SeymaPortal

“Dışımız Halk ile, İçimiz Hak ile”

  • İslam garib olarak başladı, tekrar başladığı gibi garib hale dönecektir. Gariblere ne mutlu![H.Ş]
  • Güzel Resimler

      En Beğenilenler

        Google Reklamı

        Googleda Ara


      Arşiv Haziran, 2007

      BESMELENİN HİKMETİ

      Gönderen Editör on 28th Haziran 2007

      Bir zamanlar İstanbul’un Fatih semtinde Berber Ali isminde mütevazı bir amca yaşardı. Çocukları çok seven Ali Amca bu körpecik fidanlara elinden geldiğince, dilinin döndüğünce iman hakikatleri hakkında bilgiler verir hikayeler anlatırdı.

      Yaz tatili gelip, okullar kapanınca Ali Amcanın dükkânının önü çocuklarla dolardı.

      Ali Amca bir taraftan müşterilerinin traşını yaparken, bir taraftanda da göz ucuyla, “torunlarım” dediği çocukların oyunlarını izlerdi.

      Temmuz ayının sıcakları kendini göstermeye başladığında çocuklar sık sık evlerine su içmeye giderler ve sıcaktan etkilenmemeleri için anneleri uzun bir süre çocuklarını sokağa yollamazlardı.

      Çocukların içinde yaramaz olduğu kadar bir o kadar zeki olan Demet isminde bir çocuk vardı.

      Demet yine çok susamış, dili damağı kurumuştu. Eve gidip su içse annesi sokağa yollamayacak, arkadaşlarından ve oyunlardan mahrum kalacaktı.

      Hemen aklına Ali Amca geldi ve onun dükkânından su içmeyi düşündü.

      Demet, Ali Amcanın berber dükkânına gitti ve utangaç bir ifadeyle:

      — Şey … Biraz su içebilir miyim, diye izin istedi. Ali Amca:

      — İçebilirsin, ama bir şartım var, dedi. Demet, şartının ne olduğunu sordu.

      Su içmeden önce Bismillah, içtikten sonra şükür Allah diyeceksin, dedi Ali Amca.

      Demet:

      — Bundan kolay ne var, deyip suyu içti. Tabiî başta Bismillah, sonunda da şükür Allah demeyi unutmadı.

      Artık mahallenin çocukları eve gitme zahmetine katlanmıyor, Ali Amcanın dükkânından su içiyorlardı.

      Ali Amca dükkânından kapının önüne bir musluk bağlatmış ve su içen çocukları takip altına almıştı. Şartına uymayanlara:v

      — Bir daha su içirmem bak, Besmeleyi ve şük-retmeyi unutmayın, diyordu.

      Çocuklar bu şarta o kadar alışmışlardı ki, artık evlerinde su içmeden önce mutlaka “Bismillah”, içtikten sonra da “Şükür Allah” diyorlardı.

      Demet’in babası her akşam olduğu gibi, akşam yemeğinde içki içiyordu. Babası yudumlamak için kadehi kaldırmıştı ki, Demet hemen atıldı:

      — Baba dur bir dakika, Bismillah demeden içme.

      Babası her ne kadar:

      — Kızım, bu zıkkımı içerken Besmele söylenmez, dese de, Demet ısrarla babasına, Bismillah demesinin gerektiğini anlatıyordu.

      Artık her akşam bu hadise devam edince Demet’in babası evde içki içmekten utanır hâle gelmişti.

      Utancından evde içki içmiyor, içmeye dışarıda devam ediyordu.

      Aradan bir süre geçti. Ali Amca bir gün müşterisini traş ediyordu. İçeriye başörtülü bir kadın girdi.

      — Ali Amca, dedi. Sana teşekkür etmeye geldim.

      Traşı bırakıp kadına döndü. Şaşırmıştı. Bu kadın niçin teşekkür ediyordu?

      — Anlamadım, dedi. Ben ne yaptım ki?

      — Eşimi kurtardınız, dedi kadın.

      Meğer Demet’in babası, dışarıda bile içki içmeyi bırakmış ve namaza başlamış. Yıllardır eşinin içkiyi bırakması için yalvaran, gözyaşıyla dualar eden kadın, onun namaza başladığını görünce sevincinden ne yapacağını şaşırmış.

      Bunları dinleyince başını önüne eğip duygulanan Ali Amca, iyi niyetle yapılan küçük bir hizmetin bile ne büyük bir netice verdiğini görmüştü.

      — Şükürler olsun Rabbim, dedi. Ben sadece su ikram etmek istemiştim. Ama Sen, muhtaç bir kuluna, ebedî saadetin yolu olan hidâyeti ihsan ettin.

      Cengiz TAN

      Toplam Okunma 119 Bugün Okunma 2

      Gönderildi Kıssadan Hisse | Yorum Yok »

      Nikahın Hikmeti

      Gönderen Editör on 26th Haziran 2007

      Dünyanın Allahü Teala’nın takdir ettiği vakte kadar devamı insan neslinin devamına bağlıdır. Neslin bir intizam dâiresinde devamı ise ancak nikâh ile temin edilebilir.

       

      Gayr-i meşru birleşmeler, insanların birbirlerine zulmetmelerine, kanların dökülmesine, neseblerin kaybolmasına, beşeriyetin manevi helakına sebep olur, birçok şahsi, ictimai fesatlıkları celbeder. Bunlar Şu Şekilde hulâsa edilebilir:

       

      • Neseblerin bozulmasına ve yozlaşmasına sebep olur. Gayr-i meşru bir çocuk, şefkatli bir ana-babanın himayesinden, terbiyesinden mahrum bulunur. Bunun neticesinde çocuklar zâyi, nesiller munkati(kesilmiş) olur.
      • Böyle kadınlar birer erkeğe ait olamaz. Bu durumda anlaşmazlıklar çıkar,güçlü ve kuvvetli olanlar, istedikleri kadınları elde ederler. Bunun neticesinde insanlık umumi bir karışıklık içerisinde kalır.
      • Böyle kadınları her selim tabiatlı insan, çirkin görür, böyle kadınlar ile aile teşkil etmekistemez ve kadının hayatı mahvolur.
      • Bir kadın bir erkeğe ait olmadığı zaman insanlar, hayvanların seviyesine düşmüş olurlar
      • Gayr-i meşru münasebetler, kadınlar ve erkekler için bir felakettir. Kadınlar, erkeklerin yanlız nefislerini tatmin için yaratılmış değildir. Bu latif cinsin kendine has birtakım vazifeleri, hakları vardır. Bu vazifeler ve haklar ise ancak meşru surette birer aile teşkil etmeleri ile vücuda gelir.
      • Kadınlar ve erkekler arasında nikâhtan başka bir yol ile cinsi yakınlaşma, kadın ve erkeği aşağılar, birtakım hastalıkların zuhuruna, yayılmasına meydan verir ve neicede ictimai bozulmaya yol açar. Halbu ki Allahu Teâla’nın meşru kıldığı yollar, bu gibi ictimai afetlerin zuhuruna mani olmak, inaniyetin değerini yüceltmek içindir.

      Hasılı nikah; sünnet-i nebeviyedir. Bir kadınla nikahlanıldığında yaratılış olarak zayıf olan kadınları koruma altına alınmış olur. Aileler arasında yakınlık meydana getirerek yardımlaşmayı artırır, neticede ahlâklı, terbiyeli neslin yetişmesine, güzel ülfet ve muâşerete, vatana daha ziyade bağlılığa vesile olur.

      Toplam Okunma 60 Bugün Okunma 2

      Gönderildi Ne, Nedir? | Yorum Yok »

      Cihad Nedir?

      Gönderen Editör on 21st Haziran 2007

      Cihad, sırf Allâhü Teâlânın dinini yaymak için yapılan gayretlerdir. Müslümanlar her gün yerine getirmekle mükellef bulundukları ibâdet vazifelerinin yanında ayrıca cihadla da me’murdurlar.

       

      Bid’at ve bâtıllarla mücâdele etmek, îmanı ve ahlâkı kemiren şer cereyanların ortadan kaldırılması için malı, canı ve bütün varlığı ile çalışmak her müslüman için başlıca vazifedir.

       

      Cihad, ilâ-i kelimetillah için yapılır. Yâni kelime-i tevhidin nurunu yaymak, bu nurla müşerref olanların imânını küfürden korumak, bu nurla müşerref olmayanlara da bu nuru aşılamak için yapılır. Hak ile bâtıl çeşitli şekil ve sûrette dâimî mücâdele hâlinde olduklarından cihâd da her yerde, her zaman kıyâmete kadar vardır. Bu mücâdelede her müslüman hakkın ve haklının yanında yerini almakla hakkın zaferi küfrün de mağlûp edilmesi için bütün gücü ile uğraşmak ve çalışmakla vazifelidir.

       

      Cihadın bu şekli zâhirî olanıdır. Bir de bâtınî cihad vardır ki, bu da insanın kendi vücudundaki nefse karşı yaptığı cihattır. Bu ise cihatların en büyüğüdür.

       

      Peygamber Efendimiz’in cihadın ehemmiyetini bildiren mübârek hadislerinden bazılarının meâlleri:

       

      „Bir kimse Allâh yolunda cihad etmeyerek ve gönlünden cihâd etmeyi geçirmeyerek ölürse bir nevi nifak üzere ölür.“ Neûzübillâh

       

      „Cihâd, kadın ve erkek her müslümana farzdır.“

       

      „Cihâddan kaçan, müslümanım demesin.“

      Toplam Okunma 68 Bugün Okunma 1

      Gönderildi Ne, Nedir? | Yorum Yok »

      Tevbenin Kabul Olmasının Şartları

      Gönderen Editör on 21st Haziran 2007

      1. İnsan, işlediği günâhın zararını bilmelidir. Çünkü günah insanı dünya ve ahiret saadetinden uzaklaştırır.
      2. İnsan, işlediği günahlardan kalben elem ve pişmanlık duymalıdır.
      3. Bir daha günah yapmamağa kararlı olmalıdır. Bir günah işleyince hemen akabinde iyilik yapmalı, namaz kılıp istiğfar etmelidir. En büyük istiğfar tesbih namazıdır.

      Ayrıca hakkına tecâvüz ettiği kimselerle helâllaşmalıdır. Kalb gaafil ve günah yapmaya istekli olduğu halde sırf dil ile yapılan tevbe ve istiğfar faydasızdır.

      Toplam Okunma 104 Bugün Okunma 2

      Gönderildi ilmihal | Yorum Yok »

      Ümitsizlik Doğru Değildir

      Gönderen Editör on 21st Haziran 2007

      Emin de, yeis de küfürdür. Yâni, “Ben şu kadar hayırlar yaptım; artık Cennet’i kazandım” gibi inanç ve düşünce içinde olarak kendisini Allâh’ın gazabından emin kabul etmek, veya: “Ben bu kadar günahlar işledim. Cehennemi boyladım. Bana kurtuluş yoktur” gibi bir yeis (ümitsizlik) içinde bulunmak da küfürdür. Peygamberimiz: “Mümin, korku ile ümit arasında olacaktır” buyuruyor. Mü’min, Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinden dolayı ümit mevkiinde, kendi noksanından dolayı da korku mevkiinde olacak. Öyle ki, Cennet’e bir kişi girecek deseler, “Acaba ben miyim?”, Cehennem’e bir kişi atılacak deseler, “Acaba ben miyim?” diyecektir.

       

      Bir hadîs-i kudsîde Cenâb-ı Hakk: “Kulum bana bir karış gelirse ben ona bir kulaç varırım, kulum bana yürü-yerek gelirse, ben ona koşarak varırım” buyuruyor. Bu hadîs, Cenâb-ı Hakk’ın kendisinden af ve hidâyet isteyen kuluna af ve hidâyeti lütfetmekteki acelesinin ifâdesidir.

      Toplam Okunma 110 Bugün Okunma 0

      Gönderildi Köşe Yazıları | Yorum Yok »

      Günah Nedir?

      Gönderen Editör on 21st Haziran 2007

      Günah: Allâh’ın haram kıldığı herhangi bir şeyi yapmaktır.

      Günahlar iki Kısımdır:

      1. Büyük günahlar,
      2. Küçük günahlar.

      Başlıca Büyük Günahlar

      1. Allâh’a ortak koşmak,
      2. Adam öldürmek,
      3. Nâmuslu kimseye iftira etmek,
      4. Zina etmek,
      5. Harpten kaçmak,
      6. Sihir yapmak ve yaptırmak,
      7. Yetim malı yemek,
      8. Ana ve babanın, meşrû isteklerine karşı gelmek.
      9. Harem-i şerifte günah işlemek.
      10. Fâizcilik yapmak,
      11. Hırsızlık yapmak,
      12. İçki içmek.

      Her ne kadar sayı itibâriyle büyük günahlar 12 ise de, ictihâden bu günahlardan biri kadar çirkin olan herhangi bir günah da büyük günahtır. Ayrıca devamlı yapılan küçük günahlar da büyük günah olur.

      Günah Hastalığından Kurtulmanın İlâcı: Tevbe ve İstiğfar

       

      Maddî kirleri sabun ve su giderdiği gibi kalbi karartan, insanı cehennemlik yapan, mânevî hastalık ve kirleri de tevbe, istiğfar ve Allâh’tan korkarak gözlerden akıtılan nedâmet yaşları giderir.

       

      Doğuştan, insan gâyet temiz ve güzel yaratılmıştır. Peygamber Efendimiz, insan kalbinin fıtraten ayna gibi beyaz yaratılmış olduğunu beyân buyuruyor. İnsan, bu kalbi karartır, içine şüphe, vesvese, fitne, fesat, kin, intikam ve hased gibi zulmânî hisler doldurursa o insan korkunç bir hastalığa tutulmuştur. Bu hastalıktan kurtulamazsa Allâh korusun gideceği yer cehennemdir. Bu hastalıktan kurtulmanın çâresi de tevbe ve istiğfar etmek, ayrıca kalbinden kötü niyet ve hisleri atarak, pişmanlık gözyaşları dökmektir.

       

      İnsan günah kirlerinden temizlenmek için tevbe ve istiğfara devam etmelidir. Bilhassa gece yarılarında ve seher vakitlerinde namaz kılarak ve salevat-ı şerife ve dualar okuyarak Cenâb-ı Hakk’ tan af ve mağfiret dilemelidir.

      Toplam Okunma 72 Bugün Okunma 0

      Gönderildi Ne, Nedir? | Yorum Yok »

      www.esenyurtweb.com www.esenyurtonline.comwww.esenyurtunsesi.com

       
      | Kuran |ihya | Molla Cami | Süfli | Zehirli OK | Sağlık | Rüya Tabirleri | Kitap|