Biriniz kızdığında sussun. [H.Ş]


Muharrem Ayı ve Aşûre Günü

Vaiz: Hüseyin Kumaş
Konu: Muharrem ayı ve Aşure Günü Hakkında
Süre: 53 dakika

 

 

 

Toplam Okunma 62 Bugün Okunma 1

Yılbaşı Neyimiz Olur?

Yılbaşı neyimiz olur?
Ramazan bayramımız mı? Kandilimiz mi? Kurban bayramımız mı?

Biz, Muharremlerle, Martlarla başlayan yıllar da biliriz…
Ki, hiçbiri böyle şımarıklılıkla, böyle ayyaşlıkla, böyle kumarbazlıkla açılmazdı. Hepsi, efendi yıllardı.

Bu bahsi bu kadarla geçiyor ve Noel Baba‘ya geliyorum:

Memleketimize, herhalde, Beyoğlu’ndan gire, Haliç’i atlayarak Fatih’lere, Aksaray’lara, sonra Rumeli’ye ve Boğaz’ı aşarak, önce Kadıköy’lere, Moda’lara ve sonra Üsküdar’lara ve Anadolu’ya geçen bu bunak, neyimiz olur?: Babamız mı, dedemiz mi, amcamız mı, yoksa Avrupalılıktan pirimiz mi?

İstanbul’un Tepebaşı’ndan, Adana’nın Tepedağı’na kadar her yeri bilen, her yere uğrayan bu moruk kimdir, necidir?

Bir resmine bakarsanız Havarilere, öteki resmine bakarsanız Rasputin’e benzeyen bu iskambil papazı, aramızda nenin nesidir… Bunu hiç merak etmediniz mi?

Siz bırakın da ben söyleyeyim onun kim olduğunu :

O, Haçlı Seferleri’nden kalma bir kılınç artığıdır. O zaman silahla giremediği yerlere, şimdi beyaz sakalıyla, saygılar ve sevgiler toplayarak girebiliyor.

O, evimize girerken eşeğini kapımızın halkasına bağlayan bir Piyer Lermit’tir… Kardeşlerini Kutsal Savaş’a hazırlamaktan geliyor.

O, adıyla sanıyla bir misyonerdir ki, kılığını değiştirmiş… ve bizi avlamaya, kucağında getirdiği oyuncaklarla en can alıcı noktamızdan, çocuklarımızdan başlamıştır. Bu cömertliğinin karşılığını istemeyecek mi sanıyorsunuz, fedakarlığının sebebini düşünmediniz mi?

Bırakın, onun hakkından ben gelirim. İşte sakalını çekince gördünüz…sakalı elimde kaldı ve altından Lücifer (şeytan) çıktı. Bilirsiniz ki, câsuslar da kıyafetlerini ekseriyâ böyle değiştirirler. Bu mezar beğenmeyen hotrlağa, ya mezarını gösterin, yahut bırakın: Haçında çarmıha gereyim onu.

Tehlikeyi sezer de kendiliğinden gitmeye kalkarsa çıkarken ceplerini yoklamayı unutmayınız: Muhakkak bir şeyinizi almıştır.!
(A.Nihat Asya)

Toplam Okunma 887 Bugün Okunma 1

Aşûre Günü – Aşûre Günü Ne yapılır?

Aşûre Günü

Muharrem’in 10′uncu günü Aşûre günüdür. Aşûre gününde çok büyük ve mühim hâdiseler meydana gelmiştir.

Fakîh Ebu’l-Leys Semerkandî Hazretleri’nin beyânına göre Aşûre günü meydana gelen hâdiselerden bazıları şunlardır:

  1. Yerlerin ve göklerin yaratılması,
  2. Hz. Âdem (a.s.)’in tevbesinin kabul edilmesi,
  3. Hz. Musa (a.s.)’nın Firavn’ın şerrinden kurtulması ve Firavn’ın helak olması,
  4. Hz. İbrahim (a.s.)’in dünyaya gelmesi ve ateşten kurtulması,
  5. Hz. Eyyûb (a.s.)’un hastalıktan şifâ bulması,
  6. Hz. Yûnus (a.s.)’un balığın karnından kurtulması,
  7. Hz. Süleyman (a.s.)’a saltanat verilmesi,
  8. Hz. Nuh (a.s.)’un gemisinin karaya oturması,
  9. Hz. Hüseyin (r.a.)’in şehid edilmesi ve
  10. Kıyâmetin kopması da Aşûre günü olacaktır.

Aşûre Günü ne yapılır?

a – O gün, eve ufak-tefek erzak alınırsa, bir sene boyunca evde bereket olur.
b – En az 10 müslümana birer selâm veya bir müslümana 10 selâm verilir. Fakir-fukarâ sevindirilir.
c – O gün gusledenler, bir sene ufak-tefek hastalık görmezler.
d – 10 defa şu duâ okunur:

سُبْحَانَ اللهِ مِلاْءَ الْمِيزَانِ وَمُنْتَهَى الْعِلْمِ وَمَبْلَغَ الرِّضَى وَزِنَةَ الْعَرْشِ

„Sübhânallâhi mil’el mîzân. Ve müntehel-ılmi ve mebleğar-rızâ ve zinetel-arş“

e – Yine Aşûre gününe mahsus olmak üzere kuşluk vaktinde 2 rek’at namaz kılınır. Her rek’atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 50 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namazdan sonra 100 defa:

اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَآدَمَ وَنُوحٍ وَاِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى وَمَا بَيْنَهُمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسَلِينَ صَلَوَاتُ اللهِ وَسَلاَمُهُ عَلَيْهِمْ اَجْمَعِينَ

„Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin ve Âdeme ve Nûhın ve İbrâhîme ve Mûsâ ve Îsâ ve mâ beynehüm minen-nebiyyîne vel-mürselîn. Salevâtullâhi ve selâmühû aleyhim ecmaîn“

f – Öğle ile ikindi arasında 4 rek’at namaz kılınır. Beher rek’atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 50 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namazdan sonra:

70 İstiğfâr-ı şerîf,
70 Salevât-ı şerîfe,
70 defa:

لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ

„Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym“ okunur.

Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)’in hidâyeti ve halâsı (kurtuluşu) için duâ edilir

Toplam Okunma 990 Bugün Okunma 2

İlaçlara Dikkat!

Tedavi amacıyla kullanılan fakat tam anlamıyla bir yıkım olan ilaçlardan bahsetmek istiyorum ve belirtmek istiyorum ki, artık günümüz tıbbıyla hastalıkların giderilmesi, hastaların iyileşmesi gibi bir mevzu bahis değil. Allah(c.c.)’ın bize rahmet ve aynı zamanda imtihan için gönderdiği hastalıklara ağrılara sabredemeyip hemen ilaca başvuruyoruz.

Mesela; bir ağrı kesici aldığımızda ağrıyan yerimiz uyuşuyor. Bizde zannediyoruz ki, ağrı faktörü ortadan kalktı. Hayır,tam tersine o faktöre bir darbede biz uyguladık ve zamanla o aldığımız ağrı kesicinin dozajını beyin kabul etmeyecek, daha fazlasını isteyecek. Ondan sonrası malum,başka ilaçlarda çare aranacak ve bu böyle devam edecek. Tedavi hususunda bana çok itiraz eden oluyor bilim ne güzel bulmuş çaresini, neden boşuna ağrı çekelim ki? yada neden daha fazla hasta kalalım ki? diyorlar.

Evet; Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’de; “Tedavi olun.” buyurmakla beraber, haram ile tedavi olunamayacağını da bildirmiştir. Bugün aldığımız ilaçların içeriklerini doktorlar bu kadar önemsemezken,bu ilaçları sanki ilahi emirmiş gibi,ihmal etmeksizin almamamız ne oluyor? Ne kadar helal? Hiç araştırmıyoruz. hazıra konmaya o kadar alışmışız ki, şüphe duyamıyoruz bile.

Bu ilaçların geliş yeri neresi,diye soracak olursak hemen altından yahudiler çıkıyor. onlar bizi ve neslimizi zehirlerken biz daha fazlasını istiyoruz. Kendi elimizle kendimizi zehirliyoruz. Sığırlarda deli dana hastalığı görüldüğü için bundan 15-20 sene önce FDA (ABD Gıda ve İlaç İdaresi) sığır ithalatını kesti.

İlaçlarda bundan sonra domuz jelatini kullanacakları kararına vardılar ve bunu bildirdiler. Evet, durum böyle olunca şifa niyetiyle kullandığımız bütün o ilaçlara haram şüphesiyle bakıp, tekrar düşünmemiz lazım. Bugün eczacıların söylediği bir şey var, dünyada silah sektöründen sonra en çok yatırım yapılan sektör ilaç sektörüdür. Silahların insan üzerindeki etkisi ne ise,ilaçlarında bunun gibidir hatta daha beterdir. Çünkü silah en azından, ilaç kadar kolay ulaşılan birşey değil. Şimdi Afrika’ya yardım amacıyla koli koli ilaç dağıtıldı ama zannedilmesin ki tedavi amacıyla. Ne amacıyla olduğunu bu ilaçları üreten,gönderen şahısların kimliklerine bakıp öğrenebilirsiniz. Kuran-ı Kerim’de de bildirildiği gibi bize onlardan hayır gelmez. Onlar ancak birbirlerinin dostudurlar.


Amerikada gözlenen bir olayı naklediyim. Bundan ne kadar önceydi hatırlayamıyorum ama. ABD de bir dönem çocuklara karma aşı uygulanmaya başlanmış. Çocuklarda otizmin %70 arttığı görülmüş ve araştırılmış. Sebebinin bu aşılar olduğu tespit edilmiş ve bu aşılar Türkiye ye gönderilmiş. Bu olaydan sonra Amerika da otizm %70 azalırken Türkiye’de aynı oranda artmış.Bu bile bize ilaçlar ve aşılara ne gözle bakmamız gerektiğini bildiriyor.

Dr. Aydın Salih‘in kitabından bu konuda bizi aydınlatacak bazı alıntılar yapmak istiyorum “Tıp literatürüne bakıldığı zaman ise şu sonuçlara ulaşılır; Bazı ilaçlar kemik iliği hücrelerinde DNA ve RNA sentezini engelleyerek kan üretiminin azalmasına veya anormal hücre üretimine,bunun sonucunda lösemi ve anemilere sebep olurlar (kloramfenikol, oksasilan, isoniasid, sefalotin, fenindion, fenitoin, fenilbutazon gibi) Bazı ilaçlar bağışıklık sistemini baskılarlar.(Aminopirin,sulfanamidler,propiltiourasil,methimasol) Alyuvarların parçalanmasına (Hemoliz)sebep olan kırktan fazla ilaç vardır:

Aspirin,sulfanamidler,sulfonlar,nitrofuranlar,kinin,klorokin,primakin,fenilhidrazin,probenesid,
dimerkaprol,kloramfenikol gibi.buda bazen kalıcı bazen geçici anemilere sebep oluyor.

Bazı ilaçlar (fenicetin,sulfonamidler gibi) ve pek çok gıdada bulunan kimyasallar (anilin boyalar,nitrit ve nitratlar gibi)“ ve daha şu anda sayamayacağım bir sürü zararı olan ilaçlar.Mesela büyük yıkımlara yol açan binlerce kitap arasından,depresyon tedavisinde en çok kullanılan ilaçlardan olan Seroxat tan bahsetmek istiyorum.Seroxat:Depresyon ilaçlarında kullanılan parasodin maddesinin yan etkileri üzerine Norveçli bilim adamları tarafından bir araştırma yapılmıştır.

Depresyon tedavisi gören 1500′den fazla hasta üzerinde yapılan araştırmada,
`Seroxat`kullanan 7 hastanın intihara teşebbüs ettiği ortaya çıkmıştır.

Ruh Sağlığı Örgütü MIND,yaptığı araştırmaya göre,Seroxat kullanan hastaların %50’sinin kendisine zarar verme ve intihar eğiliminin arttığını bildirdi.Örgüt ilacın satışının durdurulmasını istedi.Ama bu Türkiye de senelerce satılan bir ilaç,daha birkaç sene öncesine kadar bu ilacın uzun zaman müdavimi olan kişiler tanıyorum.

Bunun için bir daha sormamız gerekiyor kendimize ”Ben kendime ne yapıyorum?” diye.
Amaç hastalıkları yok etmek gibi gözükse de tıp tarihi bize acımasızca göstermektedir ki; vücuda kimyasal maddeleri sokmak ve vücudun dolaşım sistemi,solunum sistemi gibi sistemlerinin işlevine bilinçsizce müdahale etmek akıllıca bir iş değildir.Sistemlerde, organlarda ve hücrelerde her saniye meydana gelen aklın alamayacağı kadar karmaşık, muhteşem ve sonsuz işlemi kontrol etmeye hiçbir insanın aklı ve gücü yetmez, yetmeyecektir!!!

Toplam Okunma 664 Bugün Okunma 0

Birbirimize Dua Edelim!




Irak’ta yetişen velîlerden
Mimşâd-ı Dîneverî” hazretleri, bir gün sevdiklerine;


– Birbirimize dua edelim, buyurdu.
Âlimin ve garibin duası makbuldür.
– Nasıl dua edelim? dediler.
– En güzel dua, “Allah senden râzı olsun!” demektir.


Ve ekledi:

- Allahü teâlâ, kıyamet
günü herkese; “Nasıl yaptın?” değil, “Niçin yaptın?” diye soracaktır.
– Niçin yaptın mı?
– Evet. Yâni “Ne niyetle yaptın?” diyecektir. Onun için her işimizi “Allah için”
yapmaya bakalım.
Şöyle devam etti:
– Müminleri Allah için seviniz. Çünkü âhirette, birbirini Allah için seven
Müslümanlara azab yapılmayacaktır.

Mümin kimdir, biliyor
musunuz?
– Kimdir efendim?
– Mümin, kimseye yük olmayan, herkesin yükünü çeken, güler yüzlü insan demektir.


Bir gün de sohbetinde;
– Şeytan, nefis ve kötü arkadaşın zararından kurtulmak isteyen, “ilmihal”
okusun, buyurdu. Çünkü İslâmiyeti bilmeden bir yere varılamaz.
Ve ekledi:
– Büyüklerimiz; “Dînini bilmeyenin, dîni yoktur” buyurmuşlardır.
Melekler imrenir
Bir gün de talebelerine;
– Bir araya geldiğinizde İslâmiyetten konuşun. Yahut bir “ilmihal kitabı”
okuyun.
Ve ilave etti:
– Allah rızası için üç beş kişi bir araya gelir de Allahtan ve Peygamberden
bahsederlerse, gökteki melekler onlara imrenirler.

En büyük nîmet

Bir gün de sohbetinde;
– Kardeşlerim, nîmet ne kadar büyükse, şükür de o kadar çok olmalıdır, buyurdu.
– En büyük nîmet nedir? dediler.
– “Doğru îman” sahibi olmaktır. Ölümden sonra sonsuz bir hayat var. Orası için
hazırlanın.
– Nasıl hazırlanalım efendim?
– Allahü teâlânın dînini öğrenin. Bize ne emretmiş? Neyi yasak eylemiş? Bunları
öğrenip, gereğini yapın ki, en iyi hazırlık budur işte

Toplam Okunma 573 Bugün Okunma 2

Bir Üniversite Talebesine Nasihatler

Adapazarılı bir zat olan Osman Eslek, Ziraat Fakültesi’ne devam ettiği yıllarda, Süleyman Efendi (k.s) Hazretleri’nin yanında ve himayesinde bulunuyordu. Süleyman Efendi(k.s)‘nin, akrabalarından olan bu genç talebeye, beş maddelik bir nasihati vardır ki, bütün üniversite talebelerinin hatta tüm Müslümanların dikkatle öğrenmek ve uyması gereken düsturları ihtiva etmektedir.

Süleyman Efendi Hazretleri(k.s), nasihatleri sıralamadan önce de “Evladım, bu beş hususa riayet edersen, hem cemiyette itibarın hem de âhirette yerin iyi olur.” buyurmuşlardır. Beş maddede toplanan bu güzel nasihatler, şöyledir:


1- Allah yolunda ol, dosdoğru ol, verdiğin sözün eri ol. Evladım, ağzın laf ediyorsa, dilinle doğru ol, sözünle doğru ol. Sana inanan kişilere karşı sözünden cayma. Eğer sözünü tutarsan “söz” olur ve seni cennete götürür, tutmazsan “köz” olur. Elinle doğru ol. Kolunu, muzırda değil; yardım işinde kullan. Tartıyla iş yapıyorsan terazinde, ölçüyle iş yapıyorsan metrende ve litrende doğru ol. Doğrunun doğruluğu bütün sülâlesine akseder, hepsini hayra götürür.


2- İnsanları sev ve kimseyi kendinden alçak görme. Tevazu sahibi ol, zira en hâlis ziynet alçak gönüllülüktür. Mütevazı olan kimse, en güzel ziyneti takınmıştır. Kimseyi kendinden aşağı görme. Hayatta haset etmeden say, kıskanmadan sev. Bazı insanlar, başkasındakini istemez. Öyle olma. Gıpta et; fakat haset etme. Zira Allah’ın huzuruna fesatla çıkılmaz. Memur olduğun zaman sana gelen vatandaşlara sakın yüksekten bakma, yanına geleni ayakta bekletme. Yanında, daima bir sandalye bulundur ve oturtuver. Biraz dinlendirdikten sonra hâlini sor, işini hallet. Sakın ha, “Bugün git yarın gel.” deme! İşini, o gün bitir. Eğer öyle yapmazsan on parmağım yakanda olacaktır. Eğer memursan ve başında müdürün varsa, haset etmeden say, kıskanmadan sev. İnsanlar muhteliftir. Bazısı daha kabiliyetli, bazısı daha yakışıklıdır. “Ben niye onun yerinde olmayayım” deme, elindekinden de olursun. “Allah bana bir verirse, arkadaşıma, komşuma iki versin” diye düşünürsen, seninki üç olur. Eğer arkadaşın veya komşun böyle düşünmüyorsa, onunki ikide kalır. Senden daha iyi hizmet edecek olan varsa, makamını ona ver. İşte vatanperverlik budur.


3- Çalışkan ol, üretici ol. Zira Peygamber Efendimiz “Çalışmak ibadettir” buyuruyor. Evladım, alın teri olmadan hiçbir şeyin kıymeti bilinmez. Tarlanı ek, mahsulünü al, komşuna ver, ağaç dik… Sadaka–i cariye, iyi evlat yetiştirmek, ilmî eser bırakmak ve ağaç dikmektir ki, ağaç dikmek en efdalidir. Bunun için biz, heykel dikmeyeceğiz, yeşil ağaç, yeşil abide dikeceğiz. Canlı ağaçlar yetiştireceğiz.


4- Bildiğini öğret, temiz ol ve temizliğinle örnek ol. Münevver kişi, münevvir kişi demektir. Öyleleri var ki, üç fakülte bitirir de, hasedinden, kıskançlığından (dolayı) hiçbir şey öğretmez. Gerçek münevver, bildiğini yapan ve öğreten kişidir. Temizlik ibadettir ve imanın yarısıdır. Eğer sokakta birisi hata yapmışsa (yola pislik atmışsa), sen onu ayağının ucu ile örtüver…


5- Günde en az bir kişiye iyilik et, gönlünü al. Çünkü cennetin yolu, gönül almaktan geçer. Gönül almak, cennetin Firdevs kapısını açmaktır. Bu beş maddenin en kolayı, fakat en “içten geleni” de budur. Bir gönül kazanmak, 40 vakit namaza bedeldir. Bir gönül kırmak ise, 40 vakit namazın sevabını kaybettirir. Ben sabahları kalkarken, “Ey Allah’ım, bana, bugün bir kişiye iyilik yapmak nasip eyle” diye dua ederim. Evden çıktığında veya eve dönerken karşından gelen ilk kişiye selâm ver. Onun vermesini beklersen olmaz, evvela sen ver. İşte o zaman, o da sana karşılığını verecektir. Veren el, alan elden, sunan gönül, alan gönülden azizdir…

(daha fazla…)

Toplam Okunma 1662 Bugün Okunma 1

Sayfa 1 / 1712345»...Son »