SeymaPortal

“Dışımız Halk ile, İçimiz Hak ile”

  • Her canının istediğini yemen, israftandır [H.Ş.]
  • Güzel Resimler

      En Beğenilenler

        Google Reklamı

        Googleda Ara


      Arşiv Mart, 2008

      Mesh Nedir? Nasıl Yapılır?

      Gönderen Editör on 30th Mart 2008

      Mesh nedir Nasıl Yapılır?

      Meshin farzı, mestin ön kısmından üç serçe parmağı kadar bir yeri ıslatmaktır. Sünnet üzere yapılan mesh ise, ıslatılan el parmaklarını açarak, ayağın ucundan itibaren mestin koncuna doğru çekmektir.

      Mestler Üzerine Mesh

      Erkek ve kadın müslümanlar için, mestler üzerine meshetmek câizdir.

      Bunun için şu şartlar gereklidir:

      1. Mestler, abdestli iken giyilmiş olmalıdır.
      2. Mestler topuklarla birlikte ayakları örtmeli ve en az 12 bin adım yürünebilecek vasıfta olmalıdır.
      3. Mestlerin hiç birinde, (ayak parmağının en küçüğü ile) üç parmak miktarı delik ve yırtık bulunmamalıdır.
      4. İçine kolayca su almayacak şekilde ve bağlamak-sızın ayakta duracak kadar kalın olmalıdır.
      5. Mest giyilecek ayağın ön kısmından, en az üç el parmağı genişliğinde bir yer bulunmalıdır. (Bir ayağı kesilmiş ve sadece topuğu kalmış bir kimse, diğer ayağına da meshedemez).
      Meshi Bozan Şeyler
      1. Mestin ayaktan çıkması,
      2. Mestler ayakta iken, ayaklardan birinin ekserisinin ıslanması,
      3. Mesh müddetinin dolması. (Mest giyen kimse seferî değilse, mestini giydiği andaki abdestinin bozulmasından itibaren 24 saat, seferî ise 72 saat mesheder.)

      Ayrıca, abdesti bozan her şey meshi de bozar. Bu sebeple, mestin müddeti henüz bitmemişse yeniden alınacak abdestte mestlere yeniden mesh yapılır.

      Sargı ve Yara üzerine mesh

      Bir uzvun çıkması, kırılması veya yaralanması halinde üzerine sargı yahut alçı sarılsa, o uzvu yıkamak mahzurlu ise sargının çoğu üzerine meshedilir. Eğer mesh de zarar verecek olursa, mesh de yapılmaz.

      Sargının mest gibi bir zamanı yoktur. Özür devam ettikçe meshedilmeye devam edilir. Abdestli olarak sarılması şart değildir. Meshedildikten sonra sargı açılsa veya düşse, yahut mevcut sargı üzerine ikinci bir sargı bağlansa, meshi yenilemek icap etmez.

      Toplam Okunma 278 Bugün Okunma 0

      Gönderildi Gusül ve Abdest, Ne, Nedir?, ilmihal | Yorum Yok »

      Teyemmüm Nedir? Nasıl Yapılır?

      Gönderen Editör on 30th Mart 2008

      Teyemmüm Nedir?

      Teyemmüm, Abdest almak veya gusletmek için suyun bulunmaması veya kullanılamaması hâlinde, hangi maksatla teyemmüm edeceğine niyet edip ellerini toprak cinsinden bir şeye iki defa vurarak, birincide yüzünü, ikincide dirseklerine kadar ellerini meshetmektir.

      Teyemmümün Farzları

      Teyemmümün farzı ikidir:

      1. Niyet,
      2. İki darp (vurmak) ve mesh.

      Teyemmüm Nasıl Yapılır

      Bir müslüman gusletmek, yahut abdest almak için su bulamazsa veya bulduğu suyu kullanmasına hastalığının şiddetlenmesi, düşman tehlikesi vesâire gibi ciddî bir mâni mevcutsa, niyet ederek toprak cinsinden bir şeyle teyemmüm eder.

      Şöyle ki; Niyet edip Eûzü -Besmele çekerek bir defa ellerini toprak veya toprak cinsinden bir şeye vurup ileri-geri sürter. Onunla yüzünü mesheder. İkinci defa ellerini aynı şekilde vurup, ileri - geri sürter. Evvelâ sağ, sonra sol kolunu mesheder.

      Teyemmüm alırken parmaktaki yüzüğün çıkartılması yüzüğün yerinin de meshedilmesi ve parmak aralarının hilâllenmesi zarûrîdir.

      Toplam Okunma 285 Bugün Okunma 0

      Gönderildi Ne, Nedir?, ilmihal | Yorum Yok »

      Hatm-i Enbiyâ - Hatmi Enbiya nasıl yapılır?

      Gönderen Editör on 19th Mart 2008

      Hatm-i Enbiyâ yapmak için, önce 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 İhlâs-ı şerîf okunur.

      Sonra:

      اَعُوذُ بِاللهِ السَّمِيعِ الْعَلِيمِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ

      „Eûzu billâhis-semî’ıl-alîmi mineş-şeytânir-racîm. Rabbi eûzu bike min hemezâtiş-şeyâtıyn. Ve eûzu bike rabbi en yahdurûn“

      Şu âyet-i celîle okunur ve buna göre hareket edilir:

      بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
      يَآ اَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
      صَدَقَ اللهُ الْعَظِيمُ

      „Bismillâhir-rahmânir-rahîm. Yâ eyyühellezîne âmenusbirû ve sâbirû ve râbitû vettekullâhe lealleküm tüflihûn. Sadekallâhül-azıym“

      Bundan sonra şu sıraya göre hatme devam edilir:

      بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
      اِنَّ اللهَ وَمَلاَئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِىِّ يَآ اَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
      صَدَقَ اللهُ الْعَظِيمُ

      „Bismillâhir-rahmânir-rahîm. İnnallâhe ve melâiketehû yüsallûne alen-nebiy. Yâ eyyühellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ. Sadekallâhül-azıym“

      100 defa: Salevât-ı şerîfe,
      500 defa:

      رَبَّنَا ظَلَمْنَا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ

      „Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ ve in lem tağfir lena ve terhamnâ lenekûnenne minel-hasirîn“
      100 defa: Salevât-ı şerîfe,
      100 defa: Salevât-ı şerîfe,
      500 defa:

      رَبِّ اَنِّى مَسَّنِىَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

      „Rabbi ennî messeniyed-durru ve ente erhamür-râhimîn“
      100 defa: Salevât-ı şerîfe,
      100 defa: Salevât-ı şerîfe,
      500 defa:

      لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَالِمِينَ

      „Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minez-zâlimîn“
      100 defa: Salevât-ı şerîfe,
      100 defa: Salevât-ı şerîfe,
      500 defa:

      لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ

      „Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym“[4]
      100 defa: Salevât-ı şerîfe,

      okunur.

      Sonra duâ yapılır.

      Toplam Okunma 424 Bugün Okunma 3

      Gönderildi En Güzel Duâlar, Ne, Nedir? | Yorum Yok »

      Hızır’ın (a.s) duası

      Gönderen Editör on 13th Mart 2008

      Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) ‘in amcası oğlu ve damadı, müslümanların dördüncü halifesi hz. Ali (k.v) şöyle anlatmıştır:

      - Ben kâbe’de tavaf ederken biriyle karşılaştım. Kâbe’nin örtüsüne yapışmış: ” Ey herşeyi işiten, her isteyenin istediğiniz bilen, ey ısrar edenlerin ısrarından rahatsız olmayan Allah’ım. Beni affın ve rahmetinin tatlılığı ile rızıklandır“. diye dua ediyordu.

      Bende: “- Ey Allah’ın kulu, sözünü bir defa daha bana tekrar edermisin?” dedim.
      O Zât: “- Sen benim söylediğimi işittin m? ” dedi.

      Ben onun Hızır olduğunu anlayıp:

      “-Hızır (a.s)’ın nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, herhangi bir kul, bu sözleri her farz namazın peşinden söylerse onun günahları bağışlanır..” dedim.

      Toplam Okunma 352 Bugün Okunma 2

      Gönderildi En Güzel Duâlar, Hızır (a.s) | Yorum Yok »

      Bir Üniversite Talebesine Nasihatler

      Gönderen Editör on 11th Mart 2008

      Adapazarılı bir zat olan Osman Eslek, Ziraat Fakültesi’ne devam ettiği yıllarda, Süleyman Efendi (k.s) Hazretleri’nin yanında ve himayesinde bulunuyordu. Süleyman Efendi(k.s)‘nin, akrabalarından olan bu genç talebeye, beş maddelik bir nasihati vardır ki, bütün üniversite talebelerinin hatta tüm Müslümanların dikkatle öğrenmek ve uyması gereken düsturları ihtiva etmektedir.

      Süleyman Efendi Hazretleri(k.s), nasihatleri sıralamadan önce de “Evladım, bu beş hususa riayet edersen, hem cemiyette itibarın hem de âhirette yerin iyi olur.” buyurmuşlardır. Beş maddede toplanan bu güzel nasihatler, şöyledir:


      1- Allah yolunda ol, dosdoğru ol, verdiğin sözün eri ol. Evladım, ağzın laf ediyorsa, dilinle doğru ol, sözünle doğru ol. Sana inanan kişilere karşı sözünden cayma. Eğer sözünü tutarsan “söz” olur ve seni cennete götürür, tutmazsan “köz” olur. Elinle doğru ol. Kolunu, muzırda değil; yardım işinde kullan. Tartıyla iş yapıyorsan terazinde, ölçüyle iş yapıyorsan metrende ve litrende doğru ol. Doğrunun doğruluğu bütün sülâlesine akseder, hepsini hayra götürür.


      2- İnsanları sev ve kimseyi kendinden alçak görme. Tevazu sahibi ol, zira en hâlis ziynet alçak gönüllülüktür. Mütevazı olan kimse, en güzel ziyneti takınmıştır. Kimseyi kendinden aşağı görme. Hayatta haset etmeden say, kıskanmadan sev. Bazı insanlar, başkasındakini istemez. Öyle olma. Gıpta et; fakat haset etme. Zira Allah’ın huzuruna fesatla çıkılmaz. Memur olduğun zaman sana gelen vatandaşlara sakın yüksekten bakma, yanına geleni ayakta bekletme. Yanında, daima bir sandalye bulundur ve oturtuver. Biraz dinlendirdikten sonra hâlini sor, işini hallet. Sakın ha, “Bugün git yarın gel.” deme! İşini, o gün bitir. Eğer öyle yapmazsan on parmağım yakanda olacaktır. Eğer memursan ve başında müdürün varsa, haset etmeden say, kıskanmadan sev. İnsanlar muhteliftir. Bazısı daha kabiliyetli, bazısı daha yakışıklıdır. “Ben niye onun yerinde olmayayım” deme, elindekinden de olursun. “Allah bana bir verirse, arkadaşıma, komşuma iki versin” diye düşünürsen, seninki üç olur. Eğer arkadaşın veya komşun böyle düşünmüyorsa, onunki ikide kalır. Senden daha iyi hizmet edecek olan varsa, makamını ona ver. İşte vatanperverlik budur.


      3- Çalışkan ol, üretici ol. Zira Peygamber Efendimiz “Çalışmak ibadettir” buyuruyor. Evladım, alın teri olmadan hiçbir şeyin kıymeti bilinmez. Tarlanı ek, mahsulünü al, komşuna ver, ağaç dik… Sadaka–i cariye, iyi evlat yetiştirmek, ilmî eser bırakmak ve ağaç dikmektir ki, ağaç dikmek en efdalidir. Bunun için biz, heykel dikmeyeceğiz, yeşil ağaç, yeşil abide dikeceğiz. Canlı ağaçlar yetiştireceğiz.


      4- Bildiğini öğret, temiz ol ve temizliğinle örnek ol. Münevver kişi, münevvir kişi demektir. Öyleleri var ki, üç fakülte bitirir de, hasedinden, kıskançlığından (dolayı) hiçbir şey öğretmez. Gerçek münevver, bildiğini yapan ve öğreten kişidir. Temizlik ibadettir ve imanın yarısıdır. Eğer sokakta birisi hata yapmışsa (yola pislik atmışsa), sen onu ayağının ucu ile örtüver…


      5- Günde en az bir kişiye iyilik et, gönlünü al. Çünkü cennetin yolu, gönül almaktan geçer. Gönül almak, cennetin Firdevs kapısını açmaktır. Bu beş maddenin en kolayı, fakat en “içten geleni” de budur. Bir gönül kazanmak, 40 vakit namaza bedeldir. Bir gönül kırmak ise, 40 vakit namazın sevabını kaybettirir. Ben sabahları kalkarken, “Ey Allah’ım, bana, bugün bir kişiye iyilik yapmak nasip eyle” diye dua ederim. Evden çıktığında veya eve dönerken karşından gelen ilk kişiye selâm ver. Onun vermesini beklersen olmaz, evvela sen ver. İşte o zaman, o da sana karşılığını verecektir. Veren el, alan elden, sunan gönül, alan gönülden azizdir…

      Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) Hz.’lerinden Evlatlarına Bazı  Nasihatler

      Allah kerimdir amma kuyusu da derindir. İp ve kova olmayınca su çıkmadığı gibi, nur ve feyz de çıkmaz.

      Atom’un arz üzerinde müddet-i te’siri elle sene olduğu gibi, decâcilenin bu ümmet üzerinde müddet-i fesâdı dahi elli senedir.

      Benim evlatlarıma Tarih öğrenmek farzdır.

      Benim evlatlarım, bildiğinin âlimi, bilmediklerinin tâlibidirler.

      Benim evlatlarımın her biri bir Süleyman’dır. Ben daha yüz sene yaşayacağım.

      Benim evlatlarım, Yusuf (a.s.) güzelliğindedir.

      Ben size “eceztü” dediğim zaman sizler alim olmadınız, ilmin anahtarlarını almış oldunuz. Bu aldığınız anahtarla Anadolu’ya gidecek, büyük büyük kitapları açacaksınız ve onun içindeki hakikatleri Ümmet-i Muhammed’in evladına anlatacaksınız.

      Ben şu denî dünyayı, evlâtlarımın kirli tırnağına değişmem.

      Bir meşaiyyun var, bir de işrakiyyun var. İşrakiyyun: Önce inanıyor, sonra hikmetini araştırıyor. Meşaiyyun bunun zıddıdır. Kainatı inceler Allah’ı bulur. Bizim sûfî mezhebimiz işrakiyyun üzerine kurulmuştur. Zahirilerle farkımız; biz cevizin içini, onlar kabuğunu yerler.

      Biz akla ve zekâya kıymet vermeyiz. Salıverdin mi evinin yolunu bulabilecek kadar aklı olsun kâfidir.

      Biz Cenab-ı Hakk’ın ahirette bize vereceği selahiyetle, mahşer halkına şöyle dürbünle bakacak, kimin bize bir merhabası, ilgisi, sevgisi, alakası, Allah yolunda bir hizmeti varsa hepsine şefaat edecegiz.

      Biz, terakkî anlarında çürükleri terkederiz. Asker de harekât ânında hastaları bırakır. Bununla beraber, nâdim olup dönenler, kabul olunur.

      Bize gelinceye kadar bütün piran, bu alemden giderken, kendilerinden sonra, kendileri gibi yetiştirdikleri birisini vazifelendirerek bu alemden gitmişlerdir. Yalnız bana mahsus olmak üzere ben bu alemden gittikten sonra benim tasarrufum daha 40 yıl devam edecektir.

      Bize şemsî tecellî verildi. Hangi yöne nazar ettiysem, orası ihyâ oldu.

      Bizim bu alemde bir tek işimiz var. O da yavrularımızın kalblerine Allah (c.c) ve peygamber (s.a.v) sevgisi ile iman ve İslam nurunu yerleştirmektir.

      Bu dinin garip anlarında hizmet gören, saltanatını sürmeden ölmez. Benim kardeşlerim fukara olmayacak.

      Bu dünyanın cefâsından sefâsına sıra gelmez, gâfil olmayın, ilme çalışın, geçen günler geri gelmez.

      Ders okuturken takıldığınız bir yer olursa, orada fazla durmayın. Nasıl ki etrafı kazılan bir ağaç kolayca devrilirse, evveli ve âhiri anlaşılan kitabın da ortasını anlamak kolaylaşır.

      Dışımız halk ile, içimiz Hak ile…

      Din asıl, dünya ve siyaset fer’idir. Dünya ve siyaset dinin inkişâfına alet olabilir. Fakat din, dünya menfaat ve siyasetine âlet olamaz. Âlet edenlere lanet vardır.

      Dinamitle su içinde ölen balıklar haramdır. Gayr-i merzuk olanları da mahvettiğinden bu işte hayır yoktur, hadiseler zuhur eder.

      Edep, akıl ve şeriata muvâfık hâl ve harekete denir.

      Ey İslâm Cemaatı! Biz hayatta olduğumuz müddetçe, Resûlullâh’ın eshâbına yalan isnadında ve iftirada bulunulabileceğini mi zannediyorsunuz? Böyle bir zanna kapılmayınız, çünkü biz hayattayız.

      Göz ve kan verip almakta mahzur yoktur. Zira aza-yı ârıziye olup, aza-yı asliyyeye tabidir. Yani, kötüye kullanılırsa mesuliyeti alan kimseye aittir.

      Her yerde birlik ve beraberlik lazımdır. Muvaffak olmak için her hususta ittifak etmeli ve dayanışmayı asla elden bırakmamalıdır. Çünkü Allah’ın nusreti, maddi ve manevi yardımı cemaat ile beraberdir. Toplu çalışanlar bunun semeresini kısa zamanda elde ederler.

      Hizmet muvaffak olsun da, varsın bizim yerimiz caminin pabuçluğu olsun.

      Hulûs-i kalble tahsil olunan ilim, ayn-ı ibâdettir.

      İlim, muhabbet, kâmil itikad ve havf isyâna mânidir.

      İlim, nûr-ı ilâhidir. İnsan ise kovan. Kirli bir kovanda arının durmadığı gibi, isyan ve zulmetle kirlenmiş vücud ve kalbde de ilim durmaz.

      İlim vukuata tabidir. Vukuat ilme tabi değildir. Ve herkesin işi kendi efal-i ihtiyarisine bağlıdır.

      İlmin farz-ı ayın olduğu bu günde, sekiz saatten aşağı ders okumak kâfî gelmeyecek.

      İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkî es-Serhendî hazretleri, „Ben nefsin ne kadar büyük bir düşman olduğunu, ancak onyedi senede öğrenebildim“ buyurmuşlardır.

      İmansız ve zındıklaşmış din düşmanlarının aleyhinde konuşmak, gayret-i diniyyeden olduğu için gıybet değildir.

      İnsan bilmediğinin düşmanıdır. Nurdan haberi olmayan, ondan zevk almayan insan, nurun düşmanı olur.

      İnsan gibi, ilminde anâsırı erbaası vardır; ağızdan öğrenmek ve anlatmak, gözünden görmek, kulağından işitmek, eliyle yazmakla beraber, kalbiyle de feyz-i ilâhiyi çekecek.

      İnsanlarla iyi geçininiz. Kimseyi darıltmayınız. Günün birinde araba kaldırmaya olsun, yarar.

      İttika; iman ile küfürden, ibadet ile isyandan, füyüzat-ı ilahi ve rabıta ile de gafletten muhafaza etmek manasınadır.

      Kâinatı saran karanlığı kaldırma zamanı gelip de, ezelî hüküm icâbı ins ü cinnin nebîsi, Habîbü Rabbi’l-Âlemin Kur’ân-ı Kerim’le gönderilip âleme safâ verdiği gibi o Resûlullâh’ın hususî yaratılmış vârisleri de, ilâ yevmi’l-kıyam devam edecek olan dîn-i mübîni, binlerce belâya katlanarak yılmadan yürütecekler.

      Kalemsiz talebe, kurşunsuz avcıya benzer.

      Maşayı ateşe koyup çekmekle ısınmaz, beklerse ateş gibi olur, dersler de böyledir. Az okumaktan istifade o kadar olur.

      Meyve veren ağaca kuru denilmediği gibi, eseri devam eden zevata da ölü denmez.

      Râbıtaya ehil olmayanlara ilim öğretmek harâminin eline kılıç vermek gibidir. Fuyûzât-ı ilâhiden mahrum olduklarından öğrendikleri ilmi dünya menfaatine âlet ederler.

      Rütbesi yüce olan kimselerin, kendilerinde cemal sıfatı galip olduğundan kafir ve asilere helak değil, hidayet diler. Ehl-i küfrün kâffeten helak olup cehenneme gitmesinde fayda yoktur. Enbiya-yı mürselîn insanların hidayeti için gönderildiler, helakı için değil.

      Sahâbi: Resülullah (s.a.v)’in daire-i imkan ve daire-i emkine-i külliyenin tamamını kendi letaifinden nazar ederek, seyr-i sülûkunu bir anda itmâm ettiği kişi demektir.

      Sihir, insanın nefsindeki habâseti, başka bir habâsete bağlayarak, bir başkasına havâle etmektir.

      Süleyman aleyhisselâm, „Yalnız başına bir orduyu mağlup etmek ne kadar zor ise, nefs-i emmâreyi mağlup etmek ondan daha zordur“ buyurdular.

      Tarîk-i Nakşî; rabıta yolu, enbiya ve mürselîn yolu, ârifler, kâmiller, sıddîklar yoludur. Tarîk-i müşahede ve tarîk-i şühuddur.

      Tırnağını şu dünyaya değişmediğimiz bir evlâdımız için, küre-i arzın altı üstüne gelse, bir şey lâzım gelmez.

      Varis-i Muhammedî ve sahib-i zamanın sonuncusu, sâdât-ı kiramdan olup bu devlet Türkiye’ye ihsan olunmuştur. İmam-ı Rabbanî (k.s.) Hindistan’da, Hz. Şah-ı Nakşibend ve Mevlana Siracüddin Buhara’da, son sahib-i zaman da Türkiye’de zuhur etmiştir. Cümlesi sâdâttan (altun silsileden) olup bu tarik-i âlinin yüceliğine şehadet eder. Irk ve milliyet gözetmeden Hindistan, Pakistan ve Buhara’dan emanet-i kübra, ilahi irade icabı Türkiye’ye intikal etmiştir.

      Yâ Rabbî! Dünyayı kalbime koyma, elimden de alma!

       

       

      Toplam Okunma 254 Bugün Okunma 0

      Gönderildi Hayatın İçinden, Kıssadan Hisse | Yorum Yok »

      Osmanlı’nın Amerika’yı Vergiye Bağlaması

      Gönderen Editör on 5th Mart 2008

      Birleşik Amerika 1783′te denizlerde müstakil bayrak gezdirmeye başlamıştır. 25 Temmuz 1785′te Boston Limanı’na kayıtlı, kaptan Isaak Stevens’in idâresindeki Maria ismindeki ilk Birleşik Amerika gemisi Cezayir korsanları tarafından Cadiz açıklarında zapt edildi.
      1793 Ekim ve Kasım aylarında Birleşik Amerika’nın 11 gemisi daha Türkler tarafından zaptedildi. Kongre 17 Mart 1794 celsesinde, Türk korsanlarına karşı koyacak güçte harp gemileri imal edilmesi veya satın alınması için başkan George Qashington’a yetki verdi. Türk korsanları sayesinde Birleşik Amerika donanmasının temelleri atılıyordu.

      Fakat Birleşik Amerika, Cezâyir donanması ile başa çıkamayacağını çabuk anladı ve Cezâyir’le anlaşmayı tercih etti. 21 Safer 1210 (5 Eylül 1795) muahadesi ile Birleşik Amerika, Cezâyir’deki esirlerin idaresi ve gerek Atlantk’te, gerek Akdeniz’de Birleşik Devletler’in sancağı’nı taşıyan hiç bir gemiye dokunulmaması karşılığında 642.000 altın dolar ve yılda 12.000 Türk altını (216.000 dolar) ödeyecekti.

      22 maddelik Türkçe muâhadeye, George Washington ve Beylerbeyi Hasan Dayı (Paşa) imzâ koydular.  Böylece Birleşik Amerika yıllık vergiye bağlanmış oldu.  Bu, 2 asırlık Birleşik Amerika tarihinde  yabancı bir dille imzalanan tek anlaşma olduğu gibi, yabancı bir devlete  vergi (muâhade metninde Türkçe seneviyye) ödemenin kabul edildiği tek Amerikan vesikasıdır.

      Toplam Okunma 238 Bugün Okunma 1

      Gönderildi Belgeseller, Ne, Nedir? | Yorum Yok »

      www.esenyurtweb.com www.esenyurtonline.comwww.esenyurtunsesi.com

       
      | Kuran |ihya | Molla Cami | Süfli | Zehirli OK | Sağlık | Rüya Tabirleri | Kitap|