bir milletin kendi tarihinde bocalayışını gösteren ve Batı’nın yüzyıllar öncesine dayanan kuyruk acısının, “çağdaşlık”la paketlenip, “medeniyet ve hoşgörü” tabağıyla önümüze servis yapıldığının güzel bir numunesi…

Kendi tarihimizi, yine kendimize kısıtlayışımızın hazin öyküsüdür bir nevi… Başlı başına bir “ibadethane” olan mekânın, bir “bölümle” sınırlandırılıp toplumsal manifestonun sesini kesme çabası… Açlıktan ağlayan çocuğun, susması için birkaç kırıntıyla yetindirilmeye çalışılması… Tabi tüm bunlara karşılık milletimizin, âfâki ve enfüsî tefekkürden uzak, imanından bîhaber ve yaşantısı da hasbelkader olunca, sonucun da bu şekilde olması kaçınılmaz oluyor.

(daha fazla…)

Toplam Okunma 1980 Bugün Okunma 6

Tarihi Bulgar Şehri

İdil Nehri’nin Kama Nehri ile birleştiği yerin 30 km aşağısındaki taş harabele eski büyük Bulgar şehrinin kalıntılarıdır. Bu şehir, ismini Tatarların ecdâdı olan Bulgar isminden almıştır. Bulgarlar 9 – 11. yüzyıllarda Orta İdil ve Kama’nın aşağı taraflarında yaşamışlardır. Fıkıh kitaplarımızda da “Bilad-ı Bulgar” ismiyle girmiştir.

Halen orada Bulgar isimli bir köy bulunmaktadır.  Bu şehrin yerinde şimdi, yıkık kaleler, ev ve bina temelleri kalmıştır.


Bulgar pâdişahları, Bağdat’a halife el-Muhtedirbillah Câfer’e mürâcaat etmişler, içlerinde Seyahatnâmesi ile meşhur İbn-i Fazlan‘ın bulunduğu elçi heyeti 922 (H.309) de Bulgar şehrine geldiler.

Bulgar Hanı Almış, hâlifeye tam bağlı olduğunu bildirmiş ve devletin resmi dininin İslâm olduğunu ilan etmiştir. Tarihi kaynaklarda İslam dinini kendi isteğiyle kabul eden İlk Türk devleti’nin Bulgar Devleti olduğu yazılıdır.

Bulgar Hanı isminin Câfer, babasının ismini de Abdullah olmasını istemiş ve adı hutbelerde de bu şekilde okunmuştur.


(daha fazla…)

Toplam Okunma 2107 Bugün Okunma 4

İstanbul’un Fethine Mânevi Ricalin Yardımı


Silsile-i Sâdât-ı Nakşibendiye’nin on sekizinci halkası, Ubeydullah-ı Ahrâr Hazretleri’nin torunu Hâce Muhammed Kasım anlatıyor: “Ubeydullah-i Ahrâr Hazretleri bir gün, Öğlenden sonra, aniden atının hazrılanmasını istedi ve binip Semerkand’dan süratle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da ona tabi olup takip ettiler. Biraz yol aldıktan sonra Semerkand’ın dışında Abbas Sahrası’na doğru atını hızla sürdü. Mevlâna Şeyh adında tanınmış bir talebesi, bir müddet daha onu takip etti. Bu talebesi gördüklerini şöyle anlattı: ” Hâce Ubeydullah-ı Ahrâr Hazretleri ile sahraya vardığımızda, atını sağa sola sürmeye başladı. Sonra birdenbire gözden kayboldu. “

 

Ubeydullah-ı Ahrâr Hazretleri daha sonra evine döndüğünde, talebeleri nereye ve niçin gittiğini sordular. O da, Türk sultanı Muhammed Han, kâfirlerle harb ediyrodu. Benden yardım istedi. Ona yardıma gittim. Allah-ü Teâlâ’nın izniyle gâlip geldi, zafer kazanıldı.” buyurdu. Hâce Muhammed Kâsım, babası Hâce Abdülhâdi’nin şöyle anlattığını nakletmişti: “Bilad-ı Rum’a (Anadolu’ya) gittiğimde, Fatih Sultan Mehmed Han’ın oğlu Sultan Bayezid Han, bana babam Ubeydullah-ı Ahrâr’ın şemailini tarif etti ve:

 

“O Mübârek zatın beyaz bir atı var mı idi?” diye sordu. Ben de tarif ettiği bu zatın babam Ubeydullah-ı Ahrâr olduğunu ve bazen ona bindiğini söyledim. Bunun üzerine Sultan Bayezid Han “Babam Fatih Sultan Mehmed Han bana şöyle anlattı: İstanbul’un Fethinde muhasaranın en şiddetli bir anında, Şeyh Ubeydullâh Hazretleri’nin imdadıma yetişmesini istedim. Şu vasıfta ve şu şekilde ve beyaz bir atın üstünde bir zat hemen yanıma geldi ve bana “Korkma!” buyurdu. Ben de ” Nasıl korkmayayım, bir türlü kale düşmüyor” dedim. Elbisesinin yeninden bakmamı söyledi. Baktım, büyük bir ordu gördüm. ” İşte bu ordu ile sana yardıma geldim. Şimdi sen falan tepenin üzerine çık, üç defa kös vurdur ve orduna hücum emri ver.” buyurdu. Emirlerini aynen yerine getirdim O da bana gösterdiği ordusuyla hücuma geçti. Böylece düşman hezimete uğradı ve İstanbul’un fethi müyesser old. (Osmanlı Tarihi, Çamlıca)

Toplam Okunma 1616 Bugün Okunma 4

Çanakkale Savaşı’nın Simgesi (denen) Fotoğraf bir yalan!


Fotoğraftaki kişilerin Bolu’nun Elmalık Köyü’nden İbrahim Bayseç ile Niyazi Yıldırım oldukları, İzmir’deki Çiğli Havaalanı’nda 1930′da işçi olarak çalışırken Alman bir pilot tarafından fotoğraflarının çekildiği ortaya çıktı. CHP Bolu İl Teşkilatı’nın geçen yıl bastırdığı afişlerde babasının fotoğrafını görünce şaşıran 65 yaşındaki Seyran Bayseç, “Babamın o fotoğraf ile savaşın simgesi haline geldiğini öğrendim. Ancak babam 1911 doğumlu. Yani Çanakkale Savaşı başladığında 4 yaşındaydı. O fotoğraf babam Çiğli Havaalanı’nda işçi olarak çalışırken çekilmiş” dedi.

Çanakkale Savaşı’nın simgesi olarak partilerin, dernek ve odaların, birçok resmi ve özel kurumların afişlerinde kullandığı fotoğrafta yırtık kıyafetleri, ayakkabısız halleriyle gazete ve televizyonlara konu olan, Çanakkale Savaşı’nda vatanı için savaşan askerler lanse edilen kişilerin Bolu’nun Elmalık Köyü’nde oturan İbrahim Bayseç ile Niyazi Yıldırım oldukları ortaya çıktı.

Bayseç ve Yıldırım’ın, İzmir Çiğli Havaalanı’nda işçi olarak çalışırken bir Alman pilota poz verdikleri, pilotun torununun geçen yıllarda fotoğrafı internette satışa çıkarması üzerine fotoğraf Çanakkale Savaşı ile simgeleşti.

CHP AFİŞİNDE BABASINI GÖRDÜ

CHP Bolu İl Teşkilatı’nın seçim propagandası çalışmaları kapsamında bastırdığı afişlerde babasının fotoğrafını görünce şaşıran 3 çocuk babası müteahhit Seyran Bayseç, partiye giderek fotoğrafı nereden bulduklarını sordu.

Fotoğrafın Çanakkale Savaşı’nın simgesi olduğu cevabını alınca şaşkınlığı artan Seyran Bayseç, “Babam Çanakkale Savaşı’nda 4 yaşındaydı. Nasıl böyle bişey olabilir?” diyerek şaşkınlığını söyledi.

FOTOĞRAF ÇİĞİLİ HAVAALANINDA ÇEKİLDİ

Bolu Dağı eteğinde bulunan Elmalık Köyü’nde yaşayan Seyran Bayseç, babasının 1982′de, Niyazi Yıldırım’ın ise 1994′te köyde hayatlarını kaybettiğini söyleyerek, fotoğrafın öyküsünü şöyle anlattı:

“Babamın o dönemde 4 yıl süren askerliği yapmak üzere gitmesinden yaklaşık 1 yıl önce yani 1930 yılında İstanbul- Ankara tren hattını döşemek için bizim köye Alman bir ekip gelmiş. Köyde 2-3 ay kalmışlar. Ancak Bolu Dağı’nı geçemeceyeceklerini anlayınca vazgeçmişler. Köyden giderken de ‘Bizimle çalışmak ister misiniz?’ diyerek 12 kişiyi yanlarında götürmüşler. Onların içinde babam ve fotoğrafta yanında bulunan Niyazi Yıldırım da varmış. Çiğli Havaalanı’nda çalışmışlar. Ancak, paralarını alamamışlar. 10 kişi köye dönmüş. Babam ve Niyazi amca da 6 ay çalıştıktan sonra paralarını alamayınca köye dönmek için şantiyeden çıkmışlar. O sırada bir Alman pilot fotoğraflarını çekmiş. Babam ve Niyazi amca köyümüze ancak bir ayda gelebilmişler. Babam sağken, bize bu fotoğraftan söz ederdi. ‘Bir Alman bizim fotoğrafımızı çekti’ derdi.”

“YANLIŞI DÜZELTMEK İÇİN ÇALIŞTIM”

Çanakkale Savaşı’nda babasının 4 yaşında olduğunu kaydeden Seyran Bayseç şöyle devam etti:

“Benim babam Çanakkale harbine katılmadı. Parti afişinde babamın fotoğrafını görünce, bu yanlışlığı düzeltmek için çaba harcadım. Bir televizyon programına katılmak istedim. Ancak, programa kabul edilmedim. Bana fotoğrafın bu şekilde kullanılması nedeniyle mahkemeye başvurmamı söylediler. Ben de ‘Neden mahkemeye başvurayım?’ dedim. Ben babamın fotoğrafının bu şekilde kullanılmasından rahatsız değilim. Ancak bunun doğrusunu da ortaya çıkarmak istiyordum. Genelkurmay Başkanlığı’ndan babamın nasıl bir asker olduğunun ortaya çıkarılmasını istedim.

Böylece, o fotoğrafın Çanakkale harbinde çekilmediğini kanıtlayacaktım. Çünkü babam İzmir’den geldikten kısa bir süre sonra askere gitti. Askerliği’ni Siirt’te yaptı. Orada ‘Dersim ayaklanmasının’ bastırılmasında görev aldı. Babam, başarılı bir askerdi. Hatta 4 yıl sonra askerden gelince Bolu Alay Komutanlığı’nda başarısından dolayı mükafatlandırılmıştı. Niyazi amca da babamla aynı dönemde yaptı askerliğini. Ama bildiğim kadarıyla o Adapazarı’nda yaptı.”

Annesi ve babasının birlikte çekilmiş fotoğrafını gösterip, iki fotoğrafı karşılaştıran Seyran Bayseç, “Babam iki fotoğrafta da aynı pozu vermiş. Bu iki fotoğrafa baktığınızda, o fotoğraftaki kişinin babam olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz” dedi.

Toplam Okunma 2808 Bugün Okunma 5

Osmanlı’nın Amerika’yı Vergiye Bağlaması

Birleşik Amerika 1783′te denizlerde müstakil bayrak gezdirmeye başlamıştır. 25 Temmuz 1785′te Boston Limanı’na kayıtlı, kaptan Isaak Stevens’in idâresindeki Maria ismindeki ilk Birleşik Amerika gemisi Cezayir korsanları tarafından Cadiz açıklarında zapt edildi.
1793 Ekim ve Kasım aylarında Birleşik Amerika’nın 11 gemisi daha Türkler tarafından zaptedildi. Kongre 17 Mart 1794 celsesinde, Türk korsanlarına karşı koyacak güçte harp gemileri imal edilmesi veya satın alınması için başkan George Qashington’a yetki verdi. Türk korsanları sayesinde Birleşik Amerika donanmasının temelleri atılıyordu.

Fakat Birleşik Amerika, Cezâyir donanması ile başa çıkamayacağını çabuk anladı ve Cezâyir’le anlaşmayı tercih etti. 21 Safer 1210 (5 Eylül 1795) muahadesi ile Birleşik Amerika, Cezâyir’deki esirlerin idaresi ve gerek Atlantk’te, gerek Akdeniz’de Birleşik Devletler’in sancağı’nı taşıyan hiç bir gemiye dokunulmaması karşılığında 642.000 altın dolar ve yılda 12.000 Türk altını (216.000 dolar) ödeyecekti.

22 maddelik Türkçe muâhadeye, George Washington ve Beylerbeyi Hasan Dayı (Paşa) imzâ koydular.  Böylece Birleşik Amerika yıllık vergiye bağlanmış oldu.  Bu, 2 asırlık Birleşik Amerika tarihinde  yabancı bir dille imzalanan tek anlaşma olduğu gibi, yabancı bir devlete  vergi (muâhade metninde Türkçe seneviyye) ödemenin kabul edildiği tek Amerikan vesikasıdır.

Toplam Okunma 1212 Bugün Okunma 4

Sayfa 1 / 212