Yabancı kadını görüp, azab-ı ilahiden korkarak, başını ondan çevirene Allahü teâlâ ibadetin tadını duyurur [H.Ş]


Müslümanların Cemiyet İçindeki Vazifeleri

Komşu Hakkına Riâyet

Âile ve akrabalarımızdan sonra bize en yakın olan komşularımızdır. Komşu hakkını son derece gözetmek; elimizle, dilimizle ve diğer hareketlerimizle onları katiyyen rahatsız etmemek gerekir. Çünkü Peygamber Efendimiz: „Bana Cebrâil komşu hakkı hususunda o kadar çok tavsiyelerde bulundu ki, nerede ise komşuyu komşunun malına vâris kılacak sandım“ buyurmuşlardır.


Müsâfire Karşı Vazifelerimiz

„Her kim ki Allâh’a ve âhiret gününe imân ederse müsâfire ikram etsin” buyuruyorlar. Ayrıca müsâfir, geldiği yerde yokluk ve darlığa sebep olmayıp, bil’âkis bereket ve bolluk vesilesi olacağını beyanla “Müsâfir geldiği eve on nasibi ile gelir. Birini yer, dokuzu orada kalır” buyuruyorlar. Evleri ve imkânları müsait olan müslümanların, islâmî hususlara riâyet ederek, müsâfire ikramda bulunmaları çok önemli vazifelerdendir.


Diğer İctimâî Vazifelerimiz

a) Başkalarının haklarını tanımak ve hiç kimseye zarar vermemek, nâmus ve müllk haklarına riâyet etmek,
b) İyilik yapmak, kimseye haset etmemek,
c) Başkaları ile istihzâ ve alay etmemek,
d) Başkalarının ayıplarını ortaya çıkarmamak.

Toplam Okunma 283 Bugün Okunma 0

Nefs-i Emmâre

Nefs-i Emmâre


İnsanda iki ruh vardır: Birine ruh-i hayvânî denir ki, bu Cenâb-ı Hakkın celal sıfatının tecellîsi ile yaratılmıştır. Birine de ruh-i sultânî denir. O da Cenâb-ı Hak’kın cemâl sıfatının tecellîsi ile yaratılmıştır . Beden ülkesinde bu iki padişahın birer veziri ile birer şeyhülislâmları vardır ki, vücüt iklimini onlarla idare ederler. Ruh-i hayvanînin veziri aklı maâş ve mercii (danışmanı), Şeytan’dır. O, Şeytanlarla istişâre eder. Ruh-i sultanînin de veziri aklı maâd ve şeyhulislâmı melektir. O da onlarla istişare eder. Ruh-i hayvanînin zevki, yiyip içmek, giyip kuşanmaktır. Yani zâhirde insana lezzet verecek ne varsa onların hepsinden safâ ve kuvvet bulup, ruh-i sultanîye galip gelir. Ruh-i sultanînin zevki, zikir, fikir , ibâdet ve Allâh’ın emirlerine itâat ve yasaklarından kaçınmaktır. Ruh-i sultanî, işte bunları yapmakla ruh-i hayvanîye galip gelir.

 

Yukarıda anlatıldığı gibi, bunlar vücutta hükmederler. Birinin sıfatı diğerinin sıfatına zıt olduğu için daima birbirleriyle muhârebe ve mücâdele ederler. Ruh-i hayvanînin aslı “emmâre bissüü” dür. Yani mübâlağa ve şiddetle kötülüğü emredicidir. Ona “nefis” ismi verilir. İşte bu sıfat Cenâb-ı Hakkın celal sıfatının mazharıdır ki, daima hakkın rızâsına muhalif şeylerden lezzet ve kuvvet bulur.

 

Ruh-i sultanînin asıl sıfatı sâfiyedir. Ona sıfat-ı insan ismi verilir. (İnsan bu sıfata sahip olduğu zaman kamil insan olur.) Bu sıfat Cenâb-ı Hakk’ın cemâl sıfatının mazharıdır ki, daima Cenâb-ı Hakkın rızâsındadır ve ondan bir adım ayrılmak istemez. Bu sebeble, bu iki sıfat birbirine tamamen zıt olup, vücut ülkesinde muhârebe ederler.

 

Meselâ, bir vücutta ruh-i sultanî ruh-i hayvanîye galip olmayıp, ruh-i hayvanî kendi haline bırakılırsa, sıfatı emmârelikte kalır. Zamanla ruh-i hayvanî ruh-i sultanîye galip olur ki, o kimse hayvan gibidir. Belki daha alçak olup “hasireddünya vel âhireh” (Dünya ve ahıreti hüsranda) kalır. Amma, ruh-i sultanî, ruh-i hayvânîyi kendi hâline bırakmayıp, her an mücâhede ve muhârebe ederse, o zaman ruh-i hayvanîyi ister istemez kendine bağlar. Her emrine itaat ettirerek ilahî emri yerine getirmiş olur. İşte bu kimselerin kurtuluşa ereceği umulur. Fakat yine de düşmesinden korkulur. Çünkü nefsin hîlesi çoktur.“

Toplam Okunma 284 Bugün Okunma 0

Başlıca Büyük Günahlar

Başlıca Büyük Günahlar

  1. Allâh’a ortak koşmak,
  2. Adam öldürmek,
  3. Nâmuslu kimseye iftira etmek,
  4. Zina etmek,
  5. Harpten kaçmak,
  6. Sihir yapmak ve yaptırmak,
  7. Yetim malı yemek,
  8. Ana ve babanın, meşrû isteklerine karşı gelmek.
  9. Harem-i şerifte günah işlemek.
  10. Fâizcilik yapmak,
  11. Hırsızlık yapmak,
  12. İçki içmek.


Her ne kadar sayı itibâriyle büyük günahlar 12 ise de, ictihâden bu günahlardan biri kadar çirkin olan herhangi bir günah da büyük günahtır. Ayrıca devamlı yapılan küçük günahlar da büyük günah olur.

Toplam Okunma 373 Bugün Okunma 0

Sefer Bahsi

Sefer Bahsi


Sefer, karada deve ile veya yaya yürüyüşle onsekiz saatlik (bugünkü ölçü ile doksan kilometrelik), denizde ise altmış millik bir mesafeye gitmektir. Bu kadar mesafesi bulunan bir yere yolculuk yapana şer’an “müsâfir” denir. Hangi vasıta ile ve ne kadar kısa zamanda giderse gitsin, niyet edip yola çıkan kimse sefer hükümlerine tâbidir.

 

Müsâfir, köyün veya şehrin evleri hududunu çıkınca seferîdir. Ramazan ayı içinde bulunuyorsa oruç tutmayabilir. Tutamadığı günleri sonra kazâ eder. Bununla beraber sıhhatine zarar vermeyecekse, orucu tutması daha hayırlıdır.

Müsâfir dört rek’atli farzları iki kılar. Akşam namazının farzını vitir namazını ve dört rek’atli bütün sünnetleri kısaltmadan, tam olarak kılar.

 

Bir kimse dört rek’atli farzları, Seferî iken dört kılarsa hatâ etmiş olur. Bundan dolayı istiğfar etmesi lâzım gelir. Ayrıca selâmı tehir etmiş olduğundan dolayı sehiv secdesi icâbeder. Ancak seferî iken gittiği yerlerde, mukîm imama uyarsa imamla beraber tam kılar. Şâyet kendisi imam olursa iki rek’at kılar ve selâm verir. Kendisine uyan cemaat seferî ise imamla beraber selâm verir. Eğer cemaat seferî değilse, imam selâm verdikten sonra cemaat kalkar ve namazını tamamlar. Kıyâmda, isterse Fâtiha okur, isterse okumaz. Okumadığı takdirde okuyacak kadar bekledikten sonra rükû’a gider.

 

Yukarıda târif ettiğimiz müsâfir kimse, gittiği şehir veya köyde onbeş gün ikâmete (kalmaya) niyet ederse, müsâfirlikten çıkmış olur ve namazları tam kılar. Onbeş gün ikâmete niyet etmediği halde işinin tamamlanmaması gibi bir sebeple bugün çıkarım, yarın çıkarım diyerek aylarca, hattâ senelerce kalsa yine de sefer hükümlerine tâbidir.

(daha fazla…)

Toplam Okunma 360 Bugün Okunma 0

Süleyman Hilmi Tunahan Belgeseli

http://video.google.com/videoplay?docid=7616175712560570400

Toplam Okunma 1138 Bugün Okunma 0

Sayfa 4 / 41234